ÇOCUKLU HAYAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇOCUKLU HAYAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2013

Çocukla gidilebilecek en güzel mekanlara devam: İSTANBUL OYUNCAK MÜZESİ

Bu müzeye gitmek uzun süredir aklımda idi. Yıllar var gitmeyi isteyeli ama bir türlü kısmet olmadı Avrupa yakasını mesken etmiş bir aile olarak bize...
Lakin biz artık yakamızı değiştirdik üç ay önce ve Anadolu yakalı olmaya terfi ettik :)
Böylece oyuncak müzesiyle aynı yakayı paylaşır olduk ve hadi dedim eşime gidelim. Kapalı havaları değerlendirmek için müzelerden daha güzel yerler düşünemiyorum çocuklarla birlikte.
Bir de avm ler var maalesef kapalı havalarda zaman geçirilen ama bizim hiç tercih etmediğimiz.
Tercih edildiğinde de çocuklar ve bebekler için üzülüyorum özellikle. Anne baba belki evin çocukların bir ihtiyacını tamamlamak için avm ye gidiyor ya da zaman geçirmek için ama olan çocuklar ve bebeklere oluyor. İnternet alışverişini bu noktada çok yoğun kullanıyoruz. Bebek bezi, giyim kuşam, ev eşyası gibi her ürünün online alışverişi mümkün. Bizim de elbet  avm ye gitmemizi gerektiren alışveriş ihtiyacımız oluyor ancak eğer eşimle birlikte karar vermemiz gereken bir alışveriş değilse bu evde eşim ya da ben kalıyoruz (genelde bu eşim oluyor). Diğerimiz(Ben) de hızla alışveriş işimizi halledip dönüyoru. Böylece işimiz hızlıca bitiyor çocuklar olmadığından, çocuklarda babayla/anneyle vakit geçirebiliyorlar.

ARM_0392

Gelelim biz oyuncak müzemize...
Maaile çok keyif alacağınız bir mekan burası. Evin beyi de burada kendinden çok şey bulacak evin hanımı da. Yaş olarak ise bence daha çok 50 yaş civarına hitap eden bir müze:) Çünkü müzeyi gezerken özellikle 50 yaş civarı neslin müzede kendilerinden daha çok şey bulduğunu farkettim. Bizim neslimiz(30 yaş civarı) de elbet bir şeyler bulacak ama 50 yaş insanları çok daha fazlasını buluyor. Ne de olsa müzeyi kuran ve oyuncakların büyük çoğunluğunu toplayan şair/yazar Sunay Akın'ın dönemi...
Sunay Akın bu müzeyi ailesine ait olan tarihi konakta 2005  yılında açmış.  Müzede şu an 4000'den fazla oyuncak sergileniyor ve artık konakta daha fazla oyuncak sergileyecek alan kalmamış. Bu sebepten müzenin en alt katındaki kafesinde bile oyuncaklar sergileniyor. Bu o kadar keyifli ki. Kahvenizi yudumlarken karşıdan Cin ali size göz kırpıyor...
Ah Cin Ali ne çok severdik seni... İlk okuduğum cümleler senin içinde saklı... Babamın gıcır gıcır eve getirdiği günü hiç unutmuyorum. Beraberinde Bıdık Ali kitabı ile birlikte. Bıdık Ali'yi de çok severdim:)

fotoğraf

Çocuklar ise zaten çocuk olduklarından ve burası bir oyuncak müzesi olduğundan her nesne ilgilerini çekecek:) Ancak onlara biraz anlatmanız lazım oyuncakların özelliğini...
Örneğin bu oyuncak kurmalı bir sisteme sahip. Kuruyorsunuz ve başlıyorlar hareket etmeye. O kadar çok çeşitte var ki bu oyuncaklardan. Her meslek mevcut... Çocuklar keşke bu mekanizmanın nasıl çalıştığını görebilseydi, çocuklar şaşırsalar bu işe...

ARM_0405

Oyuncaklar yok sadece kalıpları da var bu müzede...

