30 Nisan 2013

ESKİLERE DÖNÜŞ: MUDURNU-GÖYNÜK

Bir gezi programı yaptığınızda belli hayal ve beklentilerle yola çıkarsınız. Bazı yerlere ise hiç beklentiniz olmadan yol üstünde olduğu için gidersiniz. Ama beklentilerle gittiğiniz yer size çok hoş gelmezken o hiç beklentiyle gitmeyip sadece yol üzerinde olduğu için uğradığınız mekanlar çok çok çok ve çok daha fazlasını verir...

İşte Mudurnu ve Göynük bizim için böyle oldular... Osmanlı günlerinden kalma hallerini, eski Türk kasabası hallerini tüm orjinalliğiyle koruyabilmiş ender kasabalarımızdan...

İstanbul'dan yola çıkıp Göynük yollarına sapmadan önce köy yollarına sapıp biraz güzergahı değiştirelim dedik. İyi ki öyle yapmışız. Bize göre saklı cennet idi buralar. Yol boyu tam köy hayatı. Her evin yanında bir ahır, ahırın yanındaki gübreler üzerlerinde eşelenen etrafta gezinen tavuklar ve bir köpek. Leylak ağaçları da hep dikkatimi çekti. Ne kadar güzel bir sabahtı bu böyle...
Sonra bizi hayran bırakan o tepe... Biz İsviçre'deydik sanırım. Düzenli biçilmiş yeşil alanlar...
O ulu ağaç, soğuk hava... Burayı kaydettik GPS cihazımıza tekrar gelmek üzere havalar ısındığında iyice...

04-ARM_1214

Ve vardık böylece Göynük'e nasıl geldiğimizi bile anlamadan... En kalın montlarımızla indik arabadan. Güneş ısıttı içimizi, bir kıraathaneye daldık hemen. İçerdeki sobanın yanına doluştuk çoluk çocuk, çaylarımızı istedik. İçerdeki küçük kütüphane dikkatimi çekti. Meğer kıraathane demek kitap okunan yer demekmiş aslında. Kelime kökenine hiç dikkat etmemişim şimdiye dek. Bunu da öğrenmiş oldum.

Kolay değil dört çocuklu çıktık yola, bizim gibi çocuklu gezmeyi seven arkadaş çiftimizle beraber...
Sobanın sıcaklığında kahvaltımızı yapıp düştük Göynük Saat Kulesi yollarına.

01-DSC05192

Çıkar mıyız çıkamaz mıyız, yok çıkamayız iki çocuk arabasıyla, hadi yürüyelim bari biraz ara sokaklardan geçmiş olalım derken, hadi az kaldı şurayı da çıkalım derken tabi ki çıktık Göynük Saat Kulesine:) Meğer arabayla çıkılamazmış zaten bu kuleye... Yollar dar ve dik... Göynüğü tepeden seyrettik. Çıkması gibi inmesi de zevkliydi bu kez farklı yollardan... Cam önünde bekleyen  yaşlı teyzelerle sohbet ede ede...

21-ARM_1289

Göynükten ahşap oyuncaklardan almayı da ihmal etmedik çocuklara.
Ve tabi Fatih Sultan Mehmet'in hocası Akşemsettin'in türbesini ziyaret ettik son olarak. Hikayesini dinledik buradaki görevliden...

Şimdi yolculuk Çubuklu Gölüne sonrasında ise Mudurnu...

Çubuklu Gölü bizim için saklı bir cenneti bulmak gibiydi. Önce karşımıza çıkan Çubuklu Gölü Değirmenleri...

28-ARM_1423

Böyle bir yapıyla karşılaşacağımızı hiç bilmiyorduk bile...
Tablo gibiydi. Kendimi Türkiye'de değil başka bir diyarda gibi hissettim. Sonra o değirmenlerin yanına kadar gidebilir miyiz merakıyla başladık gölün etrafını dolaşmaya... Bir derenin içinde bulduk kendimizi ve devam ettik. Ya dere göl ile buluşup orada kalırsa arabamız fikri zihnimizin bir köşesinde hep heyecan yarattı durdu bize... Güzel bir anı oldu neyse ki bu yolculuk bize...
Gölün diğer tarafına geçmeyi başardık, değirmenlerin yanına kadar gittik arabayla ama yolumuz uzun daha Mudurnu var planımızda, üstelik hava çok çok soğuk... Arabadan çocukları indirmeden yol aldık Mudurnu'ya doğru ama Çubuklu Gölü gönlümüzün bir köşesinde yer bıraktı tekrar gelinmek üzere...

