10 Temmuz 2007

KİTAPLAR VE PUF EKMEKLER

En son Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar" adlı kitabını okudum. Bu kitabı okumak epey yorucu idi. Tutunamayanlar kitabı yazarın Üniversite'den çok sevdiği bir arkadaşının intihar ettiğini öğrenmesiyle başlayan monolog tarzı konuşmalardan oluşuyor. Sıkıntılar, buhranlar, monologlar... Yürüyen, güzel olabilecek bir yaşamdan kendini soyutlayanlara, yani yazarın deyimiyle "tutunamayanlara" adanmış bir kitap... 724 sayfadan oluşuyor ve iletişim yayınlarından yayınlanmış.
Kitabı okurken yazarın kültürel bilgisi ortaya çıkıyor. Yaklaşık 30 yıl önce yazılmış bir kitap olması itibariyle, yazıldığı dönemde büyük yankı uyandırmış. Türk Edebiyatına farklı bir boyut sunduğu için eleştirilerin yanında büyük övgülere sahip olmuş.
Yazar Oğuz Atay'ın genç sayılabilecek bir yaşta ölümü ise üzüntü verici. Kitaplarının çoğu ölümünün ardından yayınlanabilmiş.

Geçtiğimiz pazar günü Beyazıt'a gidip iki yeni kitap aldım kendime.

Halil Cibran'ın kitaplarını üniversiteden bir arkadaşım çok beğenerek neredeyse bütün kitaplarını okumuştu. Aynı övgülere Sevgili Hülya'nın sayfasında da rastlayınca gizem dolu bu yazarın kitaplarından birini okumak şart oldu. İlk kitabı olarak "Ermiş"i seçtim. Bunun yanında bir de Elif Şafak'tan bir kitap aldım; Pinhan. Bu kitabı Mevlana Büyük Ödülü'nü almış. Elif Şafak'ın şimdiye kadar okuduğum kitapları hep günümüz zamanında geçen romanlardı. Pinhan kitabı farklı olarak, eski zamanlarda geçiyor.

Bir de hamileliğin 7.ayına geldiğimden, bebek bakımı ile ilgili bir kitap okumamın iyi olacağını düşünerek, marketlerin birinde gözüme çarpıp da aldığım kitap var:) Henüz doğum iznine ayrılmadım ama ayrıldığım vakit kitap okuyacak bol bol vaktim olacağını düşünüyorum:) Bir de bebek ve hastane hazırlığı yapmak gerekiyor. O kadar rahat bir haldeyim ki, bana kalsa evde doğuracağım sanırım:) Normal doğum için ısrar ediyorum ve sırf bunun için doktor değiştireceğim. Benim gibi normal doğum taraftarı bir doktor arayışındayım. Bu konuda ki fikir ve önerilerinizi lütfen yazın bana arkadaşlar...

Gelelim ekmek tarifimize... Bu konuda en iyi kaynak tabi ki Ekmek Kokusu... Tarife miss kokulu ekmeklerin arasından ulaştım. Yarım ölçü yapıp 6 adet puf puf süt kokulu ekmek elde ettim. Eşim boş boş bile yeneceğini söylüyor. İçine birşey koymaya gerek yokmuş:)

YORK SHIRE PUDING= PUF PUF EKMEKLER

Malzemeler: (Yarım ölçü için, 6 adet çıkıyor)

  • 2 yumurta
  • 1 cup un( büyük bir su bardağı kadar)
  • 1 cup süt(büyük bir su bardağı kadar
  • yarım çay kaşığı tuz


Yapılışı: Yumurtaları mikserde yarım dakika iyice çırpın. Ardından sütü ekleyip bir yarım dakika daha çırpın. Un ve tuzu ekleyip 2 dakika boyunca kremamsı bir hal alana kadar çırpmaya devam edin. Yağlanmış muffin kalıplarına döküp. 200 derecelik ısıtılmış fırında pişirin. Yarım saat sonra puf puflar hazır:) İçine reçel, ya da peynir koyup güzel bir kahvaltı yapabilirsiniz. Afiyet olsun...

ÇİKOLATALI YENİ TATLAR

Çikolatalı tarifler ile aram pek iyi değildi, çok isterdim ben de bir çikolata tutkunu olmayı, bir parça çikolatayı ağzıma attığımda, erimesiyle birlikte mutluluk hormonlarımın hareketlenmesini:)

Oysa ben çikolata yerine meyveli-tarçınlı bir tartın ağzımda dağılmasıyla mutlu olabilirim. Bunun için en ideali elmalı tart ya da kurabiyedir benim için.

Ta ki düne kadar...

Meğer çikolata pek yaraşırmış pastalara keklere, hele de krema halinde ise...

Cupcakeleri görür görmez vuruldum. Bu konuda epey araştırma da yaptım sayılır. Sadece cupcake ürünleri satan dükkanlar olduğunu öğrendim yurt dışında... Boyut Yayınlarının Tatlılar kitabından Sütlü Çikolatalı Kek'in resmini görünce evet işte bunu yapmalıyım dedim. Evvelsi gün benmari tenceresi sürekli kaynadı durdu, üzerinde çikolatalar uslu uslu eridi. Aklımda cupcake dışında bir çok yeni tarif deneme fikri de geçiyordu bu esnada. Örneğin, taze vişnelerden brownie yapmak vardı. Lakin istediğim tarifi bulamamışdım. Böylece kitapta ki tarife vişne suyu ve vişne taneleri ekleyerek kendi tarifimi oluşturdum ve sonuçtan çok memnun kaldım.