ARM_0389

Bu kalıbın ise oyuncakla hiç ilgisi yok ama oyuncak kadar mutlu eden bir şeye ait... Horoz şekerlerinin kalıpları... Deve ve tren şeklinde şekerler de varmış, ben bilmiyordum:)

ARM_0388

Yine oyuncak dışında bir örnek.
Bu sırayı hatırlayan var mı? Ben hayal meyal hatırlıyorum, oturdum ben de bu tarz sıralarda sanki...

ARM_0497


Çocukluğumdan net hatırladığım şey ise trenlerdi... Memlekete trenle giderdik. Babannemin köy sütünden yaptığı sütlaçla karşılanırdık.

Müzede bir oda tren kompartımanı olarak yapılmış... Herşey vardı o eski yataklı kompartımanlara ait...
İpek ile Can çok sevdiler burayı...
Trencilik oyunu oynadık...
Camdan dışarıyı seyrettik ama karşımızda oyuncaklar vardı yine... Envai çeşit trenler...

ARM_0443

İpek minyatür bebekleri camekanda görünce onları almak için epey uğraştı:)

ARM_0469

Can'ın favorisi ise Redkit ve Dalton kardeşlerdi... 1950 yapımıymış. Ve kaç kuşağın sevgilisi... Üç nesil sevdi büyüdü Redkit ile...

ARM_0409

Müzede oyuncak diyemeyeceğim ancak bir sanat eseri olabilecek minyatür yapıtlar vardı. Almanlar bu işi epey abartmışlar. Bu oyuncakla oynama şansına erişen çocuk var mıdır? Ancak kraliyet ailesinin çocukları olabilir sanırım. Bu tarz eserler o kadar çoktu ki... Olmayan dükkan çeşidi yoktu. Ben arasından pastacı dükkanını seçtim sizin için:)

ARM_0486

Burası da hobi odası. Tahtadan oyuncaklar satılıyor. Alıp boyayabiliyorsunuz oracıkta da...ARM_0490ARM_0494

Müzede yapabileceğiniz tek etkinlik ahşap boyama ile sınırlı değil. Birçok etkinlik düşünülmüş. Tiyatrolar, el becerisi atölyeleri ve daha neler neler...


ARM_0489


Müze Göztepe'de olup pazartesi hariç her gün haftaiçi 09:30-18:00 arası haftasonu ise 09:30-19:00 arası açık...
Oyuncak müzesi hakkında daha fazla bilgi için tık tık...

Mesela bu haftasonu hava soğuk yağışlı ve de kapalı. Yani müzeye gitmek için mükemmel bir zamanlama :)
Müzeden çok fazla fotoğraf eklemek istemedim. Gidip kendiniz görün, şaşırın mutlu olun diye...

Müzenin tanıtımında yazılan çok güzel bir cümle ile bitirmek istiyorum müze yazımı...

İstanbul Oyuncak Müzesinin kapısından içeri girerken bir elinizden çocuğunuz, ayrılırken ise diğer elinizden çocukluğunuz tutacak.

8 Mart 2013

Çocukla gidilebilecek en güzel mekanlardan biri: Darıca Hayvanat Bahçesi

Çocuklarla gidip tüm gününüzü keyifle açık havada geçirmenizi sağlayan mekandır Hayvanat Bahçeleri...
Bu konuda en iyi ülkelerden biri Almanya sanırım. Her şehri birbirinden güzel hayvanat& botanik bahçelerine sahip...
Karlsruhe'yi çok güzel bir havada gezdiğimiz olmasından sebep aklımda ayrı bir yere sahip...
Botanik Parkın içinde canlı klasik müzik dinletisi olması da ayrı bir etki nedeni olabilir tabi... Ortasından geçen kanalda yüzen kayıklar, masalsı bir hava...


Bizim ülkemizde maalesef bu durum pek öyle değil.
Bırakın diğer şehirlerimizi büyükşehirlerimizde dahi yok eli yüzü düzgün hayvanat bahçeleri... Botanik bahçeleri var ancak hayvanat bahçesi yok.
Çok daha zor bir iş bu kesin...