29-ARM_142830-ARM_1433

ve Mudurnu...
Geldik ki bir kalabalık bir kalabalık. Meğer pazar kurulurmuş o gün(cumartesi). Tüm köylerden geliyorlar tabi. Bizim kalacağımız otelin önü de pazar yeri olduğu için otele varamadık ve madem öyle etrafı dolaşalım yemek yiyelim diyerek arabayı park ettik. Biraz etrafı dolaşıp artık acıkan bünyeleri çocukları doyurmak için çarşıdaki bakkal amcanın tavsiye ettiği Mudurnu Piliç Restoran'a girdik. Bunun dışında kalacağımız Fuat Beyler konağının da yemeklerinin iyi olduğu söyleniyordu.
Yöresel yemek olarak mutlak ve de mutlak Kaşık Sapı denenmeli. Bence buranın esas yöresel yemeği budur. Bunun dışında Mudurnu Kebap yenilebilir. Salçalı ekmek üzerine köfte ve ızgara et ve tavuktan oluşan bir tabak geliyor. Onu da beğendik. Ama Kaşık Sapı en güzeli ve has yöresel olanıydı bence.

32-ARM_1438

Ev makarnasının bol tereyağı, ceviz ve keş peyniri ile servis edilmiş hali Kaşık sapı. Biz de pazardan bu kaşık sapının peynirini alalım bari derken meğer bizim yediğimiz restorana bu yemeği yapan hanım da alışveriş için orada değil miymiş. Kaşık sapı için hangi peynir diye sorunca hemen bana peyniri kendisi gösterdi tezgahçıdan önce. Kaşık sapının tarifini de verdi hemen.  Yedik çok beğendik dediğimizde de nerede yediniz dedi. Meğer Mudurnu Restoranının ve bir konak ismi daha verdi, o yapıyormuş evinde, gelip alıyorlarmış. Bir hatıra fotoğrafı çektirdik kendisiyle :) Ne kadar sıcak, candan, yardımsever ve güleçti. İşte yurdum insanı...

36-ARM_1475

Aldığımız peynirin adı keş. Yapıp tarifini sizlerle de paylaşırım buradan.

Akşam 7'ye kadar Mudurnu'yu, pazarını gezdik dolaştık. Artık pazar da kalkınca otelimize döndük. Burası eski bir konak. Mudurnu'da yeni modern bir otel yok zaten. Olsa da kalmayın. Bu konaklarda kalmadan buranın o güzelim havasını solumanız mümkün değil. Birçok konak var Mudurnu'da otel olarak işletilen. Ben neden FuatBeyler Konağını seçtim peki?

31-DSC05202

İnternette gördüğüm fotoğraflardan bütün yatak örtüleri, perdeleri dahi kanaviçe işlemeliydi de ondan:) Gelip yakından incelemek istedim.
Konağımız canlı bir müzeydi. İçeriye ayakkabıyla girilmiyor, ev terliği giyiyorsunuz. Biz bildiğimizden yanımızda getirmiştik. Getirmeyenler içinse konakta terlik mevcut. Dört günlük gezimizde en güzel akşamımızı bu konakta geçirdik. Odamızın yer aldığı ikinci katın ortasında yer alan bu sedirli salon uzun uzun sohbet ettiğimiz çocuklarla vakit geçirdiğimiz mekan oldu. Oradaki tepsi legoların yayıldığı tepsiydi:) O havayı solumak, kahvelerimizi o sedirde içmek kendimizi Fuat Bey gibi hissetmemize sebep oldu :) O katta sadece üç oda vardı ve diğer odada kimsecikler yoktu neyse ki. Böylece o katı sahiplenmiş olduk rahatça...

01-DSC05206

Dahası da vardı üstelik bu konağın. Nefisss köy kahvaltısı... Ömrümüzde o kadar lezzetli süt kaymağı yediğimiz sayılıdır. Daha sanki o sabah sütü kaynatıp kaymağını yapıp getirmişler gibiydi. Konağı işletenlerin kibarlığı efendiliği de çok başkaydı. Eski İstanbul beyefendiliği vardı orada...