SÜTLÜ ÇİKOLATALI CUPCAKE:

Malzemeler:

  • 100 gr sütlü çikolata (küçük karelere bölünmüş)
  • 100 gr tereyağı ya da margarin(küçük küplere bölünmüş)
  • 1 su bardağı toz şeker
  • Yarım çay bardağı vişne suyu(ben ekledim)
  • 1 su bardağı çekirdeği çıkarılmış vişne taneleri(ben ekledim)
  • 1.5 su bardağı un ( akışkan kek kıvamını bulmak için miktarı artırabilirsiniz)
  • 2 yumurta
  • yarım paket kabartma tozu

Üstünde ki Krema İçin:

  • 80 gr sütlü çikolata
  • 2 yemek kaşığı süt kreması(sıvı krema)

Yapılışı: Benmari usulü çikolata ve tereyağını eritin ve karıştırarak ılınmasını sağlayın. Yumurta ve şekeri ayrı bir kapta çırpın. Çikolatalı karışımı ekleyin. Ardından vişne taneleri ve vişne suyunu ekleyip karıştırın(dibe çökmelerini önlemek için vişneleri bir miktar una bulayıp da ekledim). En son kabartma tozu ile unu birlikte ekleyip hamuru karıştırın. Akışkan bir kek hamuru elde edeceksiniz. Karışımı aliminyum cupcake kalıplarına paylaştırın. Ya da muffin kalıbının içine muffin kağıtlarından yerleştirip de yapabilirsiniz. Kalıpları tam ağzına kadar doldurmayın ama eksik de doldurmayın. Kekin pişerken kabarıp kalıbın dışından kendini göstermesi lazım ki çikolata sosuna batırabilesiniz. Benim kalıplarım büyük olduğu için 11 adet cupcake elde ettim. 160 derecelik fırına sürün. 20-25 dakika kadar pişirin(Kürdan temiz çıkmalı). Kekler soğurken benmari usulu kremayı ve çikolatayı birlikte karıştırarak eritin. Eridikten sonra tencereden çıkarıp karıştırarak soğumasını bekleyin. Ilıdıktan sonra kekleri bu karışıma batırıp çıkarın. Üstlerini inci şekerlerle süsleyebilirsiniz. Tarifte altın yaldızlı kağıt kullanılıp altın renkte inci şekerlerle süslenmişti. Afiyet olsun.

ÇİKOLATALI COOKIES

Bu da diğer çikolatalı lezzet. Çok yabancı kelime geçti biliyorum ama hoşuma da gidiyor "cookie" demesi:) Türkçesini düşününce "Silindir Kurabiye" geliyor aklıma...
Silindir kurabiyenin tarifi de burada.. Pastacı Burcu'nun Çatlak Kurabiyelerine göre benim kurabiyelerim pişerken çok yayıldılar ve bu hali benim daha çok hoşuma gitti. Burcu tarifinde kurabiye hamurunun dolapta bekletme süresini 15 dakika kadar belirtmişti ben ise 1 gün kadar beklettim:) Bu durum kurabiyelerin bu kadar yayılmasını sağlamış olabilir.

Bir fincan kahvenin 10 milyon civarı olduğu, bu aralarda her yerde türeyen ünlü mekanlarda satılan cookieler gibi oldu bu kurabiyeler. Peki ya kahveler, onun da çaresi var. Farklı aromalarda ki kahve çekirdeğini kendim alıp çektirdim, filtre kahveyi evde hazırlayabiliyorum böylece.... Yanına da ikişer kurabiye eklersek, 30 milyon tasarruf etmiş oluyoruz iki kişi için:) Ayaklarını uzatarak rahat ev ortamında içmek de cabası:)

Çay ya da kahve eşliğinde ufak ufak kurabiyeler tırtıklanırken, yeni alınmış bir kitabın heyecanla ilk sayfası açılır...

8 Temmuz 2007

VİŞNELİ BULUT VE KABAKLI PAY

Bu haftasonunun gelişiyle hayallerimin bir kısmını gerçekleştirdim. Cumartesi akşam yapacağımız piknik, bana yeni tarifler deneme fırsatını verdi.
İşte iki yeni tarif:
Sofra Dergisinin geçen ay ki sayısından Kabaklı Payın ismi bana kalsa Kral Tacı olabilirdi. Görüntüsü kral tacını anımsatıyor bana çünkü:) Tarifte ben kendime göre değişiklikler yaptım, pastırma yerine yağda çevirilmiş sucuk kullandım ve kırmızı biberleri tariften çıkardım. Dergide bu tarifi görünce ilerde yaparım diye düşünmüştüm. Sonrasında tarifi Gül Hanım'ın sitesinde görünce tarifi denemek için hevesim arttı. Bu haftasonu da hevesimi gerçekleştirmiş oldum. Sunum açısından çok güzel bir tarif...

Ve tatlımız geliyor. Bu tarif de Dr. Oetker'e ait, Arzu'nun sitesinde elmalı halini görmüştüm. Evde ki taze vişneleri değerlendirmek istedim ve Elmalı Bulut'u Vişneli Bulut'a çevirdim. Güzel bir isim, üstünde ki beze bulutumsu bir görünüm veriyor.

Ve işte alelacele kurulmuş piknik soframız... Sofranın ucundan kameraya doğru sayar isek menümüz: Kıymalı Su böreği, Kısır, Zeytinyağlı Kuruluk Dolması ve Sarma, Gavurdağı Salatası, Zeytinyağlı Fasulye, Kabaklı Pay, Peynirli Poğaça, Patates Salatası, tatlı olarak da Meyveli Tavukgöğsü ile Vişneli Bulut:)
Bunların hepsini ben yaptım zannetmeyin. Sadece Vişneli Bulut ve Kabaklı Pay bana ait, diğerlerini iki arkadaşım yaptı... Hanımlar elele verip bu sofrayı oluşturduk. Sofrayı kuran Emel arkadaşıma çok teşekkür ediyorum. Benim gibi o da hamile... Her seferinde diyoruz birşey yapma biz gelirken diye ama bizi hiç dinlemiyor.

Pazar akşam da eltimlerle piknik yaptık. Eltim birşeyler hazırlayacağını söyledi ama ser verdi sır vermedi:) Hiç aklıma gelmeyecek birşey yapmıştı. Memleketi İnebolu olmasına rağmen, benim annemden görüp öğrendiği İçli Köfteyi yapmıştı. Bizim bir İçli Köfte oyunumuz var, onu da uygulamayı ihmal etmemişti. İçli Köftelerin bir tanesine kıyma yerine farklı birşey olarak sucuk koymuştu. Bu köfte kime çıkarsa dondurma ısmarlıyor diye de dileğini belirtmişti. Sucuklu köfte eşime çıktı:) Esasında bu köfte kime çıkarsa o kişi çok kısmetlidir anlamına geliyor.

Eltimle ayda bir içli köfte günleri düzenlemeye karar verdik. Eşlerimiz çok seviyor çünkü... İçli Köftenin yapımı uzun ama pişirildikten sonra tükenmesi 10 dakikayı geçmiyor:) Sıra geldi tariflere...

