BEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2013

İPİN UCU ...

İpin ucu kaçtı...
Hem de göremediğim kadar uzak bir yerlere...
Koşsam belki yakalarım...
Ama koşmak hiç kolay değil... Kolay olsa bunca ay en azından bir yazı yazmaya fırsatım olurdu sanırım

O kadar çok konu birikti ki geçtiğimiz son yazımı yazdıktan sonra...
30 Nisan'da yazmışım en son bir gezi yazısı... Gezinin kalan kısmını yazamamışım bile...

O tarihten sonra ne çok gezdik...

Mardin, Diyarbakır, Midyat, Hasankeyf...
Unutulmaz keyifti hepimiz için...
Çocuklarla nasıl olur ki demiştik, ne güzel oldu...

Ve Geleneksel İsviçre-Almanya-Fransa gezimizi de yaptık yine Haziran ortasında...
Bu kez en uzun kalışımızı gerçekleştirdik 12 gün ile... Yine hiç görmediğimiz gitmediğimiz yerlere gittik. Bazen de görüp gittiğimiz yerlere gittik bir kez daha... Aynı gölde bir kez daha kürek çektik, bu kez İpek kız da vardı yanımızda, önceki gezide olmayan üyemiz...
3 otel değiştirdik, üç ayrı ülkede kaldık, 3 ev ziyareti yaptık...

Bu iki gezinin ortasında blog kızları bende buluştuk. Kendime uygun bir konsept yakaladım. Yöresel esintiler eşliğinde buluştuk. Odun ateşinde gözleme yaptık bahçede...

Ve en son ise İpek Kızıma bir doğumgünü yaptık, babamız gurbet ellerde olmasına rağmen o tarihlerde... 

Hangisinden başlasam anlatmaya bilemiyorum. Bir tarafta da yarım bıraktığım Beypazarı-Eskişehir gezimiz var daha... 

Bunların haricinde minyatür sebze bahçem var... Her elim dolu dönüşte mutlu olduğum...
Nimetlerini bizden esirgemeyen...


İpin ucu nasıl kaçtı...
Yaz geldi bir kere... Gezmeler çoğaldı. Can'ın okulu da tatil oldu haliyle... Bizim sitenin havuz sezonu açıldı... Sabah uyanınca ilk kelimesi "havı (havuz)" olan İpek kız bizi işten güçten alıkoyar oldu... 

İlgilenilmesi gereken bir bahçe ve tavuklar(kızlarım)...

İki katlı bir ev, temizliğine elimden geldiğince yardımcısız tek başıma koşturduğum...

Tüm bu uğraşının arasında bir dolu sıcak samimi komşu... Bahçe oturmalarının, çayların kahvelerin eksik olmadığı günler... Çocuklara bir sürü arkadaş, abla, abi...

Bunların üstüne iş için gurbete çok sık ve uzun çıkan bir koca... İki çocukla baş başa geçen haftalar... Ama beni yalnız bırakmayan komşularım, arkadaşlarım vardı. Bir de bahçem, tavuklarımız... Hep mutlu günler geçirdik, ne kadar şükretsem az...

Tek eksiğimiz bloğa yazı yazmak oldu... O yüzden arada instagram notumu ekledim. Beni takip etmek isteyenler en azından orada görebilsin diye kısa kısa notlarımı fotoğraflarımızı ekledim...

Ama o kadar zor geldi ki bana koca bilgisayarın başına bloğa yazı için geçip önce çektiğimiz onca fotoğrafı yüklemek, düzenlemek, elemek, yazıyı yazmak, yayınlamak... 

Bugün öğlen İpek uyuduğunda dedim artık kendime uyu sen de kızım, buna ihtiyacın var. Şu an çocuklar uyuduğu halde hala uyanık kalabilmiş ve yazı yazabiliyorsam bunun sayesinde...

Siz söyleyin ipin ucunu nereden yakalasam yukarıda yazdığım gibi bir dolu konu var yazılacak...

Ve bunun dışında çok daha başka haberlerim var size... Beni meşgul eden zamanımı aklımı alan bir başka heyecan... Eylül ayından önce de bol bol meşgul etmeye devam edecek... Ama buraya en son yazılacak...

Nereden başlayayım ve ben halen bilmiyorum...

Blog buluşmamızı anlatacağım karar verdim. İlk onun fotoğraflarını düzenledim çünkü:)









23 Ocak 2013

Uzuuuuun bir aradan sonra

Bazen olmayınca olmuyor,
Ikı satır yazmak mumkun olmuyor...
Ustelik artık tam zamanlı ev mesaisi yapmama ragmen


Ben artik bir ev hanimiyim. Artik hayalimdeki bahceli evin mutfaginda okuldan gelen oglumu evi saran kurabiye kokusuyla karsilayabiliyorum. Cocuklarla hep beraber bahceye cikip kurabiyeleri yiyip diledigimiz kadar vakit gecirebiliyoruz.