Mudurnu'da tek gece kalacaktık, esas istikamet Beypazarı idi çünkü. Ama Mudurnu o kadar güzel izler bıraktı ki bizde... O sabah kahvaltı sonrası otelin arkasında yer alan dere boyu Mudurnu Sokaklarında yaptığımız gezintinin keyfini hiç unutmayacağız eminim.

39-ARM_1539
 
Derenin, üstündeki köprülerin güzelliği ayrı, Mudurnu sokaklarının evlerinin güzelliği ayrı, insanının güzelliği ayrı. Çocukların keyfi, mutluluğu ayrı...

38-ARM_1529 mudurnuoffroad

Hava soğuk ama temiz, soba kokusu var belki ama o kadar güzel geliyor ki bu koku bana...

41-ARM_1543

Mudurnu'dan ayrılmadan önce Yavuz Sultan Selim'in yaptırdığı camiyi ve hamamı ziyaret etmeyi de unutmadık. Hamama kaç kişi geliyor bilmiyorum ama o sabah sokaklarda kimsecikler yokken dahi buharlar yükseliyordu bacalarından...

Güle Güle Mudurnu...

Tekrar görüşebilmek dileğiyle...






13 Nisan 2013

Tahinli Kurabiye

Çok severim...
Tahini ve tüm tahinli mamulleri...
Kaşık kaşık tahin yediğim de bir gerçek.
Bu şartlarda tahinli kurabiyenin benim için önemi büyüktür.
Tahinli kurabiyenin tarifini arşivime yazmak da bir şart...

Malzemeler:
1 su bardağı tahin
1 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı pudra şekeri
1 su bardağı toz kuruyemiş( ceviz, badem ya da fındık, hepsi de oluyor ayrı ayrı)
1 paket vanilya
Yaklaşık 4,5 su bardağı un

Un hariç malzemeleri karıştırıp azar azar unu da ilave edin. Ele yapışmayan kulak memesi yumuşaklığında bir hamur olmalı. Ceviz büyüklüğünde hamur parçaları koparıp yuvarlak yapın yağlı kağıt serili tepsiye aralıklı dizin. Ben üzerlerine çatalla desen çıkardım. 180 dereceli fırında 20 dk pişirin. Başta yumuşak görünen kurabiyeler soğuyunca sertleşecekler. Pişmedi diye fazla pişirmeyin dikkat.

Bu malzemelerle iki büyük tepsi kurabiye oluyor. Bir kaç hafta bayatlamadan duruyor rahatlıkla. Aklınıza düştükçe birer birer yiyebilirsiniz:)




8 Nisan 2013

Ailemizin yeni üyeleri...

Size ailemizin yeni üyelerini tanıştırayım...
Meraklı, Çilli, Biricik ve Rüyam...
Hayatımıza bir hafta önce girdiler ve bambaşka bir tat ve lezzet getirdiler:)
Artık market alışveriş listemizde yumurta yer almıyor:)

Biz bahçede otururken etrafımızda dolaşıyor olmalarının keyfi bir başka...
Sanki bir köy yerindeymişiz gibi:)
Eşe dosta ziyarete giderken sepetimiz dolu gitmek de çok güzel...









19 Mart 2013

MİNİK SANDVİÇ EKMEKLER

Şimdiye kadar yüzlerce ekmek yaptım... Aralarından en çok hangisini beğendin deseler aşağıda vereceğim tarifi söylerdim. Bu ekmek tarifini aldığım kitapçıktaki fotoğrafını pek beğenmediğimden yapmıyordum uzun süredir. Oysa kendisini pişirince bambaşka enfes bir görünüme kavuştu. Kitapçıkta ilgisi olmayan bir fotoğrafla sunulmuştu ve yazık etmişlerdi tarife bence...
image

Tarif Sinbo Yemek makinesiyle beraber gelen tarifler kitapçığından.
Aynen uyguladım hiç bir değişiklik yapmadan. Pofuduk pofuduk oldular.
Akşamdan makineye malzemeleri koyup süresini sabah mayalanacak şekilde kurdum. Böylece sabah kalktığımda taze mayalı hamurum hazırdı. Böylece ev ahalisi kahvaltıya oturana kadar ben ekmekçikleri hazırlayacak pişirecek vakti bulabildim.
Pazar sabahı kahvaltıda eşim de çocuklar da ekmeğe bayıldılar. Görünümü o kadar güzel ki poğaça hamuru olarak da kullanılabilir diye düşünüyorum.