KABAKLI PAY: (10 kişilik)

Malzemeler:

  • 12 adet milföy yaprağı
  • 15 dilim sucuk(yağda çevrilmiş)/bunun yerine pastırma da kullanabilirsiniz
  • 2 adet kabak
  • 1 su bardağı mısır unu
  • 1 su bardağı su
  • 2 su bardağı kaşar rendesi
  • 1 yumurta
  • Üzerine serpmek için haşhaş tohumu

Yapılışı:

Milföyleri yağladığınız kelepçeli kalıbın önce yanlarına sonra tabanına döşeyin. Yağda çevrilmiş sucukları bir sıra dizin. Üstüne 1 su bardağı kaşar rendesini serpin. 1 su bardağı su ile açtığınız mısır ununu kalıba yayın. Kabakları uzun dikdörtgen şeritler halinde kesip az yağda kızartıp kalıba dizin. 1 yumurta ile karıştırdığınız 1 su bardağı kaşar rendesini serip en üste de haşhaş tohumları serpin. 180 dereceli fırında milföyler ve payın üzeri kızarana kadar pişirin. Sıcakken servis yapın.

VİŞNELİ BULUT (9 kişilik)
Kek tabanı için:

  • 3 yumurta sarısı
  • 30 ml su
  • 150 gr şeker
  • 1 paket vanilya
  • 50 gr erimiş margarin
  • yarım paket kabartma tozu
  • 50 ml süt
  • 200 gr un

Vişneli orta kat için:

  • 2 su bardağı çekirdeği çıkarılmış vişne
  • 3 yemek kaşığı toz şeker
  • Araya serpmek için 1 çay bardağı fındık kırığı

Üzeri için:

  • 3 yumurta akı, 100 gr toz şeker, bir tutam tuz

Yapılışı: Yumurta sarıları, şeker, su ve vanilyayı mikserde çırpın. Margarini eritip ekleyin, sütü ekleyin, çırpın. Un ve kabartma tozunu da ekleyip çırpın. Yağladığınız tepsiye dökün(Ben 27x27 cmlik kullandım). Keki fırında 180 derecede pişirin. Kek pişerken harcınızı hazırlayın. Vişnelerin üzerine 3 yemek kaşığı şeker serpip hafif pişirin, soğutun. Kekin üstüne vişneleri yayın. Bir tutam tuz serptiğiniz yumurta aklarını mikserle kar haline gelen kadar iyice çırpın. Şekeri azar azar ekleyin. Kremamsı bu karışımı vişnelerin üzerine yayın. Kaşığın tersini batırıp çekerek bezeye şekil verin. 180 derecelik fırının kapağını açık tutarak bezenin pişmesini bekleyin. Beze kısa süre içerisinde rengini değiştiriyor. Esasında beze düşük sıcaklıkta uzun sürede yapılır ve çıtır çıtır kuru olur. Bu tarifte ısı yüksek ve süre kısıtlı olduğu için beze kremamsı bir halde kalıyor. Fırından çıkarıp soğuttuktan sonra servis yapabilirsiniz. Afiyet olsun.

Tarifin orjinalinde vişne yerine 5-6 ortaboy elma soyulup rendelendikten sonra aynı miktar şekerle birlikte pişirilir. Bir tatlı kaşığı da tarçın eklenir.

Yeni tarifler devam edecek ;) Sırada ki tarifler ile çikolataya doyacağız.

6 Temmuz 2007

HAYALLERİM...

Bu aralar mutfağa girip deli gibi yeni tarifler uygulamak, mutfağımda ki tüm malzemeleri tüketircesine üretmek ve pişirmek istiyorum. Ama bu kadar şeyi kim yiyecek Pınar deyip hayalimden uyanıyorum:(

Sonra tekrar hayal kuruyorum, oğlum büyümüş annesinden mama istiyor.
-Anne bana meyveli turta yapsana, sen çok güzel yapıyosun:)
-Anne ben fırın sütlaç istiyorum. Babam gibi çok seviyorum, bol fındık olsun üstünde. Dışarda yememize izin vermiyorsun bari sen yap n'olur:) (Bu sözleri babası söylettiriyordur arkadan:))
-Off anne bu pizza harika olmuş, ay çok sıcak, dilimi yaktım:)
-Anne beslenme çantam için ne yapacaksın bu haftasonu...

-Anne hazır kekler nasıl oluyor acaba, hiç yemediğim için bilmiyorum. Seninkiler kadar güzel oluyor mudur:)

Bu diyaloglar sürüp gidiyor... Ben mutlu hamarat anne durumundayım. Yaptıklarım tüketiliyor. Pasta, kek, kurabiye yapmak için özel günleri, ya da gelecek misafirleri beklemem gerekmiyor.

Herkesin hayalleri farklı farklı, benim hayalim bu kadar sade işte... Mutlu olmak için çok şey gerekmiyormuş...

***Fotoğraflar internetten alıntıdır.

4 Temmuz 2007

İYİ Kİ DOĞDUN PUNTO AMCA

Bir şiir yazabilmek isterdim sana,
Güzel dizelerden oluşan,
Ama gelmiyor ne elimden ne de dilimden,
Tatlı, pasta sevsen bir pasta yapıverirdim,
Üstüne yazardım "Doğum günün kutlu olsun" diye,
Çok daha kolay olurdu belki bu benim için...
Ama biliyorum ki pasta sevmiyor, yemiyorsun...
Ben de senin tek sevdiğin şekerini eklemek istedim buraya,
Biricik Mete'yi...
El çırpıyor, sana bakıyor ve şöyle diyor
İyi ki doğdun Dedecim...
Ben de katılıyorum söze o el çırparken ve son dizelerimi ekliyorum...
Doğum günün kutlu olsun Punto Amca....
Kendiliğinden bir şiir yazmışım bakıyorum,
Oysa ki yazamam demiştim başta...
Çelişiyorum ama
Mutluyum yine de
Bir şiir armağan edebildiğim için sana

22 Haziran 2007

KISA BİR ARA....

Kısa bir ara verip İstanbul'dan uzaklara gidiyoruz...

Bilin bakalım nereye:)

Geçen sene yavru olan kediciğin bu sene büyük halini kısmetse görmeye...

Annemin içliköftelerini yemeye...
ve bol bol kayısı yemeye gidiyoruz... :)


Her sabah fırından alacağımız sıcak pideleri özledim.

Annemin yemeklerini,

Akşamları rüzgarın serin serin esişini,

Yıldızların parlak halini görmeyi... Uzatsam elimi dokunacak kadar yakınlar...