2012 ye girerken hic bu denli radikal kararlar alabilecegimi ve hayatimizi bu kadar rahat hayalimizdeki haline kavusturabilecegimizi dusunmezdim.

Tek yapmam gereken isimi birakmak oldu. Esim isyerine 3 dk da gidebiliyordu artik boylece. Saatlerini yolda gecirmesi gerekmiyordu.
Hayali gerceklestirmek icin tek adim: isimi birakmak

Hayalimizdeki hayata kavusturacak bu adimi atmam zor olmadi bu sebepten...
Ailenin toplam refahi icin bir kisinin fedakarlik yapmasi gerekiyordu...

Yeni evimize yakin is aramak da istemedim. İpek bir krese gidebilecek yasa gelene kadar baska bakici deneyimi yasamayalim istedim. Can okuma yazmaya annesi yaninda baslasin istedim.
Ve hersey hizla oldu...

Avrupa yakasindan vazgecemem, anadolu yakasinda oturamam derken palavra atiyormusum. Anadolu yakasinda yasanirmis esas:)
Bahce olunca sadece yazin degil kisinda tadi baska oluyormus.

2013 gelmeden daha bize bu degisimi getirdi. Bakalim yil bitmeden baska ne degisim ruzgarlari yasatacak bize daha...



20 Temmuz 2012

İYİ Kİ DOĞMUŞUM/Z :)


cerceve-ipek


İpek kızımın ilk yaşını bir kez daha kutladık. Bu kez de yakın aile ve eş-dostumuz ile…

Temmuz’da doğan bir tek kızım değil. Benim doğumgünümdü aynı zamanda… Böylece partiye ortak çıktım İpek’e… Anne-kız doğumgünlerimizi birlikte kutladık.
Özel ayarlama söz konusu olmamakla birlikte ki olması mümkün değil çünkü ikisi de normal doğum ile dünyaya geldiler. Kızım annesinin burcunda olmayı, oğlum ise babasının burcunda olmayı seçtiJ Aynı güne denk gelmese de yakın tarihlerde olmayı ve aynı burçta olmayı başardık en azındanBöylece bir uyum yakalamayı başardık sanırım:) 
IMG_8948

Yine açık hava yine yeşillikler, bu kez evimizin karşısındaki parkta idik. Haftaiçi olduğundan piknikçiler de yoktu. Bundan sonra ev içinde doğumgünü kutlamak yok artıkJ

Tema yine cupcakeJ Bu kez pastamız da tek kişilik cupcakeler oldu.IMG_8806 


Alelacele son dakika yapabildim. Bol koşturmaca, bol ter dökülen günün ve akşamın sonunda gece 12lere kadar süren bir kutlama ile mutlu döndük evimize…

El desteğiyle kararında güzel bir menü… IMG_8769 IMG_8773 Kuru patlıcan ve biber dolması 
Cevizli yoğurtlu havuç salatası
Mercimek köftesi 
Yaprak Sarma 
Peynirli Börek 
Tam Buğday unuyla mayalı açma 
Brownie ve Limonlu cupcakeler 


Plastik tabak, çatal bardak kullanmadık… Mümkün olabildiğince az atık ile çevreye zarar vermedik böylece… Sonradan kullandığımız plastik su bardaklarımızı bile yıkayıp tekrar kullanmak üzere ayırdım. Bize bu fikri aşılayan arkadaşlarımıza ise bir başka mailde başka bir konu ile teşekkür edeceğim.
IMG_8802

Hediye alma faslı ise ayrı güzeldi.
Özlemişim, çocuk gibi mutluydum, sırayla hediyelerimi aldıkça… İpek’de öyleJ

Geçtiğimiz sene Can’ın kusma&ishal olması ile doğumgünüme acı hatıralar eşlik etmişti. Aklımızın ucundan geçmemişti kutlamak… 3 sene önce yine aynı durum yaşanmıştı, yine ishal, yine es geçilen doğum günü… Can sanki özellikle seçiyordu doğumgünlerimi:) 

Artık büyük beklentiler içerisindeydim bu sene doğumgünüme karşı. Nihayetinde şeytanın bacağı kırıldı. Hastalıksız sağlık sıhhat içerisinde bir doğumgünü geçirdik çok şükür…

Kızımla beraber kutladığımız doğum günümüzde önceki yılları telafi ettik…
Özlemişim doğumgünü çocuğu olmayı…

Doğumgünü sonunda herkes İpek için dilek kartlarını yazdı. Henüz okuma yazma bilmeyen abimiz Can ise Elif Ablasına yazdırdı dileklerini:)
IMG_1585

