Bu ay Yemek-Name'de büyük bebekler için lolipop kurabiye, minik bebecikler içinse yoğurtlu pirinçli kabak yemeği hazırladım. 5 Mayıs 2008
YEMEK-NAME MAYIS SAYISI
Bu ay Yemek-Name'de büyük bebekler için lolipop kurabiye, minik bebecikler içinse yoğurtlu pirinçli kabak yemeği hazırladım. 23 Nisan 2008
18 Nisan 2008
YOK YOK KEKİ
10 Nisan 2008
AKLIMDAKİLER
Onun dışında keşkül, zerde, helva gibi yöresel tatlılarımız dururken benim aklım biskotti, cupcake, skon, makaron yapmakta...
Bunların sonunda düşünür oldum, ne olacak bizim yöresel tatlılarımıza... Can Ağa hangi lezzetlerle büyüyecek bu gidişle? Cevabını biliyorum maalesef, ancak dilimize sahip çıktığımız gibi yöresel tatlılarımıza da sahip çıkmamız gerekir mi acaba? En büyük soru kendime. Bu konu üzerinde düşünen var mı benim gibi?
Not: En son kaç yıl önce Revani yaptığımı buldum. 2004 Kasım ayında Ramazan'da yapmışım. Hatta yapmayıp hazır kuru olarak satılanlardan alıp şerbetini yapıp ıslatmışım sadece. Cep telefonu ile çekilmiş resmi burada:)
8 Nisan 2008
RULO POĞAÇA
- 125 gr margarin ya da tereyağı (yumuşak)
- 1 çay bardağı sıvıyağ
- 3 yumurta( birinin sarısı üstüne sürülecek)
- 1 su bardağı yoğurt
- 1 paket kabartma tozu
- 1 tatlı kaşığı tuz
- Aldığı kadar un
- İç malzemesi için bir kalıp peynir ve biraz maydanoz
Yapılışı: İç malzemeleri karıştırıp kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yapın. Hamuru ikiye bölüp her bir parçayı oval şekilde elinizle ya da merdane ile açın. Uzunlamasına olacak şekilde peynirli harcı ortaya dizin. Hani Adana dürüm yerken ekmeğin ortasında olur ya Adana köfte , o şekilde olacak:) Yanlardan kapatın. Aşağıdaki resimde olduğu gibi olacak. Tam bir rulo sayılmaz bu şekil ama ismi bu şekilde kaldı artık öyle olsun.
Bu yazıyı yazdıktan bir gün sonra, Nazife'nin yorumunu okuyunca ben de hatırladım ki bu tarifin neredeyse aynısını Sevgili Müge'de yapmıştı. Hatta ben o vakit çok beğenip ben de yapayım diye yorum bile yazmışım ama, doğumdan sonra unutmuşum:) Hafızam yeniden kuruldu o gün:) Bu konuda kusuruma bakma olur mu Müge kardeş:)
7 Nisan 2008
YEMEK-NAME
31 Mart 2008
ŞAHANE BİR GÜN
Tatlılarla başlayıp tatlılarla devam edelim. Sevgili Neslihan bu harika cheesecake i yapmıştı. Son kapanışı bu lezzetle yaptım.
Bir sürpiz bekliyordu bizi, aslına bizim beklediğimiz ama Sevgili Gülriz'in beklemediği bir sürprizdi bu pasta... Sevgili Ayşem onun deniz ve yelkenli tutkusunu bilerek tasarlayıp yapmıştı bu pastayı. Gülriz'in şaşkınlıktan dili tutuldu neredeyse, konuşamadı.
Selen'in nefis dereotlu çöreklerini tattım. Dereotu yemeyen ben, dereotunu sever oldum.
Buğday salatası sevgili Suzi'nin eseri. Bu kadar kalori yüklü yiyeceğin yanında en masum olanıydı.
Naçizane bunlarda benim rulo poğaçalarım... Hala tarifini yayınlayacağım değil mi? En kısa zamanda diyor ve sizi sofranın fotoğraflarıyla başbaşa bırakıyorum.