19 Haziran 2007

MİNİ CHEESECAKE

Cheesecake i sevenler çok sever, sevmeyenler de bir türlü sevmez, ben ilk tadışta sevip bu lezzete bağlananlardanım. Limonlu Cheesecake en sevdiğim türü, Brownie cheesecake olarak çikolatalısını da denedim ama çikolata ile aram pek iyi olmadığından belki limonluda karar kıldım. Ama her seferinde aynı şekilde yapmak da istemiyordum, bir yandan yeni denemeler de yapmak istiyordum. Zinnur Hanımın tarifi bu arayışın sonu oldu. Mini cheesecakeler bir lokmalık, sunumu çok şık, lezzeti çok güzel. Bu mini cheesecakeleri Müge ile buluşmamız için yapmıştım. Limon tadını daha fazla alabilmek için limon suyunu daha çok katıp, biraz da nişasta eklemiştim tarife. Zinnur Hanımın belirttiği gibi ortaları çökmemişti, bu yüzden reçel bırakamamıştım ortalarına. Bu haftasonu tekrar yaptığımda limon suyu miktarını artırdım ama nişasta eklemedim. Bu sefer fırından çıkar çıkmaz içlerine bırakabileceğim reçel boşlukları oluştu.

Yanına da bir fincan kahve ya da çay, nasıl dilerseniz...
Bu arada Ayşem'in Bake Shop'unu ziyaret etmedi iseniz, hemen edin derim. Blog arkadaşlarına indirim de yapıyor. Muffin kağıtlarını oradan aldım, rengarenk çeşit çeşit modeller var daha... Çeşit çeşit kek, kurabiye kalıpları, pasta tart yapmak için aklınıza gelmeyecek yardımcı aletler var. Her işin kolayı olduğunu göreceksiniz. Bu renkli muffin kağıtlarımı çok sevdim ben, limonlu oldukları için sarı renkte olanlarını kullandım. Hatta bebek sepeti olarak renk renk muffinler yapmayı düşünüyorum:) Açık mavi olanlarını saklıyorum özellikle:)

14 Haziran 2007

BLOG ARKADAŞLIKLARI

Blog dünyasına girerken, hiç bu dünyadan arkadaş edineceğim aklıma gelmezdi... Önce Dilek ile tanıştık. Yüzyüze görüşme imkanı olmasa da çok şey yazdık, konuştuk. Tatil için Türkiye'ye geldi, buluştuk. Sanki bir kez değilde çok defa buluşmuşuz gibi geliyor bana:)
Sonra, Dilek'in vesilesiyle Punto Amca ile tanıştık. Punto Amca'da benim gibi blog dünyasına Dilek'in teşvikiyle başlamıştı. Punto Amcalar bize kahvaltıya geldi, biz onlara kahvaltıya gittik ve en son bu pazar yine buluştuk Punto Amcalarla. Bu sefer çocukları, gelinleri, kız kardeşi ve hatta torunu Mete ile de tanıştık.
İşte şirin Mete... Ağzıyla topu havada tutmayı başardığı anı eşim yakalamış. Dişleri fena halde kaşınıyor anlaşılan:)

Güzel bir yaz sofrası hazırladı eşi bizim için... Erikler masa da çok güzel duruyor. Punto Amca ve eşinin yanındayken o kadar rahat hissediliyor ki, sakinlik ve huzur yayılıyor. Mete geldikten sonra ise bu ortam birden değişiverdi:) Mete yeni yürümeye başlamış, yürümüyor koşuyor adeta... Tabi peşinden de koşturuyor, düştü düşecek, kafasını çarptı çarpacak korkusuyla. Şimdiden düşündürmeye başladı beni bu durum:) Rahat günlerin bitmesine 3 ay kaldı:) Şu an bebeğim benimle heryere geliyor, mama hazırlaması, ağlama derdi yok. Altını değiştirme sorununu da unutmayalım:)

Gelelim etamin resminde ki iki kıza... Bu kızlardan biri benim diğeri de Sevgili Müge... Herşey Müge'den bir mail gelmesi ile başladı, buluşma tekliflerini hep ben yaparken, buluşmak için bana teklif gelmesi beni çok sevindirdi. Haftasonunu bile bekleyemedim ve dün 5 çayına buluştuk:) Müge'nin güzelim keki ve benim mini cheesecake denemelerim ile çayları yudumladık. Müge bıcır bıcır, enerji dolu, çok içten, paylaşımcı ve dobra biri. İyi ki yüzyüze tanıştım dediğim 3 blog arkadaşımdan biri.

Dileğim bu değerli arkadaşlıkların güçlenerek devam etmesi zamanla... Ve yenilerinin eklenmesi belki de...

Aklıma Alpay'ın Eylül şarkısı geliyor, Sanem'i düşünüyorum aynı zamanda.... Beni etamin işlemeye teşvik eden ve gördüğünüz etaminin ortaya çıkmasını sağlayan kişi. O olmasaydı etamin benim için bir heves olup kalacaktı, ve diğer heveslerim gibi gelip geçecekti. Onun sayesinde etamin benim hobim oldu.

Şarkımı söylüyorum Sanem...

Eylül'de gel hmmmm, Eylül' de gel, Eylül'de gel...

11 Haziran 2007

Muzlu Pervane:)

Bu tarifi yaparken Zinnur Hanım'ın Çilekli tarifinden esinlendim. Onun pastasının etrafı çileklerle döşeliydi. Ben de muzlusunu yaptım. Kremasını evde bulunan Dr.Oetker'in pasta kremasını kullanarak yaptım. Bu kremayı alalı epey olmuş, bir türlü kullanamamıştım. Maalesef güzel bir krema olmadı, kendim hazırlamayı tercih ederdim. O yüzden siz Zinnur Hanım'ın verdiği krema tarifinden sakın şaşmayın. Bir kat keki 18 cm'lik kelepçeli kalıbımın tabanına yerleştirdim (Geçen hafta yaptığım çikolatalı kekin bir katı fazla gelince buzluğa kaldırmıştım. Onu kullandım). Biraz süt ve kayısı marmeladı ile keki ıslattım. Muzları kelepçeli kalıbımın iç çeperlerine yerleştirdim. Çırptığım kremayı döküp, kremanın iyice aralara girmesi için kalıbı bir kaç kez tezgaha vurdum(Zinnur Hanım'ın önerisi idi). Üzerine rende çikolata serpip bir sıra daha muz dizerek buzdolabında 4 saat kadar bekletilmesi gerekirken ben ancak 1 saat kadar bekletebildim. Bu pastayı eşimin halasına giderken yapmıştım. Buzdolabında fazla bekletemeden evden çıktığımız için, pastayı servis yaparken bir tarafında çökme belirtileri gösterdi. Siz çökmeyen sağlam kısmını görüyorsunuz:)