Sandviç Ekmekçikleri:

Malzemeler:
1 cup su
1,5 çay kaşığı tuz
3 yemek kaşığı toz şeker
1,5 yemek kaşığı sıvı yağ
1.5 yemek kaşığı süt
3 cup un
2 çay kaşığı Aktif Kuru Maya

Üzerine sürmek için bir yumurta sarısı

Yapılışı: Ekmek makinesine sırayla su, tuz, şeker, sıvıyağ, süt, un ve mayayı koyun. Hamur programında makineyi çalıştırın ve hamuru hazırlayın. Bu süre 1,5 saat oluyor. Sabah için yapacaksanız akşamdan saati sizin kalkış saatinize göre kurun ki sabah 1.5 saat bekleme süresinden kurtulabilesiniz.

Mayalanan hamuru makineden çıkarın ve unladığınız bir ekmek kesme tahtasına alın. Hamurdan 18 yuvarlak yapın ve 20 dakika dinlendirin tepside. Bu süre sonunda hamurun üzerini keskin bir bıçakla çizin. Sonrada üzerlerine fırça ile hafifçe su sürün. 30-40 dakika daha bekletin. Üzerlerine bu kez de fırça ile yumurta sarısını sürün. Önceden ısıtılmış 180 dereceli fırında 15-20 dakika pişirin.


fotoğraf

Ben bir başka denememde ise çiçek ekmekler şeklinde kelepçeli kalıpta pişirdim. Siz de farklı versiyonlarını yapabilirsiniz.

image_3

14 Mart 2013

Çocukla gidilebilecek en güzel mekanlara devam: İSTANBUL OYUNCAK MÜZESİ

Bu müzeye gitmek uzun süredir aklımda idi. Yıllar var gitmeyi isteyeli ama bir türlü kısmet olmadı Avrupa yakasını mesken etmiş bir aile olarak bize...
Lakin biz artık yakamızı değiştirdik üç ay önce ve Anadolu yakalı olmaya terfi ettik :)
Böylece oyuncak müzesiyle aynı yakayı paylaşır olduk ve hadi dedim eşime gidelim. Kapalı havaları değerlendirmek için müzelerden daha güzel yerler düşünemiyorum çocuklarla birlikte.
Bir de avm ler var maalesef kapalı havalarda zaman geçirilen ama bizim hiç tercih etmediğimiz.
Tercih edildiğinde de çocuklar ve bebekler için üzülüyorum özellikle. Anne baba belki evin çocukların bir ihtiyacını tamamlamak için avm ye gidiyor ya da zaman geçirmek için ama olan çocuklar ve bebeklere oluyor. İnternet alışverişini bu noktada çok yoğun kullanıyoruz. Bebek bezi, giyim kuşam, ev eşyası gibi her ürünün online alışverişi mümkün. Bizim de elbet  avm ye gitmemizi gerektiren alışveriş ihtiyacımız oluyor ancak eğer eşimle birlikte karar vermemiz gereken bir alışveriş değilse bu evde eşim ya da ben kalıyoruz (genelde bu eşim oluyor). Diğerimiz(Ben) de hızla alışveriş işimizi halledip dönüyoru. Böylece işimiz hızlıca bitiyor çocuklar olmadığından, çocuklarda babayla/anneyle vakit geçirebiliyorlar.

ARM_0392

Gelelim biz oyuncak müzemize...
Maaile çok keyif alacağınız bir mekan burası. Evin beyi de burada kendinden çok şey bulacak evin hanımı da. Yaş olarak ise bence daha çok 50 yaş civarına hitap eden bir müze:) Çünkü müzeyi gezerken özellikle 50 yaş civarı neslin müzede kendilerinden daha çok şey bulduğunu farkettim. Bizim neslimiz(30 yaş civarı) de elbet bir şeyler bulacak ama 50 yaş insanları çok daha fazlasını buluyor. Ne de olsa müzeyi kuran ve oyuncakların büyük çoğunluğunu toplayan şair/yazar Sunay Akın'ın dönemi...
Sunay Akın bu müzeyi ailesine ait olan tarihi konakta 2005  yılında açmış.  Müzede şu an 4000'den fazla oyuncak sergileniyor ve artık konakta daha fazla oyuncak sergileyecek alan kalmamış. Bu sebepten müzenin en alt katındaki kafesinde bile oyuncaklar sergileniyor. Bu o kadar keyifli ki. Kahvenizi yudumlarken karşıdan Cin ali size göz kırpıyor...
Ah Cin Ali ne çok severdik seni... İlk okuduğum cümleler senin içinde saklı... Babamın gıcır gıcır eve getirdiği günü hiç unutmuyorum. Beraberinde Bıdık Ali kitabı ile birlikte. Bıdık Ali'yi de çok severdim:)