Ve benim en büyük doğumgünü hediyem kızımın bir gün önce yürümeye başlamasıydı… salonda bir koltuktan diğer koltuğa pıtır pıtır yürüyordu tüm şirinliğiyle ve gayretiyle… Her seferinde kocaman bir aferin alarak. Mucize izliyorduk biz sanki. İnanamayan gözler... Oysaki çok doğal 1 yaşındaki bir bebeğin yürümesi. Ama bize sanki dünyanın en inanılmaz olayı gibi geliyorduJ
IMG_8764




Nice güzel yaşlarımız olsun kızım, nice güzel doğumgünlerimiz olsun beraber…

İyi ki var, iyi ki katılmış hayatımıza diyoruz biz senin için babanla her gün birbirimize…

İşten eve geldiğimde beni sevinç çığlıkları ile karşılıyorsun ya tüm yorgunluk tüm stres biranda bırakıyor bedenimi ve saf sevgin doluyor her hücreme…


İyi ki doğdun, iyi ki geldin hayatımıza...
IMG_8841

16 Mart 2012

BAZEN

Bazen inanması güç oluyor…
Sabah yatağımda bir bebek ve bir çocuk görüyor gözlerim
Görüyor ama inanamıyorum bir süre…
İnanmaya başladıktan sonra yüzüme bir gülümseme konuyor…
Bebek çocuğun elindeki oyuncağa azimle uzanmaya çalışıyor. Çocuk, oyuncağından bebeği uzaklaştırmaya çalışıyor.
Bebek kıkırdıyor bu duruma, hoşuna gidiyor bu oyun belli…
Bense uzaktan seyrediyorum…
Bir manzarayı keyifle seyreder gibi…

Bu çocuklar benim mi? İki çocuk annesi miyim ben şimdi…
Daha dün gibi değil mi dershanede deneme sınavları, üniversiteye kayıt, hatta o gün yemekhanede yediğim menü bugün gibi aklımda…
Aynalı yemekhane ne de hoşuma gitmişti.
Yayla Çorbası, Tavuk Şnitzel, Peynirli Spagettive Kavun… Yediğim en lezzetli yemekti sanki…

Fakülteye giderken çıkılan Maçka yokuşu, Maslak kampüsünde her köşeden çıkıveren, yurdun önünde bekleyen köpeklerimiz…
Ödev proje koşturmacası, etüd salonunda sabahlamak, ya da sabah ezanla birlikte oda arkadaşlarımı uyandırmadan etüd salonuna doğru şıpıdık şıpıdık terliklerle yol almak
Gözlerimi dinlendirmek için Levent gökdelenlerini seyre dalmak… 



Staj sonrası iş telaşı… O kısma geçmek istemiyorum nedense, ömrümün kalanı da çalışan biri olarak geçeceğinden, ben o değerli 4 yıla odaklanmak istiyorum… Üniversite yıllarıma…
Özlemle anıyorum ne güzel, güzeldi, hatırlaması da yad etmesi de ayrı güzel…
Üniversiteme gidip içini şöyle bir arabayla dolaşıp çıkmak hoşuma gidiyor

Bazen durup düşünüyor, dalıyor insan...
Bir yumak haline dönüşüveriyor herşey
Hüzün, mutluluk, huzur, özlem...
Bir yumak oluveriyor...
Bazen...

7 Ekim 2011

Ağva-Hacıllı Köyü Trekkingi


Çocukluğumun üç yılını geçirdiğim memleketimde bir dere vardı, bağların bahçelerin ortasından kıvrıla kıvrıla akan…
IMG_8909
8 yaşlarındaydım o dereyle ilk tanıştığımda, üzerinden atlayarak geçmeye çalıştığımızı hatırlıyorum, ufak bahçemize giderken de, babaannemlerin bağdaki evlerine gitmeye çalışırken de…  Babaannemler kışı ilçe merkezinde geçirirlerdi, bizim alt katımızda otururlar, iki katlı ahşap evimizin yan tarafında ise ahır dururdu. Adı Sarıkız olan bir inek, tavuklar beraberinde…
Peynirimizin, sütümüzün, yoğurdumuzun, ayranımızın, tereyağımızın babaannemden geldiği yıllardı…
Bahar gelir gelmez havalar azıcık ısınmaya yüz tutunca babaannemlerin bağdaki evlerine taşınma vakti gelirdi, buzdolabı dahil eksiksiz mutfak eşyası yatak yorgan bir traktöre yüklenir, arkasına da Sarıkız yularından bağlanır,  bahçeye taşınırlardı. Bu taşınmayı da hatırlıyorum hayal meyal, biz ilçede kalırdık yazın.