ARM_0158

Ankara'daki hayvanat bahçesini göreli yıllar oldu ama aklımda o vakit bile pek iyi kalmamış. Daha görmemiştim Avrupa hayvanat bahçelerini o zaman daha...

Neyseki birileri düşünmüş artık bu meseleyi...
Avrupa'daki hayvanat bahçeleri ayarında olan Türkiye'nin tek hayvanat bahçesi Darıca Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi sanırım. Biz de yıllık üye olduk bu bahçeye geçtiğimiz hafta.
Aynı zamanda botanik parkı olan bu mekana son iki hafta içinde iki kez gittik bile. Bahar mevsimi geçmeden de sıkça gideceğiz sanırım. Yazın sıcakta gezmesi bir hayli zor oluyor tepenizde güneş varken çünkü... Ayrıca mekan o kadar büyük ki tamamını tek seferde gezmeniz zor. Bir kez aşağıya inip de çocuk parkına ulaşınca çocukları oradan çekmek zor:)
Biz de üye olup her gelişimizde farklı bir yoldan aşağıya ulaşmayı düşündük. Böylece tamamını gezmeyi başarabileceğiz :)

IMG_0843

Buraya Can küçükken gelmiştik ilk kez ve hiç ilgi göstermemişti hayvanlara o vakit... Hala ilgisi pek yok. Şimdilerde ise onu hayvanat bahçesinde cezbeden başka şeyler var...
Parkın içine bir de çocuk eğlence parkı yapılmış. Motorlu arabaları geçtim sıradan bir çocuk parkı bölümünü bile jetonlu hale getirmişler o tuhaf olmuş... Neyse olsun da artık dedik... Can çünkü bayıldı bu kısma...

Can pek ilgi göstermezken hayvanlara İpek müthiş ilgi gösteriyor. Oturduğumuz sitenin azılı köpekleri dahil hepsine koşarak yüzünde kocaman bir gülümsemeyle gidiyor olması ve kendi ebadında ki kedileri dahi kucaklamaya çalışmasıyla anladık bunu ilk :) Bana sürekli içinde hayvanlar olan kitaplarını getiriyor okumam için, seslerini çıkarmam için...
Hayvanat bahçesini keyifle geziyor bu sebepten...

Farklı ülkelerde birçok hayvanat bahçesi gezdik ama Darıca H.B de daha önce başka yerde görmediğim sahnelere de şahit oldum. En başta kesesinde yavrusuyla beraber gezen kangurular.... Daha önce görmemiştim kesesinde yavru taşıyan bir kanguru. İlk kez Darıca H.B de gördüm.

DSC03021

Kangurular hakkında bir bilgi: Kangurular geri geri yürüyemiyorlarmış ve karnında bir yavru taşırken diğerine hamile olabilen tek hayvan türüymüş.

Ve size bir kaç şaşırtıcı bilgi daha vermek istiyorum.

Zürafalar günde sadece 20 dakika uyuyorlarmış. Sadece 20 dk !

IMG_0840

Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyonmuş.

Parkta bazı hayvanların isimlerini ve hatta doğum tarihlerini bile öğrenmek mümkün.

Parkta tahmini doğum tarihi 1920 olan kaplumbağa dede ile tanıştık mesela

Yumoş ve Yumuk ayı çifti ile de tanışmayı ihmal etmedik.
ARM_0243

Park içine sizi şaşırtacak sorular serpiştirilmiş. Son gidişlerimizde üzerleri branda kaplıydı hava şartlarından koruma amaçlı. Yakında açılır onlar sanırım. Bu soru soran ve arkasını çevirdiğinizde cevabı öğrendiğiniz ahşap düzenekleri seviyorum.

Çocuk parkı bölümüne gelelim.

Bu bölgede çocuğunuzu midilli ata bindirebiliyorsunuz.

ARM_0174

Can severek bindi ama İpek korktu nedense :)

ARM_0198

Parkta özellikle erkek çocuklarının ilgisini çekecek çarpışan arabalar, motorlu go-kart da var.

Can bayılıyor bu arabalara...