Bir sürpriz misafirimiz vardı. Can'ın hoşgelesin partisine de kısmet olmuştu gelişi. Sencer'in partisine de kısmet oldu. Hep Türkiye'de olsan diyorum, gurbet eller yerine...
25 Mart 2008
İYİ Kİ AÇTIN PAPATYA...
Ama çok sevdik biz seni,
Duyuyorum, okuyorum çok sevenin var, bilesin sen de...
İsterdim bir yelkenli tutup getireyim sahillerine...
Bin git istediğin yere diyeyim, ne zaman istersen o zaman dön...
Deniz tutkuna bir dem vur da öyle gel, çok özletme kendini diyerek...
Dönersin değil mi?
Can daha doğar doğmaz tanıdı seni,Hatta doğmadan önce duydu belki o şen sesini,
İsterim hep var olasın hayatımızda,
Can'ın güzel papatya teyzesi...
İyi ki doğdun...
İyi ki açtın sen bizim hayatımıza...
Papatya demetleri yolluyorum sana...
Can Efendi şiirin bu kadarına izin verdi. Kusurlarımız ve acemiliğimiz için affet sen bizi Gülriz:)
17 Mart 2008
ÇOCUK İSTİSMARINI DURDURUN...
Ama şimdiye kadar gördüğüm oyunlar arasında, aynı zamanda faydalı bir amaca hizmet edeceğini düşündüğüm bu oyuna Devletşah'ın mimiyle katılmış oluyorum.
Doctus Bilgi Güvenliği Formunda başlatılan bir oyun bu. Çocuk istismarını durdurmaya yönelik bir hareket.
Sadece kendi çocuklarımızı değil bu dünyanın emaneti olan, geleceğimiz olan bütün çocukların istismarının önlenmesi için çevremizde olan bitenlere kayıtsız kalmamalı, çocuk istismarını ortadan kaldırmak için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız.
Oyunun konusu çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu an dinlediğinizde sizde hissettirdikleri...
Çocukluğumdan hatırladığım birden fazla şarkı var. Biri Bülent Ersoy'un "Baharı bekleyen kumrular gibi" adlı şarkısı. Evde ki kasetçalarda tekrar tekrar başa sarıp dinlediğimi hatırlıyorum. İlkokuldaydım. Bir de Alpay'ın Eylül'de gel şarkısını çok beğenmiştim. Bana hadi bir şarkı söyle dendiğinde bu şarkıyı söylemiştim. Yaşımdan beklenmeyecek bir şarkı olduğundan şarkıyı bitirdiğimde "Vayyyy!!!" dendiğini hatırlıyorum. Tabi şarkıyı söylemem sadece nakarat kısmından ibaretti. Hafızam ancak o kadarını tutabilmişti. Bir de Osman Yağmurdereli'nin " Bir Bir Biri Birilerine bakar bakar bakar dururum" şarkısı geliyor aklıma. Bu şarkıyı biryerlerde duymuş, o kadar düşünmeme rağmen bir türlü nakaratının sonunu getirememiştim. Derken bir gün bir anda ilham gelmiş şarkının nakaratının sonunu kendimce getirmiştim. Sonra şarkıyı başka bir yerden tekrar duyunca orjinal sözleriyle aynı sözleri bulduğumu görüp şaşırmıştım. Bilinçaltım unutmamış sözleri ve düşüne düşüne bulup çıkarmıştı.
Neden bir değil üç şarkı yazdım, çünkü bu şarkılardan hangisinin ilk olduğunu hatırlayamıyorum.
Osman Bey'in şarkısını bugün bir yerlerde duymak mümkün değil. O vaktin gelip geçici pop kültür şarkılarından biriydi zaten. Alpay'ın Eylül'de gel şarkısını şu an dinlediğimde güzel geliyor ama tekrar tekrar dinlemek isteyecek kadar değil. Ama Bülent Ersoy'un şarkısını bugün orjinal kaydıyla yine dinlediğimde halen çok güzel ve özel geliyor bana. Sözlerini de bir o kadar çok beğeniyorum. Öyle ki bir kızım olsaydı ismini belirleyecek kadar...