En az 1 saat yürüme mesafesindeydi bahçeler ilçeden. Dik bir yokuş çıkılırdı, asfalttı yokuş, sağında solunda bahçeler evler, derenin üstündeki köprüden geçilirdi, yokuş bir süre sonra dikliğini bırakır hafif eğim alırdı. Şu an bu yazıyı yazarken tek tek geçtim o yolu, hava güneşli hafızamda, sıcak ama bunaltmıyor, sabah serinliğinde gidiyoruz çünkü. Yokuş bitince düzlük başlayacak, ya sağa kıvrılıp önce toprak yoldan sonra dereden devam edeceğiz, ya da asfalt yoldan bir müddet daha yol alıp bir sonraki sağa dönen toprak yoldan devam edeceğiz.

Arada bir annem bana bonus verir gibi dereden doğru bahçeye gitmeyi teklif ederdi. O yokuşu çıkmamız gerekmezdi böylece. Dereyi kesen asfalt yoldan hemencecik dereye inilir, öyle gidilirdi, dere boyu… Ama yol uzardı, derenin adetiydi çünkü kıvrıla kıvrıla yayıla yayıla yol almak… Ona eşlik edenlere de bu düzeni sunuyordu.

8-9 yaşlarımdaydım, bahar mevsimiydi. Babannemler daha öncesinden bahçeye taşınmış olacaklar ki bayramlaşmaya topluca bahçedeki evlerine gitmiş cümbür cemaat. Bahçede babaannemin komşuları vardı, onların da çocukları, torunları… Ziyaret edenleri çoktu babaannemler gibi…
İlçeye şehirden ilk taşındığımız yıldı o vakit, çoğu kişiyi tanımıyordum, benim için ilkti.
Çoluk çocuk o dere boyunca bahçeye gitmiştik, bayramlaşıp dönmüştük. O günün tadı damağımda kalmıştı…
Bir daha hiç olmadı…

Bir sonraki sene kış bitmek bilmemişti, bayram bir 10 gün daha geriye gelmişti, babannemler bayram vaktini artık hep ilçede geçirir olmuşlardı.
Bir sonraki sene de…
Bir sonraki sene ise artık Anadolu Lisesi okumak için yeniden şehre taşınacağımız yıl olacaktı…
Dere boyu yürümenin güzelliğine bir 7 yıl sonra ben artık üniversiteyi kazandığımda annemler yeniden ilçeye taşındığında varacaktım. Ama aynı tad olmayacaktı. Dereyi artık akar halde görmek hiç mümkün değildi.
Çocukluğumda ilçede geçirdiğim o üç yıl boyunca derede oynadığımızı, üstünden atlamaya geçmeye çalışırken bolca ıslandığımızı, ayaklarımızı sıkça yıkadığımızı hatırlıyorum…
Oysa artık değil ayak yıkamak ayağı ıslatacak su zor bulunuyordu yaz vakti derede…
Yaz başında derenin suyu bağ bahçe sulamaya açılır, belediye derenin suyunu sırayla bağ bahçe sahiplerine pay ederdi. Yağmurlar kesilip de bu sulama içi yaz başında had safhaya varınca artık dereyi görmez olurduk. Erkenden bağ bahçe sulamaya verilen derenin suyu yetmiyordu çevreye…

Geçtiğimiz hafta sonu bütün bu anılarım yeniden canlandı…
Ağva’nın Hacıllı Köyünden geçip de vardığımız Göksu Nehrini besleyen dere boyu yaptığımız yürüyüşte yeniden şırıl şırıl akan bir dere, yeniden atlaya zıplaya yürümek, bu kez çocuk olan ben değil, oğlum var yanı başımda, kızım kucağımda…
Tertemiz hava, çeşitli ot-ağaç kokuları karışımı, aralarından geçmek, derenin üstündeki taşlardan düşmeden kaymadan yürümeye çalışmak, ıslanmamaya çalışmak…
IMG_1604


Sandwichlerimizi bu güzelliğin ortasında yemek…
IMG_9029


Dönüş yolunda köylülerden alışveriş etmek, oracıkta kendi başına oynayan Ela Nur ile tanışmak... Yanında ki salıncağa oturup sallanmak beraber...
DSC01333 IMG_9147IMG_9168_resize

Can'ın gezi boyunca mutluluğuna, keyifle otobüste şarkı şöylemesine şahit olmak...
DSC01289



Gezi sonunda çamurlanan botları yıkamak derede, ayaklarımızı derenin suyuyla buluşturmak...
IMG_9110_resize

Çok güzeldi ne diyebilirim ki…
Bedenler yorgundu belki ama dinlenmiş bir ruhumuz vardı günün sonunda...
DSC01360 DSC01422