ARM_0185

Ve Leylekler

her yerde çıkabilir karşınıza... Birlikte fotoğraf bile çektirebilirsiniz onları çok rahatsız etmeden. Biz öyle yaptık, bu sene bol bol gezebilelim diye :)

IMG_0806

Nedense uçamıyorlar :(


Darıca H.B ye daha önce gitmediyseniz, gitmenizi şiddetle öneririm güzel ilkbaharı fırsat bilip. Bu parkı gezmek için en uygun zaman ilkbahar çünkü... Daha önce gidenler bile tekrar tekrar gidebilir, bizim yaptığımız gibi üye olmayı tercih edebilirler...
Park haftasonları özellikle gelen okullarla epey kalabalık olabiliyor.
Bu sebepten sabah erken saatte gitmeyi tercih edebilirsiniz. Sabah 09:00 da açılıyor, akşam 16:45 de kapanıyor, her gün açık.

web sitesinden daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.
http://www.farukyalcinzoo.com


Not: Fotoğraflar daha önceki yıllar yaptığımız ziyaretlerimizden de fotolar içermektedir.

5 Mart 2013

KIŞ BİTERKEN...

Kışı sessiz sedasız uğurladık...
Çok da kendini göstermeden bize küskün belki de aramızdan ayrılıp gitti o da...
Bıktığımızı düşündü muhtemelen ondan...
Oysaki getirdiği karlarla ne çok eğlence kattı hayatımıza bilir mi ki...
 
Kar iki kez uğradı İstanbul'a bu kış...
Biz çok keyif aldık iki uğrayışından da...
Uğrayışları arasında çok vakit geçmedi. Dolu dolu keyifle yaşadık o dönemleri
Keyifle seyrettik...

4-ARM_0117

Seyretmek yetmedi
Kardan kovboy yaptık :)
Onu da seyrettik uzun uzun, karlar eridi o dayandı, bekledi bizi...
Ama o da zamanı dolunca gitti..
Ondan geriye bir şapka, bir atkı, portakal kabuğundan ağzı, zeytin gözleri ve düğmeleri, pırasadan kolu ve havuç burnu kaldı...
1-ARM_0099

Ancak bize yetmedi bu iki kar ziyareti...
Biz de yolumuzu bulup Kartepe'ye İzmit'e yol aldık.
Yazın gittiğimiz mekanı kışın görmemek olmazdı...
Arabanın bagajında bu kez kızağımız vardı...

1-DSC04800

Ama bir kızak kime yeter, kim bekler sırasını :)
Beklenmez ve herkes mutlu olur :)
image

Sen gittin
Bir elveda bile demeden bize kış,
Son kez bir kar ziyafeti daha yaşatsaydın keşke...
Ama canın sağolsun bekleriz yolunu biz aylar boyunca da olsa...

7 Kasım 2012

BİR TAVSİYE; MERAKLI MİNİK DERGİSİ ve GEÇMİŞTEN BİR SAYFA; MİLLİYET ÇOCUK DERGİSİ

Can bu senenin en güzel hediyesini sene başında babasından aldı.  Eve Can’ın adına her ay PTT aracılığıyla düzenli dergi gelmeye başladı.


S-65-KAPAK


Tübitak’ın aylık olarak okul öncesi yaş grubu için çıkardığı Meraklı Minik dergisi tam da Meraklı Minikler için gerçekten. Her ay bir konu işleniyor ve bütün etkinlikler bu konu üzerine oluyor.İşlenen konular ağırlıklı olarak doğa üzerine… 
Örneğin: Kelebekler, Kuşlar, Ağaçlar…

Çocuklara doğa sevgisini hayvan sevgisini aşılıyor ve bilmedikleri birçok şeyi öğretiyor.Araya özellikle bizim çok bayıldığımız itfaiye, uzay gibi konular da giriyor… İtfaiye ile ilgili dergi en çok sevdiklerimizden… Her dergide bir mutfak köşesi oluyor.Örneğin aşağıdaki itfaiye aracı buna örnek :) 1-ARM_6489 