Pasta yapmak apayrı bir iş... Kek ve kremanın buluşması uyum içinde olmalı, süslemesi apayrı bir yetenek gerektiriyor. Evde bulunan malzemelerin dışında, ek malzemelere de ihtiyaç oluyor. Yaratıcılık, bilgi, deneyim ve hüner gerekiyor... Bütün bunlar zamanla deneme yanılma ile, okuyarak, araştırarak öğrenilecek şeyler... Hüner kısmı hariç, o apayrı bir şey:) Hünerli ellere sahip olmak için dua etmekten başka çare yok:)

6 Haziran 2007

Çilekli Kayısılı Muffin

Çileği kekin içinde çok seviyorum....Ama evde çilek çok az kalmış, çoğu çürümüş:( Ne yapmalı...
Kayısı var olmaz mı? Neden olmasın:)

Çilekli Kayısılı Muffin:

Malzemeler:

  • 2 yumurta
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • 1 su bardağı süt
  • 100 gr margarin
  • Bir avuç kadar çilek ve kayısı(küçük parçalara bölünmüş)
  • Koyu kek kıvamına gelene kadar un (2 su bardağı civarı)

Yapılışı: Yumurtanın sarısı ile aklarını ayırın. Aklarını mikser ile çırpın. Köpürüp üst kısmı katılaşıyor. Başka kapta yumurta sarılarını, sütü, şekeri, vanilyayı, unu ve kabartma tozunu mikser ile çırpın. Yumurta aklarını bu karışmıa ilave edin. Çilek ve kayısıları da ilave edip bu sefer kaşık yardımı ile karıştırın. Muffin kalıplarının içinde kağıt kalıplar bırakın. Bu kalıplara karışımı pay edin. Bu malzemeler ile 17-18 adet muffin çıkıyor. Önceden ısıtılmış 180 dereceli fırında muffinler kızarana kadar pişirin. Afiyet olsun...

Bu muffinler Pazar akşamı misafirlerim içindi. Diğer yapabildiklerim ise şöyleydi : Mercimekli köfte, pizza, kolay profiterol. Artık kendimi fazla yormamaya çalışıyorum, sonradan sırt ağrıları çekmemek için. Ben yorulunca bebeğin de yorulduğunu düşünüyorum.

Mercimekli köfteyi, Sofra dergisinin Haziran sayısındaki tarife göre, yarım ölçü yaptım.
Pazar günü Ebru atölyesinden koşturarak çıkıp Eyüp'ten Üsküdar'a geçen Vapura bindik. Çok güzel bir tur oluyor. Vapurun uğradığı duraklar şu şekilde: Sütlüce, Ayvansaray, Balat, Fener, Karaköy, Üsküdar. Üsküdar'da 1 saat kadar dolaştıktan sonra tekrar aynı vapurla geri döndük. Sabahtan sadece tatlıları yapıp, ardından kahvaltı sofrasını hazırlayıp, ufak bir ev temizliğinden sonra gezintiye çıkmıştık. Eve döner dönmez de aceleyle mercimekli köfteyi ve pizzayı yapmaya başladım. Pizza yapımında epey hız kazandım, hemen hamuru mayalayıp üstüne eklenecek malzemeleri ayarlıyorum. Bir tane davul fırınım var, tam bu işe göre kocaman tepsiyi çok güzel ve çabuk pişiriyor. Mercimekli köftede ise malzemeleri yıkayıp, el ile tek tek şekil vermesi epey uğraştırdı beni. Aman yetişsin yaptıklarım derken, sonrasında servis derken epey yorgun düştüm. Fotoğrafları çekecek halim kalmamıştı, onları da eşim çekti...

4 Haziran 2007

BİR EBRU MASALI...

Bir pazar günü Eyüp'te Mehteran Bahçesine gitmiş, bu Ebru Atölyesi ile karşılaşmış lakin fotoğraflayıp da sizinle paylaşamamıştım. Bu Pazar yolumuz tekrar düştü buraya ve hemen başladım fotoğraflarını çekmeye. Ufacık bir oda burası, içerde 5-6 kişiden fazla seyirciye yer yok. Neyse ki iki gidişimizde de gayet sakin sayılırdı. Atölyenin ufak penceresinden bir görünüm...

Ebru ustası Ali Çalışır, sürekli ebru yapıyor burada, ebru yapılışını aşama aşama fotoğrafladım. Önce tekneye boyalar serpiliyor. Çiçek ebrusu çalışırken zemini oluşturacak boyalar yapılıyor ardından çiçeği oluşturacak boyalara geçiliyor. Su yüzeyinde birdenbire bir lale beliriyor. Geleneksel çiçek ebrusunun da gelenekselini Lale deseni oluşturuyor. Menekşe, karanfil, sümbül, gül, papatya ise sonradan eklenenleri... Ben en çok menekşe desenlerini beğeniyorum. Maalesef Ali Bey'in bu şekilde çalışması yoktu gördüklerim arasında... Neden diye sormak da aklıma gelmedi. Şu an herşey su üstünde ki toprak ve boyalardan ibaret, birazdan bu güzel desen kağıt üzerine geçecek.Üzerine bildiğimiz fotokopilerde kullanılan türden beyaz kağıtlardan kapatılıyor. Teknenin boyutuna göre kağıtlar kullanılıyor. Kağıt şu an su üstünde yüzüyor.
Kağıt alt kenarlarından kaldırılıp teknenin kenarından sıyırılarak çıkartılıyor ve işte sonuç...
Ebru İngilizce'de "Turkish Marbled Paper" olarak geçiyor. Almanca ve Fransızca'da da aynı şekilde "Türk Mermer Kağıdı" anlamlarına gelecek şekilde isimlendirilmiş. Arka fon, mermeri anımsattığı için bu isimle anılıyor.