Aslında bu yazının başlığını ilk attığımda bu geziyi anlatmaktı niyetim, çoluk çocuk katıldığımız bu trekkingi anlatmak, o çevreyi tanıtmaktı fikrim.
Ama anılardan ufak bir sayfa açınca, defter aralandı geçmişten aldı ilhamını bu yazı, geçmişte kalsın istedim bu yazı, sadece günümüz fotoğrafları eşlik etsin aralarda…

Beni anılarıma götürüp bu satırları yazıp ölümsüzleştirmemi sağlayan güzel dere, adını bilmiyorum ama teşekkürler sana…
IMG_8951_resize
Ve esas bu anılara sahip olmamı sağlayan dere bu yazı senin için…
Yazın olmasa da kışın halen aktığını hayal ediyorum, hep orada olduğunu, beni beklediğini…
Olgun ve kendinden emin, bir şey ispatlamaya çalışmadan düzeninde yol aldığını, mevsimlere göre arttığını, azaldığını, kabullenmişliğini hayal ediyorum, anlıyorum seni…
Seni özlediğimi fark ediyorum, çok hem de…
Sen misin özlenen çocukluğum mu tam idrak edemiyorum ama belki yanına gelsem bana bunun cevabını da verebilirsin…

En derin sevgilerimle…

IMG_9086

3 Ekim 2011

İşbaşı yapıp keyifli bir gün geçirmek mümkün mü?

Mümkün oldu benim için.
Bakicimizla erken çalısmaya başlayıp düzeni rutini oluşturduktan sonra mümkün olabildi.
Can için boyle bir fırsatım olmamıştı. Apar topar işbaşı yapmıştım o vakit. İlk bir kaç gün Can'ın sesini telefonda dinleyemiyordum, gözyaşlarımı beraberinde getiriyordu çünkü. Oysa bugün en ufak bir hüzün hissetmemistim. Suçlu hissetmeli miyim bu sebepten? Hayır. Kararım çalısmaya devam etmekten yana oldu. Evren yardım etti ve karşıma aklımın evde kalmamasını sağlayan bir bakıcı çıkardı. Boylece isyerime rahatlikla gittim, kaldigim yerden devam edebildim.

 Can sansliydi, babanne ve dedesinin sürekli sevgi ve ilgisi ile büyüdü.
İpek'de ise bu şans bakicimizdan yana devam etsin.
 Anne hep ise rahat gitsin bugün olduğu gibi.
 Aksam kahvesini keyifle icsin, yanında yediği kekinin tadına varsın.
 Sütümüz bol olsun.
 Hastalıklar uzak olsun.
 Gezmeler bol olsun.
 Doga hep bizi sarmalasin.
 Oksijenimiz bol olsun...
 Bir de fazla kilolar gitsin kendiliğinden, 5 kg istemmiyorsun artık:)

14 Ağustos 2011

40.günü postaya verirken

NİHAYETİNDE!!!
Anne oldum olası 40 gün meselesi beni hep rahatsız etmiştir psikolojik olarak.
40 gün evden çıkmamak meselesi...
Başarabilenleri gerçekten takdir ediyorum. Bu çok büyük bir özveri, annenin çocuğu için yaptığı. Önemli olan bu özveri karşılığında annenin tatmin olması, rahat olması.
Özveri sonrasında daha da fazlası anneden gidiyorsa ve bunu bebeğine ya da çocuğuna veyahut eşine ya da diğer sevdiklerine olumsuz yönde yansıtıyorsa hiç gereği de yok bu kısıtta yaşamanın.
Ben yaşamamış olsam da bu kısıtı, yine de o görünmez sınırların kalkmasından memnunum. Delinen kuralların verdiği bir rahatsızlıktı işte bende yarattığı...
O sebepten bitti ne güzel diyorum..
40 ı uçurduk tarumar ettik...
40 günün en az 30 gününde dışarıya, büyük çoğunluk da açık hava ortamlara rahatça çıkabildiysek ve hatta dışarıda evde olduğumuzdan daha rahat edebildiysek şunun sayesinde...


Yenidoğan taşımasından en baba sling The baba sling... Sadece ilk üç ay kullanmak için almıştım. Ergo baby carrier da 3. ay sonrası için sırasını bekliyor.
Kimi zaman sadece evimizin karşısındaki parka gittik, ya da bizim mekana...
Gittiğimiz iki AVM oldu, Kanyon ve Astoria. Kanyon açıkhava oluşundan, Astoria ise sakin oluşundan sebep... Buralarda da fazla oyalanmamak esastı ve sabah erken saatte gitmek...

Her yerde bebeği sling içinde taşırken rahatça emzirdim, en uzun uykularını uyudu İpek içinde... Çünkü slingin içinde uyuma pozisyonunda anne karnındaki gibi etrafı sıkı, yarı karanlıktı ve anne sıcaklığını alıyordu. Üstelik dışarıdan da bebeği izole ediyorduk. Şaşkın bakışlardan, sahilde esen rüzgardan ya da güneşten ve bazen de kalabalık sayılabilecek bir ortamın havasından izole ediyordu. Velakin çok rahat ettirdi bizi...