Bayram sabahı kahvaltı öncesi hızla karar verip hazırladık. Domates ezmesi ekmeğin üstüne, salatalık, zeytinler ve kaşar.Uzun uzun bu ekmekle oynadı. Tabakla beraber itfaiye arabasını sürdü, yangınlar söndürdü :) ama en sonunda ekmeği yeme işi anneye kaldı:)


Geçtiğimiz hafta yeni dergimiz geldi(dergi her ayın 1inde çıkıyor), konu ağaçlar idi. Boya kalemlerimizi, kağıtlarımızı alıp parka çıktık yeni aktivite için. Kağıtları ağaca yaslayıp üzerini boyamak suretiyle ağaç kabuğu desenlerini kağıda aktardık.

fotoğraf 2
 

Her ağacın kabuğu üstüne kağıtlarımızı yapıştırarak bir de sergi açtık parkta :)


fotoğraf 3

Her dergide bir de ev ödevi oluyor. Örneğin atık malzemelerle bir şemsiye yapmak, ya da kalem kutusu, kuş yuvası, itfaiye aracı yapmak gibi… Bunu yapıp fotoğraflayıp adınızı yaşınızı yazıp meraklı minik’e gönderiyorsunuz. Gelecek sayıda şanslıysanız fotoğrafınız çıkıyor. Çok gönderen olduğu için ancak iki sayfaya sığacak kadar fotoğrafa yer verip kalanını web sayfalarında yayınlıyorlar. Can'ı da o sayfalarda görebilirsiniz. Bir sonraki sayıda takvim yapraklarını ve çizmeli kedi kılıcını kullanarak yaptığımız şemsiyeli fotoğrafımızı heyecanla bekliyoruz:)

Bu ev ödevlerinden bir sonraki derginin konusunu da tahmin edebiliyoruz. Şemsiye aktivitesi isteniyorsa mevsimler olabilir, hava-iklim üzerine bir konu olabilir.

Derginin yanında o kadar çok ek malzemeler geliyor ki. Bütün materyaller de kaliteli malzemeden yapılmış. Belki Can’dan çok ben dergiyi hevesle bekliyor olabilirim:) 
Velhasıl dergiyi şiddetle tavsiye ederim. Okul öncesi alınabilecek en kaliteli dergilerden. Bizde başka yayınlardan da dergiler olduğundan bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. 

Sıra geldi benim meseleme...

Bizim çocukluğumuzda Milliyet Çocuk dergisi vardı. Abim alırdı düzenli olarak. Ben de okuma yazmayı söktükten sonra bu hazineye konmuştum. Önümde yığınla dergi vardı. Aylık değil haftalık çıkardı bu dergi.  Etkinlik kartları filan da yoktu yanında bu derginin, sade ve sadece dergi. Ama içi bana göre rengarenkti o zamanlar. Saman kağıda basılı olmasına rağmen... Okuma sevgisi belki de bu dergilerle başladı bende. Yıllarca aldı abim o dergileri. Sonradan benim aklım erince almaya devam ettim dergiyi, üstelik artık saman kağıdına değil beyaz kağıda basılıyordu ama eski tadı alamıyordum...Keşke o dergilerden annem saklasaymış. 

Redkit, Şirinler favorimdi. Ten Ten de olurdu dergide… Diğerleri çok kalmamış aklımda. Şirinler ve Redkit yetiyordu bana. Ama diğerlerini de illa ki okuyor, bulmacalarını çözmeye çalışıyordum.

O dergiler halen duruyor olsaydı Can da severek okuturdu eminim. Zira, Red-Kit favorimiz şu ara… Yapı Kredi Yayınlarından Kitaplarını bulup aldık neyse ki...

İnternetten araştırınca eski Milliyet Çocuk resimlerine ulaştım şu siteden. Bu sayıları çok iyi hatırlıyorum. Çok da güzel anlatılmış bu dergi... Fatih Beyin yazısını okumaktan büyük keyif aldım. Siz de okuyun vaktiniz varsa...
Bizim Milliyet Çocuk'larımız vardı.

milliyetcocuk

4 Kasım 2012

HER BAYRAM OLDUĞU GİBİ...