Ebru ustası Ali Çalışır biraz sitemlerinden bahsetti bana. Geleneksel Ebru Sanat Camiasından dışlanıp aforoz edildiğini, bunun sebebinin ise geleneksel yaklaşımın dışına çıkmasından kaynaklandığını anlattı. Benim aklıma da Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı kitabında bahsettiği aynı durum geldi aklıma, kitap boyunca "Bir minyatür sanatçısının tarzı olmalı mı, imzasını yaptığı minyatüre atabilir mi" konusu işleniyordu... Cevap ise sanatçıların ayrı tarzları olamaz, imza olamaz idi. Çünkü minyatür sanatı, yaratılanın bir yansıması olabilir sadece, yorum katılamazdı. Aksi durum Yaradan'a inkardan başka birşey değildir deniliyordu. Demek ki aynı durum Ebru sanatı için de geçerliydi. Ali Bey, dışlanmasına rağmen çalışmalarını sürdürüyor. Yaptığı gül deseni ebrusu Kültür Bakanlığından birincilik ödülü almış.
Örneğin, bir papatya ebrusu bu şekilde olmalıdır. Bütün yaprakları resme bakana dönmüş vaziyette, oysa ki bu karanfil ebrusunda çiçekler yandan görünüşleri ile de resmedilmişti ve geleneksel ebruculuğun dışında idi bu durum... Bu gül ebrusu Ali Çalışır'ın kendisinin geliştirdiği bir ebru türüymüş.

Bu atölyeden ebru da satın alabiliyorsunuz. Fiyatlar çok çeşitli; büyük boy ebruların fiyatı 30-40 milyondan başlayıp 300 milyona kadar çıkıyor. Yapılma zorluğu, üzerinde kusuru olup olmaması fiyatlandırmanın unsurlarını oluşturuyor.
Atölyeden ayrılırken Ali Bey'in düşünceli hali yansıdı fotoğraf kamerasına...
Ali Bey sadece Pazar günleri bu atölye de bulunuyormuş, diğer günler ne yapıyorsunuz diye sorduğumda muhasebecilik cevabını alınca epey şaşırdım. Haftanın üç gününü ebru sanatına ayırabiliyormuş. Sohbet uzadıkça uzuyordu, eşim kapıdan seslenip vapuru kaçırıyoruz hadi deyince gözlerim Ebru sayfalarında, istemeye istemeye ayrıldım bu güzelim bahçe içinde ki mekandan...

3 Haziran 2007

Kirazlı Çikolatalı Pasta

Her pasta kendi başına bir oyun benim için, öncesinde çok düşünüp taşınıp planlar yaptığım ama her seferinde de doğaçlama gelişen... Oynandığı vakit oluşuyor kuralları, çizgileri...


Önce doğumgünü olan arkadaşın frambuazlı çikolatalı pasta sevdiği öğrenilir, çünkü eve ne zaman pasta alsa bu çeşidi alıyordur. Ama evde frambuaz olmadığından ve gidilen büyük markette de bulunamadığından el mahkum bir başka kırmızı meyve ile kiraz ile yapılmaya karar verilir. Ardından şöyle bir kitap, dergi, defter ve tabi ki blog sayfaları karıştırılır... Yine kürkçü dükkanına dönülür ve daha Pazar günü pişirilen kekten bir tane daha pişirilmeye karar verilir. Çünkü kekten çok memnun kalınmıştır, hemen tüketilmiş olması da iyiye işarettir. Bu güzelim çikolatalı kek neden bir pastanın katlarını da oluşturmasındır ki... Tarifi isteyenler için buradadır.
Kek bir önceki akşam pişirilir, ertesi gün de üçe kesilir, kabarmış olan üst kısım ise ince bir tabaka halinde kesip çıkarılır ki görüntüyü bozmasın diye. Kalan 3 kat ayrı ayrı vişne konsantresi ile ıslatılır. Vişne suyuna biraz daha şeker katıp da yapabilirsiniz. 1 paket kakaolu kremşanti 1 bardak soğuk süt ile çırpılıp, ardından 1 paket de krema sertleştirici katıldıktan sonra ara katlara sürülür. Katların arası önce kakaolu krem şanti, sonra çekirdeği çıkarılmış ve ikiye bölünmüş kiraz taneleri ve ardından da file antep fıstığı ile kaplanır. İlk iki kat bu şekilde yaptıktan sonra krem şanti ile üstü de kaplanır. Evde ki çikolata ve rulo katlar ile de üst ve kenar süslerini yapıp kurdela ile bağlanır. Kirazlı olduğu dışardan bakınca da anlaşılsın diye tabi ki kiraz taneleri...

Mevsimini geçirmeden güzelim meyvelerden bol bol yemeyi ihmal etmeyin. Kiraz bu güzelim meyvelerin başında geliyor şu dönem... Bu meyveleri pastalarımızda kullanmamak da büyük hata olur. Bir sonraki tarifim yine bu şekilde meyveli olacak...

29 Mayıs 2007

ALMAN PASTASI & SİYAH ÇİKOLATALI KEK

Portakal Ağacı'ndan bir tarif: Minik Alman Pastası...
Benim yaptığım değişiklik, kremasını kakaolu değil vanilyalı yapmak oldu. Bunun için tarifteki kakao yerine 1 paket vanilya ekledim. Hamur çok fazla geldiğinden hamurun yarısından biraz fazlasını kullanarak 24 adet minik alman pastası elde ettim. Bu kadarı yeter deyip hamurun kalanı ile 3 adet paskalya çöreği, 3x3lü mini toplar halinde çörek yaptım. Küçük bir top hamuru da merdane ile açıp elmalı kurabiye gibi şekil vererek, 8 adet fıstık ezmeli kurabiye yapmış oldum. Çok bereketli bir tarif, misafirlerinize tek bir hamurdan birçok ürün çıkarabilirsiniz. Bu fikirleri de hem Hatice'nin sitesinde hem de Ufuk Hanım'ın sitesinde gördüm. Hamurun yarısından biraz fazlasını kullanınca, kremayı da yarı ölçü yaptım ve gayet yeterli geldi. Kreması durdukça lezzetlenen bir krema oldu. Pastanelerden aldığımız Alman pastasına benzedi.
Cumartesi akşamım Alman pastası yapımı ile geçti diyebilirim. Bir gün önceden pastalarınızı hazırlamanızı öneririm. Durdukça lezzeti güzelleşiyor.

Bu da pazar eğlencem... Tarifi, Boyut Yayınlarının Tatlılar kitabından, neredeyse 1 yıldır elimde olan bu kitabı yeni keşfediyorum. Çok güzel tarifler var ama özen istiyor. Eşim'in bana doğum günü hediyesi idi. Şimdiye kadar ancak 1 tarif uygulayabilmiştim. Bu tarifle birlikte iki etti. Her iki sonuçtan da çok memnun kaldım. Bu demek oluyor ki diğer tarifler de özel misafirlerimiz için yapılmaya devam edilecektir.