40 gün biterken özlediklerim ve halen kavuşamadıklarımdan aklıma gelen ilk üç şey...

***Yoga
Bol terlemeli bir yoga sonrası uzandığım shavasana...
Çok özledim hem de...


***Eski kıyafetlerim
Halen giyemiyorum birçoğunu. Çevremdekiler doğum sonrası eski haline kavuşmuşsun dese de tartının gösterdiği +5 kg nun bedenimi nasıl ve ne zaman terkedeceği merakımı celbediyor...
Terketmeliler... Mümkünse Can'da olduğu gibi yine kendiliğinden doğalından olsun bu süreç...

ve
***Uyku... Max 3 saat ile sınırlıyım, İpek uyanmasa bile süt sağmak için kalkmam gerekiyor.

40 gün biterken yeniden kavuştuklarımdan aklıma gelen ilk 3 ise...

***Kitap okuyamayacağımı düşünürken bol bol kitap okuyabilmek.
Evin her odasında bir kitap ya da dergi bulunuyor diyebilirim. Her odada bir de emzirme yastığı olsa ve odadan odaya taşımasam ne iyi olacak. Birer de emzirme koltuğu lütfen, emzirme yastığı yine taşınıyor da emzirme koltuğu pek taşınır ve yer bulunur gibi değil...

***Kek börek poğaça türünden bir şeyler yapıp evde hazır bulundurabilmek...
Bütün ev ahalisi çok memnun bundan, ben dahil. Hep açım çünkü... Kahveler ustasından kekler benden uygulamamız sürüyor böylece
IMG_4196IMG_4189




IMG_1198
***Blog dostları buluşmalarımız...
Hiç ara vermeden kavuştuğum güzellik, hepsini toplu halde bir başka yazıda ekleyeceğim kısmetse...

4 Haziran 2011

GERİYE SAYIM 4.HAFTA- KITALAR ÖTESİ BİR ETKİNLİK ve KİTAPLAR

Yaklaşık 1 ay kadar önce şu etkinliğe katıldım,

postcard_swap_450px1
Hiç haberimiz olmayacaktı...
Ela'nın annesi, senin sayende haberimiz oldu etkinlikten, çok ama çok teşekkürler

Kartpostal almak ve göndermekle ilgili özlemimi şurada anlatmış ve geçtiğimiz yeniyıl öncesi bir nebze gidermiştim...
Etkinliğin özeti, küçük çocuklu ailelere özel, uluslararası kartpostal gönderimi olması. Size çıkan 5 aileye çocuğunuz ile birlikte kart hazırlayıp gönderip, kime çıktığınızı bilmeden de 5 aileden kart bekliyorsunuz...
Bize çıkan ailelerin bilgilerini almamızla iyi ki katılmışız bu etkinliğe dedim daha bize gönderilecek kartlarımızı almadan...
Etkinliği düzenleyen annenin de adresiyle birlikte bize çıkan adreslerin hepsi farklı farklı ülkelerden ve kıtalardandı hatta... Amerika, Kanada, İngiltere, Fransa, Hindistan ve Avustralya...
Kartları alma işi bir akşama sıkışınca yolumuz ve ümidimiz mahalle aralarındaki kırtasiyecilere düştü, Can ile müzeye gider gibi mahalle aralarındaki kırtasiyecileri dolaştık kart bulmak için...
IMG_1215
Oyuncakçıya girmiş kadar keyifli ilgiliydi Can, artık yaşı okul çağına geliyor neredeyse, 1 yıl sonrası onun için anaokulu başlangıcı olacak...
Kartlarımızı seçtik, yazdık ve cumartesi açık olduğunu öğrendiğim postaneden gönderdik onları...
IMG_1225IMG_1216
Daha bir haftayı tamamlamadan 6. günde Amerikaya gönderdiğimiz kartın yerine ulaştığını da öğrenmiş oldum Sevgili Levi'nin annesinin bloğuma bıraktığı mesaj ile... Oysa yılbaşı vakti Ankara'ya arkadaşıma gönderdiğim kart tam 3 hafta sonra ulaşmıştı! Şaşırtıyorsun beni Türkiye Postası...

Geçtiğimiz Perşembe biz de ilk kartımızı aldık Hollanda'dan... Can'ın posta kutusundan kartı alması benim için büyük mutluluktu... İlerde büyüdüğünde kartlar mektuplar hayatında ne kadar yer eder bilmiyorum ama ucundan da olsa yaşasın görsün bilsin bu kartpostal işini...