fotoğraf

Çocuklar ise zaten çocuk olduklarından ve burası bir oyuncak müzesi olduğundan her nesne ilgilerini çekecek:) Ancak onlara biraz anlatmanız lazım oyuncakların özelliğini...
Örneğin bu oyuncak kurmalı bir sisteme sahip. Kuruyorsunuz ve başlıyorlar hareket etmeye. O kadar çok çeşitte var ki bu oyuncaklardan. Her meslek mevcut... Çocuklar keşke bu mekanizmanın nasıl çalıştığını görebilseydi, çocuklar şaşırsalar bu işe...

ARM_0405

Oyuncaklar yok sadece kalıpları da var bu müzede...

ARM_0389

Bu kalıbın ise oyuncakla hiç ilgisi yok ama oyuncak kadar mutlu eden bir şeye ait... Horoz şekerlerinin kalıpları... Deve ve tren şeklinde şekerler de varmış, ben bilmiyordum:)

ARM_0388

Yine oyuncak dışında bir örnek.
Bu sırayı hatırlayan var mı? Ben hayal meyal hatırlıyorum, oturdum ben de bu tarz sıralarda sanki...

ARM_0497


Çocukluğumdan net hatırladığım şey ise trenlerdi... Memlekete trenle giderdik. Babannemin köy sütünden yaptığı sütlaçla karşılanırdık.

Müzede bir oda tren kompartımanı olarak yapılmış... Herşey vardı o eski yataklı kompartımanlara ait...
İpek ile Can çok sevdiler burayı...
Trencilik oyunu oynadık...
Camdan dışarıyı seyrettik ama karşımızda oyuncaklar vardı yine... Envai çeşit trenler...

ARM_0443

İpek minyatür bebekleri camekanda görünce onları almak için epey uğraştı:)

ARM_0469

Can'ın favorisi ise Redkit ve Dalton kardeşlerdi... 1950 yapımıymış. Ve kaç kuşağın sevgilisi... Üç nesil sevdi büyüdü Redkit ile...

ARM_0409

Müzede oyuncak diyemeyeceğim ancak bir sanat eseri olabilecek minyatür yapıtlar vardı. Almanlar bu işi epey abartmışlar. Bu oyuncakla oynama şansına erişen çocuk var mıdır? Ancak kraliyet ailesinin çocukları olabilir sanırım. Bu tarz eserler o kadar çoktu ki... Olmayan dükkan çeşidi yoktu. Ben arasından pastacı dükkanını seçtim sizin için:)

ARM_0486

Burası da hobi odası. Tahtadan oyuncaklar satılıyor. Alıp boyayabiliyorsunuz oracıkta da...ARM_0490ARM_0494

Müzede yapabileceğiniz tek etkinlik ahşap boyama ile sınırlı değil. Birçok etkinlik düşünülmüş. Tiyatrolar, el becerisi atölyeleri ve daha neler neler...


ARM_0489


Müze Göztepe'de olup pazartesi hariç her gün haftaiçi 09:30-18:00 arası haftasonu ise 09:30-19:00 arası açık...
Oyuncak müzesi hakkında daha fazla bilgi için tık tık...

Mesela bu haftasonu hava soğuk yağışlı ve de kapalı. Yani müzeye gitmek için mükemmel bir zamanlama :)
Müzeden çok fazla fotoğraf eklemek istemedim. Gidip kendiniz görün, şaşırın mutlu olun diye...

Müzenin tanıtımında yazılan çok güzel bir cümle ile bitirmek istiyorum müze yazımı...