Bu tarifi uygularken yaptığım diğer şey ise hesap kitapdı. Tarif 22 cm lik kalıp içindi. Benim kalıbım ise 18 cm idi. Silindir hacim formülünden(Πr²h) oran yapıp 0, 67 oranını buldum. Bu orana göre diğer malzemeleri tek tek bu oranla çarpıp yeni miktarları bulup uyguladım. Sonuç başarılı oldu:) Ama size orjinal miktarları vereceğim. Siz kendi kalıbınıza göre aynı oranı yapabilirsiniz. Ama siz kekin taşma ihtimaline karşı kalıbı mümkünse biraz büyük tutun.

SİYAH ÇİKOLATALI KEK:

MALZEMELER:

185 gr margarin (Küçük parçalara bölünmüş)

250 gr siyah çikolata (Küçük parçalara bölünmüş)

215 gr kekun( ben bu miktar kadar una , 1 paket kabartma tozu ekledim)

40 gr toz kakao

375 gr toz şeker

3 adet yumurta

Çikolata Sosu: ( ben sosu yapmadım, sadece kiraz ve biraz hindistancevizi ile üstünü süsledim)

20 gr margarin (Küçük parçalara bölünmüş)

125 gr siyah çikolata (Küçük parçalara bölünmüş)
YAPILIŞI:

22 cmlik kelepçeli yuvarlak kalıbınızın içini aliminyum folyo ile kaplayın. Yağ ve çikolata parçalarını benmari usulu eritin. Bu karışımı, şeker ve yumurta ile karıştırın ve ardından 250 ml su koyarak iyice karıştırın. Un ve kakaoyu geniş bir kapta karıştırıp bu sıvı karışıma ekleyin.

Karışımı kalıba döküp önceden ısıtılmış 160 derecelik fırında 1 saat 30 dakika pişirin. Kalıptan çıkarmadan önce dinlendirin. Soğuduktan sonra kalıptan ve aliminyum folyodan çıkarıp, kabaran üst kısmı kesin. Böylece ters çevirdiğinizde tabanı pürüzsüz olacaktır. Keki ters çevirip üstüne yine benmari usulü erttiğiniz çikolatalı sosu hazırlayıp dökebilirsiniz. Çikolata tutkunları için bu önerilir, eğer benim gibi bu kadar çikolata yeter diyorsanız da meyve taneleri ve hindistancevizi ile süsleyebilirsiniz. Kek, brownie lezzetinde, hafif ıslak görünümde ve gayet lezzetli oluyor.

Afiyet Olsun....

Bu kadar tatlının yanına bir de tuzlu gider, Bu da tarifini daha önceden verdiğim, Mısır Unlu Tuzlu Kek, çok beğenilerek tüketiliyor misafirlerce... Ben de hem bu kadar pratik hem de bu kadar tutulduğu için bu tarifi çok seviyorum. İsteyenler için tarif bu linkte...


24 Mayıs 2007

ÇİLEKLİ KEK MASALI VE ERİK YAHNİSİ


BİR ÇİLEKLİ KEK MASALI
Bundan 10 yıl kadar önce, henüz ortaokul öğretiminde olan bir kız varmış. Bu kızcağız, mutfakta kek, kurabiye yapmayı pek severmiş. Bir gün komşusunda bir çilekli kek yemiş ve hayran kalmış bu keke. Komşusu tarifini vermiş, o zamanlar kızcağızın evinde mikseri yokmuş, mikseri de ödünç alıp bu keki yapmış ve sonuçtan çok memnun kalmış yine. Kızın annesi tatlı türü ile arası olmadığından çok yapmazmış evde böyle şeyler, kızı ise tam tersi, yemek yerine tatlı pasta türüne imiş merakı... Böylece annesinin mutfakta bıraktığı bu boşluğu kızı doldurmuş, denemelerine annesi ses çıkarmamış. Bazen acı olmuş yaptıkları tatlı olacağı yerde... Unutuvermiş, fırında yakmış bazen, bazense pişmemiş kekleri... Velhasıl bugüne değin gelmişler. Artık kızın evinde isteyebileceği her pasta, kek malzemesi var imiş. Ama o güzelim çilekli kekin tarifini kız kaybedivermiş bu geçen zamanda, lakin kız birden farketmiş ki o güzelim kekin tarifi hafızasından silinmemiş, aynen duruyormuş. Acaba doğru mu demiş, girmiş mutfağa, açmış fırını 180 derece'ye, önceden ısınsın diye... Ardından 3 yumurtayı almış eline, başlamış 1 bardak toz şeker ile çırpmaya... Mikserde çırpıldıkça köpük köpük olmuş yumurtalı şeker, 1 paket vanilya eklemiş bu karışıma çırpmış çırpmış, sonra mikseri bir kenara bırakmış, yarım paket margarini eritip(125 gr) eritip ılıttıktan sonra eklemiş karışıma, en sonda 1 paket kabartma tozu ile unu eklemiş. Koyu kek hamuru kıvamını yakalayınca, margarin ile iyice her tarafını yağladığı kek kalıbına döküvermiş hamurun yarısını. Kek kalıbı ise 10 yıl önce ki aynı kek kalıbı imiş. Annesi getirmiş meğerse, keki sen yapıyorsun, senin evinde dursun bu kalıp demiş...
Hamurun yarısını kek kalıbına boşalttıktan sonra ikiye böldüğü çilekleri dizmiş bir sıra ve ardından kalan hamuru yaymış kalıbın üzerine... Fırına sürmüş ve 40-50 dakika sonra harika kokular gelmeye başlamış, fırının kapağını hiç açmamış ta ki üstü bir güzel kızarana kadar...
Keki pişince fırından çıkarıp tel ızgara üzerinde soğumaya bırakmış, keki ılıyınca da ters çevirmiş dikkatlice pıt diye düşüvermiş tabağa kek tek parça halinde... Dilim dilim yapmış, misafirlerine ikram etmiş kız sonra bir bardak çayın yanına... Ve mutlu olmuş aradan 10 yıl geçtikten sonra aynı keki yaptığına, mis gibi çilek kokusuna... Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine...

ERİK YAHNİSİ

Bu yahniyi de kızın kayınvalidesi yapmış. Bu yemek Karadeniz mutfağına özgü imiş. Erikleri önce suda ıslatmışlar. Sonra 2 soğanı halka halka doğrayıp sıvı yağda kavurduktan sonra erikleri eklemişler. Erikler de biraz kavrulunca, 1 çay bardağı kaynar suyu ekleyip kısık ateşte suyunu çekene kadar pişmeye bırakmışlar.