Diğer kartlarımızı heyecanla bekliyoruz... Gelen kartlara yeniden kart yazıp göndermek ise işin bir başka heyecanı mutluluğu...

Kitaplara gelir isek... Kitaplığımda çocuk yetiştirme kitapları üzerine ufak bir birikim oluştu sayılır. Artık 2.çocukta ne kitabı demeyip dayanamayıp aldım yine birkaç kitap sanki ilk hamileliğim, ilk çocuğum gibi yeni baştan okuyup hatırlamakta sakınca yok deyip, okumayı sevmenin bahanesiyle...
IMG_4197

Can'ın kreşinden ödünç alarak okuduğum 4 kitapda çerez gibi tatlılıkla okundu diğer kitapların arasında...
Bu son 4 hafta kitap okumak için de değerlendirilmesi gereken bir dört hafta benim için...
Elim hep şimdiye kadar okuyamadığım dünya klasiklerine gidiyor... Balsac ve Dostoyevski var daha sırada. Yetişir mi 4 haftaya acaba...

IMG_4199

20 Nisan 2011

GERİYE SAYIM BAŞLADI -10!-

Geriye sayım…

Son 10 hafta…

Bir türlü buraya yazmaya fırsat olmadı şimdiye dek. Önce başka konular, yazılar vardı sırasını bekleyen. Onları bitirip yazmaktı isteğim ama olmuyor bitmiyor…

Ayrı bir yazı olmalıydı bu…




Baktım 10 hafta kalmış geriye, bundan iyi başlık mı olur dedim ve yazdım işte…

10 hafta kala tartı, başlangıcın 8 kg üstünde…



İlk 4 aydaki beslenme sıkıntılarımı ve 5. ayda yaşadığımız amniyosentez deneyimini saymazsak rahat bir hamilelik diyelim…

En önemli işim Can’ı kardeş fikrine alıştırmak...
Şimdilik iyi gidiyor, bir problem de gözükmüyor. Esas durum ise kardeş dünyaya geldiğinde belli olacak. Dikkat, sabır ve anlayış gerekecek bize... Okuyorum şimdi bol bol, bakalım uygulamaya döktüğümüzde durum ne olacak…

Çocuk-bebek konusu dışında da okuyorum bol bol, 10 hafta sonra vaktim olmayacak uzun bir süre muhtemelen…

Ve hazırlıklar bir taraftan…

-Yeni çocuk arabası, eskisi gezmelerimize dayanamayıp havaalanlarında, yollarda kırılıp döküldüğünden artık…

-Yeni Oto koltuğu abiye, küçüğü artık kardeşin olacak…

-Başka yeniler, Can’da alamadığım ama alsamıydım hep dediklerim… Keşke artık çok da kullanamayacağım idare edeyim demeseymişim, alsaymışım. Şimdi alıyorum...

Bir tanesi emzirme önlüğü,

Bir tanesi Sling…

İyi ki almışım ne güzel kullanıyoruz diyebilmek dileğiyle…

Geriye sayım…

10!

18 Nisan 2011

ALTERNATİF ANNE & RAHMİ KOÇ MÜZESİ

Alternatifanne.com'da gezi köşesi artık bizim, Can'lı gezmelerimizi paylaştığım bir köşedir... İlk yazım uzun zamandır bloğa da yazmak istediğim bir müzeye ait, Rahmi Koç Müzesine... Defalarca gittiğimiz bu eşsiz müzenin bizim için de yenilikleri vardı bu son gidişimizde... Bu masa ve üzerindekiler benim bir süre şaşkınlıkla dolaşmama sebep oldu... IMG_1480

29 Mayıs a kadar açık kalacak olan "Görünmez Müzisyenler" konulu sergiyi gezebilme fırsatını kaçırmayın. İnanın büyük bir keyif yaşayacaksınız maaile...
IMG_1368

IMG_1364IMG_1354

IMG_1363



IMG_1351 IMG_1343

Serginin üst katı da yenilenmişti, Fen bilimleri köşesi zenginleştirilmişti. Mimar Sinan'ın prensibinden gidip kendi köprümüzü yapıp altında keyifle poz verdik...

IMG_1219

Çocukların keyifle saatlerce bıkmadan vakit geçirebileceği bir mekan burası, gezmediyseniz biran önce yolunuzun düşmesi dileğiyle...
IMG_1251IMG_0976

17 Mart 2011

BAHARIN GETİRDİĞİ...