İstanbul Oyuncak Müzesinin kapısından içeri girerken bir elinizden çocuğunuz, ayrılırken ise diğer elinizden çocukluğunuz tutacak.

8 Mart 2013

Çocukla gidilebilecek en güzel mekanlardan biri: Darıca Hayvanat Bahçesi

Çocuklarla gidip tüm gününüzü keyifle açık havada geçirmenizi sağlayan mekandır Hayvanat Bahçeleri...
Bu konuda en iyi ülkelerden biri Almanya sanırım. Her şehri birbirinden güzel hayvanat& botanik bahçelerine sahip...
Karlsruhe'yi çok güzel bir havada gezdiğimiz olmasından sebep aklımda ayrı bir yere sahip...
Botanik Parkın içinde canlı klasik müzik dinletisi olması da ayrı bir etki nedeni olabilir tabi... Ortasından geçen kanalda yüzen kayıklar, masalsı bir hava...


Bizim ülkemizde maalesef bu durum pek öyle değil.
Bırakın diğer şehirlerimizi büyükşehirlerimizde dahi yok eli yüzü düzgün hayvanat bahçeleri... Botanik bahçeleri var ancak hayvanat bahçesi yok.
Çok daha zor bir iş bu kesin...

ARM_0158

Ankara'daki hayvanat bahçesini göreli yıllar oldu ama aklımda o vakit bile pek iyi kalmamış. Daha görmemiştim Avrupa hayvanat bahçelerini o zaman daha...

Neyseki birileri düşünmüş artık bu meseleyi...
Avrupa'daki hayvanat bahçeleri ayarında olan Türkiye'nin tek hayvanat bahçesi Darıca Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi sanırım. Biz de yıllık üye olduk bu bahçeye geçtiğimiz hafta.
Aynı zamanda botanik parkı olan bu mekana son iki hafta içinde iki kez gittik bile. Bahar mevsimi geçmeden de sıkça gideceğiz sanırım. Yazın sıcakta gezmesi bir hayli zor oluyor tepenizde güneş varken çünkü... Ayrıca mekan o kadar büyük ki tamamını tek seferde gezmeniz zor. Bir kez aşağıya inip de çocuk parkına ulaşınca çocukları oradan çekmek zor:)
Biz de üye olup her gelişimizde farklı bir yoldan aşağıya ulaşmayı düşündük. Böylece tamamını gezmeyi başarabileceğiz :)

IMG_0843

Buraya Can küçükken gelmiştik ilk kez ve hiç ilgi göstermemişti hayvanlara o vakit... Hala ilgisi pek yok. Şimdilerde ise onu hayvanat bahçesinde cezbeden başka şeyler var...
Parkın içine bir de çocuk eğlence parkı yapılmış. Motorlu arabaları geçtim sıradan bir çocuk parkı bölümünü bile jetonlu hale getirmişler o tuhaf olmuş... Neyse olsun da artık dedik... Can çünkü bayıldı bu kısma...

Can pek ilgi göstermezken hayvanlara İpek müthiş ilgi gösteriyor. Oturduğumuz sitenin azılı köpekleri dahil hepsine koşarak yüzünde kocaman bir gülümsemeyle gidiyor olması ve kendi ebadında ki kedileri dahi kucaklamaya çalışmasıyla anladık bunu ilk :) Bana sürekli içinde hayvanlar olan kitaplarını getiriyor okumam için, seslerini çıkarmam için...
Hayvanat bahçesini keyifle geziyor bu sebepten...

Farklı ülkelerde birçok hayvanat bahçesi gezdik ama Darıca H.B de daha önce başka yerde görmediğim sahnelere de şahit oldum. En başta kesesinde yavrusuyla beraber gezen kangurular.... Daha önce görmemiştim kesesinde yavru taşıyan bir kanguru. İlk kez Darıca H.B de gördüm.

DSC03021

Kangurular hakkında bir bilgi: Kangurular geri geri yürüyemiyorlarmış ve karnında bir yavru taşırken diğerine hamile olabilen tek hayvan türüymüş.

Ve size bir kaç şaşırtıcı bilgi daha vermek istiyorum.

Zürafalar günde sadece 20 dakika uyuyorlarmış. Sadece 20 dk !

IMG_0840

Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyonmuş.

Parkta bazı hayvanların isimlerini ve hatta doğum tarihlerini bile öğrenmek mümkün.