Hepimize afiyet olsunmuş:)

21 Mayıs 2007

KURABİYE YE # 22

Bu ay ki etkinlik için benim iki tarifim var. Diğer kurabiye tariflerine şöyle bir baktım da epey verimli geçiyor bu etkinlik...
Alınan kalorilere aman dikkat, sonradan başımıza bela olmasınlar:)

CEVİZLİ İNCİRLİ KURABİYE

MALZEMELER

  • 300 gram incir

  • 100 gram margarin

  • 1yumuta

  • 200-250 gram ceviz

  • 50 gr Un

  • Üzerine serpmek için pudra şekeri

Yapılışı:
300gram incir yıkanıp kurulandıktan sonra kücük kücük doğranır. 100 gr. margarin eritilip soğuğa yakın olunca içine 1 yumurta+incirler+200 -250 gram ceviz (dövülmüş olarak)+
50gr un (tahmini 1-1,5 cay bardağı)
Hepsi beraber yoğurulacak ele yapışmayacak bir hamur elde edilir (Yapışacak gibi olursa un ilave edebilirsiniz)
Parça parça(küçük) kopartılıp tepsiye dizilir. 170 derecede yaklaşık 10 dakika kadar pişirilir.
Piştikten sonra üzerine pudra şekeri serpilerek servis yapılır.
Afiyet olsun

ELMALI KURABİYE

Malzeme :
4 İri elma , Tarçın, Ceviz içi = İç Malzemesi
4 yemek kaşığı şeker ,
1 su bardağı yoğurt ,
1 su bardak sıvıyağ ,
1 paket margarin ,
1 vanilya ,
1 tatlı kaşığı karbonat ,
Aldığı kadar un
Üstüne serpmek için pudra şekeri..

Yapılışı : Oda sıcaklığında erimiş margarin , yoğurt , sıvıyağ ve vanilyayı derin bir kaba alıp iyice elinizle eziyosunuz , yoğuruyosunuz . Sonra azar azar elenmiş un ilave ediyorsunuz, kulak memesi yumuşaklığında hamur elde ediyosunuz .Daha az da yumuşak olabilir. Yapmış olduğunuz hamurların ortasına rendelenmiş ve 4 kaşık şekerle iyice pişirilmiş cevizli , tarçınlı içten koyup , yan tarafları birbirinin üzerine gelicek şekilde kapatıyosunuz. Margarinle yağlanmış fırın tepsisine dizip , önceden ısıtılmış fırında 175-180 derecede 20 dk kadar pişiriyosunuz..( üzeri hafif pembeleşince -mümkün mertebe beyaz kalmasına dikkat edilmeli , ayrıca fırınların pişirme süresi +5 veya -5 olabilir ) Fırından çıkartıyosunuz , üzerine pudra şekeri serpip servis yapıyosunuz ..
Afiyet olsun...

17 Mayıs 2007

KİTAPLAR

Ocak ayında ki yazımda yeni aldığım kitapları tanıtmıştım. Aradan neredeyse 4 ay geçti ve ben bu kitapların üçünü okuyabilmişim ancak. yeni kitaplarım

Bu gruptan ilk başladığım kitap, Orhan Pamuk'un "Cevdet Bey ve Oğulları "adlı kitabıydı. Kitabın Cevdet Bey'in yaşamına ait olan kısmı gayet güzel ilerlerken, roman 2.kuşak ve 3.kuşağa geçtikçe büyüyü yitirdi benim gözümde... Bu kitap Orhan Pamuk'un roman hayatına adım attığı ilk kitabı. Bu kitabı okurken Orhan Pamuk'tan neden imza almayayım fikri doğmuştu. Bu kitapla birlikte bütün romanlarını okumuş oluyordum. Yayınevi ile bağlantıya geçip bu işin olabilirliğini araştırıp neden olmasın cevabını aldıktan sonra soluğu Cağaloğlu'nda almıştım. En sevdiğim kitaplarından birine imza almak istedim. Ama yıllar önce okuduğum "Yeni Hayat" kitabı üniversite kitaplığından ödünç alınıp geri verilmiş idi. Evde ki kitapları arasından "Benim Adım Kırmızı" ya karar kıldım ben de. Şu an rafımda Orhan Pamuk imzası ile duruyor kitabım. Yeni bir kitap çıkarmasını diliyordum, yayınevinden şu an için böyle bir çalışma yok cevabı gelmişti. Hemen ardından Nobel ödülünü alırken okuduğu "Babamın Bavulu" adlı metnin kitabı çıktı. Benim için de bir kitap anlamına gelmiyor bu kitabı.. Orhan Pamuk'tan gerçek bir roman kitabı bekliyorum...

Orhan Pamuk'tan sonra okuduğum diğer kitap Milan Kundera'nın "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" adlı kitabıydı. Milan Kundera, 1920 li yıllarda doğmuş nobel ödüllü Çek yazar...Sevgili Meral'in bana önerdiği kitap listesinin içindeydi bu kitap, başka yerlerde de duyduğum ünlü yazarın kitabı beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Başlık ile kitap içeriğini bir türlü bağdaştıramadım. Biraz siyasi, biraz zamanı geçmiş gibi geldi. Kitap ta geçenlerde beni rahatsız etti, azimle kitabı bitirip, benim daha barışık kitaplar okumam gerekli deyip Elif Şafak'ın Bit Palas adlı kitabına geçtim.
Bu kitap da kendiliğinden akıverdi... Bir apartmanın sakinlerini çok güzel işlemişti Elif Şafak. Lakin sonlar iyi olmadı, diğer kitaplarında da olduğu gibi... Bir de her kitabında karşılaştığım "Cin, Büyü", kavramları bu kitapa da sıkıştırılmıştı:) Elif hanım'ın bu konuyu her kitabında yer vermesine çok şaşırdım. Bu kitabı tavsiye edebilirim. Yazarın çok güzel tespitleri var, karekterler ve yaşananlar çok ilgi çekici ve akıcı bir kitap.

Bu gruptan son kitabım ve henüz elimde olan bitirmediğim kitap Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar adlı kitabı.. Bu kitabı uzun süredir merak ediyordum. Bu kitabın hikayesi de çok ilginç, yazarın vefatından sonra yayınlanıyor, aradan neredeyse 30 yıl geçmiş kitabın ilk basımından bu yana... Umarım kitabı okuyup bitirdikten sonra size tavsiye edebileceğim kitaplar arasında yer alır.