Kimden 17 Mar 2011

Siz de benim gibi hissediyor musunuz?Dışarıda ki güneş sizin içinizde de açıyor mu? Işıklar içinizden fışkıracak gibi olup yerinizde duramıyor bir halde misiniz?Ağaçların dalındaki tomurcuklar nasıl içten içe patlamaya hazırlanıyorsa sizde de benzer haller mi mevcut, durduğunuz yerde duramıyor musunuz?
Sebepsiz yere içinizi bir mutluluk bir heyecan kaplıyor mu? Sanki gelecek günler hep güzelliklere mutluluklara gebeymiş gibi…

Ah şair divane ettin beni ilkbahar…
Dayanamadım…
3-5 satır yazmadan edemedim…
Ofis ortamı insanı olup yerimden kopamıyor olsam da bende senin bir parçanım, sen de benim bir parçam…
Aynıyız aslında benim içimde sen varsın, senin içinde de ben…
Hoş geldin nihayetinde
Hoş geldin İlkbahar…
Hoş geldin…
Kimden 17 Mar 2011

9 Mart 2011

BEYAZIN GETİRDİĞİ...

Bu sabah fark ettim, bir konuda çok şanslı saydım kendimi. Herkes benim gibi bu müthiş huzuru hissediyor mudur acaba yağan karı seyrederken, bunun için çok şanslı sayabilir miyim kendimi?

Blogspot kapanmışmış, ben bu yazımı görüntüleyemiyormuşum bile umurumda değil:) Hiç engelim olamaz bu güzelliği yaşamama...
Çok güzel yağıyor çok...

İstanbul’da kar ince bir tabaka halinde kaplı sadece, yollarda o da yok. Kardan adamı ancak minyatür halde yapacak kadar kar var. Ama yağdı gerçekten, sokak lambasının önünden savura savura uçuştular, mola verdiler, gene uçtular, sabah kalktım beyazdı, demek ki geceleyin daha çok yağdı, ben uykuya yenik düşmeseydim daha da seyredebilecektim. Şimdi yine yağıyor dışarıda ne güzel ne huzur verici…

Dün akşam Can ile pencere kenarına oturduk, birer sandalye çektik kendimize, ışıkları kapatıp mum yaktık, önce dışarı pencere önüne koyduk mumu, 3 kez söndü rüzgara dayanamayıp sonra onu içeri aldık içerde bizimle birlikte caddeyi seyretti o da… Dışarıda üşüyen kuşlardan köpeklerden bahsettik Can ile, yoldan geçen arabaların markalarını bildik, tek tük geçen insanlara baktık. Sonra mum kardeşe kendimizi anlatmaya karar verdik. Ailemizi anlattık mum kardeşe, kardeşini anlattık. Kardeşi gelince ona Can ile birlikte nasıl bakacağımızdan, Can ile birlikte dün akşam ne güzel puding yaptığımızdan, bu akşam zeytinli ekmeği birlikte yapışımızdan, yıkanıp kurumuş çamaşırları birlikte katlayışımızdan, Can’ın dedelerinden büyükannelerinden ağabeylerinden bahsettik. Işığı kapatıp ana oğul geçirdiğimiz bu yarım saat belki o kadar çok hoşuma gitti ki… Sonra mısır patlattı bendeniz tencerede. Onu kağıt külahlara doldurup yedik…

Kar yağıyor halen, aynı huzur aynı mutluluk… Akşam olacak işlerden kreşten dönülecek, huzurlu evimizde buluşacağız maaile kısmetse… Dün akşam pişirdiğim pırasayı önceki günden kalan patates sulusunu ve pirinç pilavını ısıtmalı. Kayısı&üzüm kompostomuz da var. Gene mısır patlatırım belki…

Bunları bir yere de not etmeli, ilerde okumalı, akşam ajandayı bulup çıkarmalı, yazmalı bunları bir bir… Basit yaşamanın getirdiği mutluluğu hiç de azımsamamak ara sıra geri dönüp okuyup hatırlamak için ihtiyaç oldukça…

29 Kasım 2010

TEK EKSİĞİMİZ KAR...

Tek eksiğimiz var artık,
Kar taneleri diliyoruz bolca...
Burda ya da Masal Ülkesine vardığımızda Alplerde...
Karın yağışını daha bir hevesle bekleyeceğiz
Ve o vakit kaptığımız gibi aşağıdakini, dışarıya karın ortasına çıkacağız, karın ne güzel birşey olduğunu nasıl bir keyif olduğunu öğrenecek Can...

Bizim kızağımız da yoktu çocukken, kar giysimiz, kar çizmelerimiz de, naylon torbalarımız vardı kızak yerine, üstüste giyilen kazaklar kar giysisi yerine ve bulabilirsek de bir çizme ayağımıza, annemin ördüğü yün çoraplar içine de...

Ne keyifliydi, Ne mutluluktu kar...
Korkulmazdı, sıkıntı vermezdi, yolu gözlenirdi...
Üşümek de yoktu, karın tadı da güzeldi hem, temizinden bir avuç alınıp okul çıkışında yiye yiye eve varışımız gözümün önünde...

Yeniden o günlere dönmek mümkün mü?