Parkta tahmini doğum tarihi 1920 olan kaplumbağa dede ile tanıştık mesela

Yumoş ve Yumuk ayı çifti ile de tanışmayı ihmal etmedik.
ARM_0243

Park içine sizi şaşırtacak sorular serpiştirilmiş. Son gidişlerimizde üzerleri branda kaplıydı hava şartlarından koruma amaçlı. Yakında açılır onlar sanırım. Bu soru soran ve arkasını çevirdiğinizde cevabı öğrendiğiniz ahşap düzenekleri seviyorum.

Çocuk parkı bölümüne gelelim.

Bu bölgede çocuğunuzu midilli ata bindirebiliyorsunuz.

ARM_0174

Can severek bindi ama İpek korktu nedense :)

ARM_0198

Parkta özellikle erkek çocuklarının ilgisini çekecek çarpışan arabalar, motorlu go-kart da var.

Can bayılıyor bu arabalara...

ARM_0185

Ve Leylekler

her yerde çıkabilir karşınıza... Birlikte fotoğraf bile çektirebilirsiniz onları çok rahatsız etmeden. Biz öyle yaptık, bu sene bol bol gezebilelim diye :)

IMG_0806

Nedense uçamıyorlar :(


Darıca H.B ye daha önce gitmediyseniz, gitmenizi şiddetle öneririm güzel ilkbaharı fırsat bilip. Bu parkı gezmek için en uygun zaman ilkbahar çünkü... Daha önce gidenler bile tekrar tekrar gidebilir, bizim yaptığımız gibi üye olmayı tercih edebilirler...
Park haftasonları özellikle gelen okullarla epey kalabalık olabiliyor.
Bu sebepten sabah erken saatte gitmeyi tercih edebilirsiniz. Sabah 09:00 da açılıyor, akşam 16:45 de kapanıyor, her gün açık.

web sitesinden daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.
http://www.farukyalcinzoo.com


Not: Fotoğraflar daha önceki yıllar yaptığımız ziyaretlerimizden de fotolar içermektedir.

5 Mart 2013

KIŞ BİTERKEN...

Kışı sessiz sedasız uğurladık...
Çok da kendini göstermeden bize küskün belki de aramızdan ayrılıp gitti o da...
Bıktığımızı düşündü muhtemelen ondan...
Oysaki getirdiği karlarla ne çok eğlence kattı hayatımıza bilir mi ki...
 
Kar iki kez uğradı İstanbul'a bu kış...
Biz çok keyif aldık iki uğrayışından da...
Uğrayışları arasında çok vakit geçmedi. Dolu dolu keyifle yaşadık o dönemleri
Keyifle seyrettik...

4-ARM_0117

Seyretmek yetmedi
Kardan kovboy yaptık :)
Onu da seyrettik uzun uzun, karlar eridi o dayandı, bekledi bizi...
Ama o da zamanı dolunca gitti..
Ondan geriye bir şapka, bir atkı, portakal kabuğundan ağzı, zeytin gözleri ve düğmeleri, pırasadan kolu ve havuç burnu kaldı...
1-ARM_0099

Ancak bize yetmedi bu iki kar ziyareti...
Biz de yolumuzu bulup Kartepe'ye İzmit'e yol aldık.
Yazın gittiğimiz mekanı kışın görmemek olmazdı...
Arabanın bagajında bu kez kızağımız vardı...

1-DSC04800

Ama bir kızak kime yeter, kim bekler sırasını :)
Beklenmez ve herkes mutlu olur :)
image

Sen gittin
Bir elveda bile demeden bize kış,
Son kez bir kar ziyafeti daha yaşatsaydın keşke...
Ama canın sağolsun bekleriz yolunu biz aylar boyunca da olsa...

21 Şubat 2013

TARİHİN İÇİNDEN GEÇMİŞ BİR ŞEHİR: BURSA

Şirinanne'den bir yorum geldi. Bırak artık yemek tarifleri yazmayı da gezmelerinizi anlat artık diye:)
Ben de ona hak verdim. Artık elimdeki telefon ile fotoğraf çekip  blog yazmayı bırakıp bilgisayarı açtım. Yaptığımız gezinin fotoğraflarını düzenleyip yazmayı başardım sanıyorum.