Biz bu bayramda da büyüklerimizin yanındaydık.
Bayramın bayram olduğunu hep birlikte anlamak için...
Hepimize iyi geldi bu bayram...


Bahçenin son domateslerini bahçeden sildik süpürdük varır varmaz ilk iş hemen. Güzün tadı üstündeydi...

1-IMG_6226

Geçtiğimiz bayram köy pazarını süsleyen pembe domatesler bu bayram yoktu pazarda...



1-IMG_9697 
Altın Çilek meyvesini dalından yedik. Çocuklar o kadar çok sevdiler ki, bir tane de ben balkona eksem mi diye düşünüyorum.

Taze palamut, fırında... 
Yanında köy ziyaretimizde elimize tutuşturulan mis gibi bahçe marulu ile koca bir salata
1-DSC04259 

Kestaneler köylüden, onları kebap yapması dedemizden...
404259_10151251265002164_830064678_n 

Patatesler bahçeden minik minik son kalanlardan...
1-DSC03094

Kahvaltıya yine bahçeden toplama biberler, az zeytinyağında ... 1-DSC04268 

Kahvaltıya illa ki muhlama... Bu bayram fotoğrafını çekememişiz, bir önceki bayramın muhlamasıdır aşağıdaki... O koca çekirdekli köy salatalıkları ise eşimin favorisi... 1-DSC03241

Güzel kahvaltı sofraları devam etti...1-IMG_6365

Ama en güzeli bayramın son gününde bizi uğurlayan sofraydı. Hava o kadar güzeldi ki balkona 
taşındık.

12743_10151255903292164_286551580_n 

 Havanın güzel olacağı önceki günden belli idi. Gökyüzü yıldız dolu...  1-IMG_6444

Tatlı olarak da buraya yansımayan beni Münevver Ablanın reçellerinin tadına götüren Itırlı Sütlaçlar...
O kadar çabuk tükendi ki bir tek fotoğrafını çekmeye bile fırsat olmadı :) Üstelik ayrı günlerde iki kez yapılmasına rağmen
Normal sütlacı yapıp kaynadıktan sonra daha sıcakken 5-6 yaprak ıtır yaprağını sütlacın içine atıp, karıştırıp bekletiyorsunuz. 10-15 dakika bekletip sütlacı kaselere servis etmeden önce ıtır yapraklarını çıkarıyorsunuz. Mis gibi ıtır kokulu sütlaçlar yenmeye hazır...

Köy sütünden bol kaymağı üstünde cevizli kadayıf
1-DSC04269

Bu kadar yedik içtik ancak gezmeyi de ihtmal etmedik.

Bayramın ikinci günü önce Bartın merkeze sonra da bir köye eski bayram geleneklerini görmeye gittik. İkiz danaları gördük sevdik. İpek'in hayvan sevgisi inanılmaz. Sadece hayvanlara değil bütün bebeklere çocuklara karşı sevgi dolu...

1-DSC04179

Avuç avuç domates yedik yine... 1-IMG_6323

Köyde o kadar çok tavuk vardı ki yürürken büyük dikkat gösterdik birini ezmemek için... Köy yerinde elmaları samanların otların içinde sakladıklarına şahit olduk. Görünüşlerinin kötü olduğuna bakmayın. Yediğim en lezzetli elmalardı desem çok abartmış olmam.

1-DSC04210K

Köy evi bizi eli boş gönderir mi hiç? Ceviz, elma, marul, kara lahana, muşmula... Toprak ne verdiyse... 

Bayramın 3. günü; Gökgöl Mağarası. Toplam uzunluğu 3350 mt olmasına rağmen sadece 875 mtsi turizm amaçlı açık olan mağarayı çocuklar görsün diyerek gezdik özellikle. Mağara içinde bir akarsuyun yol bulup aktığını çağıltısından anlıyorsunuz. Bir dere çıkıveriyor birden yanınızda, sonra kayboluveriyor. Sarkıtlar, Dikitler, Akıtmataşlar inanılmaz...