Biz kış geldi taşındık mekan değiştirdik diye gezmeye ara vermiyoruz tabi. İşte ilk gezimiz: BURSA


Bursa'yı ve özellikle ilçelerini çok severim. Eski olan mekanları seviyorum sanırım. Eski olmak yetmiyor, eskiliği koruyabilmek orijinal kalabilmek de önemli. Bursa bu konuda birçok şehrimize göre iyi durumda...

Böylece biz de havanın soğumuş olmasını da göz ardı ederek gittik Bursa'ya çoluk çocuk üstelik günübirlik... Yine bizim gibi çoluk çocuk gezmeyi seven arkadaş çiftimizle...

Bu kadar kısa sürede neler yapabiliriz diye araştırınca birçok öneri geldi ancak biraz da akışına bırakarak yol aldık. İyi ki de öyle yapmışız.
Aşıklar kahvesi ve kurdelecilerde bu kadar vakit geçireceğimizi nereden bilebilirdik.


İDO nun arabalı deniz otobüsü seferleriyle öğle olmadan vardık Bursa'ya... Bu saatlerde dahi hanlar işlek sayılabilirdi. Bu tarihi çarşıları& hanları seviyorum.
ARM_9436


Hemen bitişikteki İpek Han'a girdik. Buradaki kurdeleler biz iki hanımı fazlasıyla cezbetti. Pişmanım oradan etamin iplikleri ve kaneviçe kasnakları da almadığıma. Bu bahaneyle bir kez daha Bursa'ya gitmek şart :)
ARM_9443 ARM_9437

Buradan geze geze Kozahan'a vardık.

DSC04646


Bursa Kozahan o kadar sakin huzurlu güzel bir yer ki....
İster sahlep ister türk kahvesi için, biz ısınmak için sahlebi tercih ettik.

ARM_9498ARM_9489

yanına da simit olabilir...

ARM_9493


Bir başka durağımız cami idi.

ARM_9516


Şadırvanı da içinde olan tek camiymiş diye duyduk.

ARM_9505


Yemek konusuna gelince tabi ki İskender :)

ARM_9543

Ama hangisinde? Gelmişken en eskisi en köklüsü olsun diğerlerini zaten İstanbul'da da yiyebiliyoruz diye Yavuz İskender olsun dedik. Kozahan'a da çok şık bir şube açmışlar. Gerçek İskender odun kömüründe ağır ağır pişiyor ve sadece öğlenleri servis ediliyor.
Bakınız aşağıdaki fotoğrafta sağda ki közler odun közleri. Sıradan İskenderciler kolayını bulmuşlar elektrikli olanları var. Onlarla yapılıyor İskender. Ama bu işi eski usule uygun devam ettirenler odun ateşinden vazgeçmiyorlar. Lakin kötü tarafı bu nezih yerlerde iskenderi sadece öğle vakti yiyebiliyor oluşunuz. Hani ikindi vakti gidiym de bir halis İskender yiyeyim yok yani... İskender öğlen vakti yapılıyor yeniyor bitiyor.

Bursa'da sokaklar hanlar arasında dolaşırken kendiliğinden bir sokağın devamında karşıladı bizi Aşıklar Kahvehanesi... Ve uzun bir süre de bırakmadı. Bakınız içerde oturmuş kucağında uyuyan İpek ile ben... Yanımda da Japon bir bayan oturuyor.

ARM_9562

Çok farklı bir yer... Her şey süsten püsten uzak öz mü öz, esaslı mı esaslı, adının hakkını veren bir yer aşıklar kahvehanesi. İçerde türküler söyleniyor. Ney üfleniyor, sazlar çalınıyor. Para için değil. Müzik icra edenlerin dışında zaten o kadar az sandalye var ki. Kozahan'dan bile daha uygun fiyata sahlep içiyorsunuz, nefis mi nefis... Ticaret buraya uğramamış...

Bir türküye gözyaşlarıyla eşlik etmeyeli çok uzun zaman olmuş... Aşıklar kahvehanesi bizi mest etti, derbeder etti. Hiç garipsemeden bizi ağırladılar, sanki hiç yokmuşuz gibi orada. Ne keyif aldık biz de orada olmaktan...
Elleri dert görmesin çalanların, üfleyenlerin söyleyenlerin nefesine sağlık...
Bursa'da bir kez daha gelmek şart oldu bu mekanla birlikte...
ARM_9558