1-DSC04248  

Mağara bizde derin izler bıraktı. Bir de çıkmayan çamur lekeleri :) Birkaç gün sonrasında defalarca yüksek sıcaklıkta yıkayıp leke çıkarıcı içinde bekletsem de İpek'in çorapları ve Can'ın açık renk pantolonunu çamur lekesinden kurtaramadık. Artık çok özel bir çamur ya da kil olduğunu düşünmeye başladım:) 

1-DSC04256

Mağara dışında üzerimizde yazlık kıyafetlerimiz olmasına rağmen mağara içinde polarlarımıza sarıldık. Bu durumu bildiğimizden temkinliydik. Sizde gidecek olursanız aklınızda olsun:) 530846_10151254828567164_1069233053_n 

Velhasıl bayram bayram gibiydi bizim için. Dönüş yolu nazar boncuğu oldu, İstanbul-İzmit dönüş trafiği her zamanki gibi çileliydi..... 
Nazar boncuğu olsun o da artık dedik. Önemli olan sağ salim evimize dönebilmekti...

Her bayramın aynı tad ve güzellikte geçmesi dileğiyle...

8 Ekim 2012

Sonbaharda Orman - I -

Geçtiğimiz pazar sonbaharın ilk orman yürüyüşünü gerçekleştirdik.


Öyle böyle değil, cümbür cemaat…
Amca, babanne, dede, yeni doğmuş 20 günlük kuzen, diğer kuzen, üstüne arkadaşlarımız...

3 bebek + 3 çocuk + 9 yetişkin birlikte başlayıp birlikte tamamladık parkuru...

En büyük bebek İpekti, her trekkingin en küçük üyesiyken bu kez en büyük bebek oydu. Kendinden küçük iki gezgin daha vardı:) 20 günlük kuzeni ve 6 aylık arkadaşı ile...
1-IMG_0947

Yürüyüş öncesi kahvaltı edildi önce ormanda...
Sabah hızlıca hazırladım çantamızı
termosta çay
peynir, kaşar, bal, ceviz, fındık ezmesi, zeytin, labne, meyve suyu...
daha ne olsun
Simitler ve ekmekler en tazesinden güzelinden Bahçeköy’deki Taddoy fırınından...

Grup tamamlandı ve kalabalık yürüyüşümüz başladı...
1-IMG_1007


Ormanda kestane zamanıydı, gözlerimiz kestane aradı yerlerde ve buldu da:)
İncecik kabuğundan ayırıp taze kestane tüketmek çok güzeldi... 
Kestane avındaki ekibimiz:)
1-DSC03797 

Kestaneleri kirpiye benzer yuvasından çıkarmak için ayağınızın ucuyla eşeliyorsunuz. Kabuktan ayrılıp ortaya dökülüveriyorlar. Kestanelerin bir kısmını da eve sakladık. 250 gr kadar kestanemiz oldu sanırım:) 1-IMG_0939


Mantarlar vardı çeşit çeşit yol boyu ancak bilmediğimizden hangisi yenilir hangisi yenilmez uzak durduk sadece fotoğrafları çekildi..


1-IMG_09581-DSC03809

Ormanda yol şaşırıp kendimizi hiç bilmediğimiz yerlerde bulduk, dere tepe aştık…

1-IMG_1050 1-IMG_1041


Yolu uzatıp 8 km sonra başladığımız noktaya döndük velhasıl… 

Ama çok eğlendik, keyif aldık, tadında bir yorgunluk vardı… 

1-IMG_10771-IMG_1009


En büyük alkış 20 günlük Sarp kuzene ve annesine...
Sezeryan doğuma rağmen 8 kmyi şikayetsiz tamamladılar ana oğul. Hem kendini hem bebeğini taşıdı taze annemiz...

Babalar da bebeler de mutluydu:) 
1-IMG_1030

Ormandan en çok keyif alan bebeler ve çocuklar sanırım. 8 km yi koşa-yürüye bitirdi çocuklar. Arada tek mırın kırın eden Can'dı:) 

Böylece sonbaharın ilk orman yürüyüşünü yapmış olduk.
1-IMG_1082 

Dileğimiz son olmayıp iki elin parmak sayısını tamamlamak bahara kadar:)