Bu oyuna ben de anne arkadaşlarımı davet etmek istiyorum.
Defne'nin annesi Esra, Tonguç'un annesi Ayça, Efe'nin annesi Asya, yeni yaşına giren Erin'in annesi Ayça ve Dante'nin annesi Açalya. Haydi siz de katılın bu oyuna...
13 Mart 2008
DÜN VE BUGÜN
Can ile pek dışarı çıkamayınca bizi ziyarete gelsinler diye yollarını gözlediğim arkadaşlarım tek tek geldiler bu hafta. Dönüp bakınca nasıl geçti bu hafta günler diyorum. Cuma geldi bile...
Ziyaretimize gelsinler diye genelde davet etmek zorunda kalırım sevdiklerimi... Anne ve babam da dahil buna. Hatta ısrar ederim bazen, yerinden kımıldamak istemeyenler olur ya, hadi gelin, hadi gelin diye ısrar etmek zorunda kalırsınız... Sağolsunlar gelirler ama bazen de davetime icabet edilmez, o zaman da üzülür, gücenirim elimde olmadan... Bu hafta hiç gücendirmedi arkadaşlarım beni...
Ama içlerinde biri var ki ne davet bekler ne rica, bu açıdan apayrı yeri vardır ben de... Sizi görmeye geleceğim deyip, geldi dün onca yolu aşıp, bizi çok mutlu etti, daha önce Can'ı görmeye geldiği gibi yine... Bazı arkadaşlar söyler "ya bir ara sana gelcem/gelcez" filan da filan. Halen gelecekler bekliyoruz:) İnsan dediğini yapmalı, yapmayacağını da dememeli. Bakın, Gülriz'im size örnek olsun. Geleceğim der ve gelir...
Yetmedi bir de bloğuyla özdeşleşen papatya desenli tahinli kurabiyelerinden getirdi Gülriz. İçimi okumuş gibi, canımın kıyır kıyır bir kurabiye çektiğini bilir gibi yapıp getirmiş. Sabah düşünüp yapmak istemiştim, Can Ağa o kadar vakit izin vermez diyerek vazgeçmiştim.
Peki ben neler yaptım buluşma öncesinde...
Can Ağa sabah uyanmadan kalkıp önce muffinlerimi pişirdim. Üzümlü fındıklı kakaolu muffiler... Sabah ile öğle arasında ki uykusunda ise dilim poğaçayı.
Öğleden sonra da yoğurtlu havuç kızartmasını.
Bu hafta ziyaretimize gelen can arkadaşım Nazife'ye ve üniversiteden arkadaşım Fatma'ya da davetime icabet ettikleri ve bizi unutmadıkları için teşekkür ediyorum... Her haftamız böyle olsun diye de diliyorum. Günlerimiz çok daha güzel oluyor, fırınımızdan güzel kokular geliyor, çayımız kaynıyor, bir de üstüne güzel sohbetler ekleniyor ve günlerimiz işte böyle anlam kazanıyor...
9 Mart 2008
DÜNDEN BUGÜNE
Fotoğraflardaki pazar sabahı kahvaltı sofrası ve elmalı tatlımız 1 yıl önce yine bu vakitler yine bu masada kurulan kahvaltı sofrası ile tanıştığımız bu güzel insan ve eşi içindi. Yine bizi kırmayıp geldiler evimize. Az kalsın Can muhalefet ediyordu bu buluşmaya ama neyse ki sabahki durumu iyiydi ve hadi birlikteyiz bu kahvaltıda dedik. Not: Fotoğraflardan ve yazımdan da anlaşıldığı üzere Can daha iyi. Geçmiş olsun ve iyi dileklerini bırakan arkadaşlara çok teşekkür ediyorum.
8 Mart 2008
Acı ve Tatlı
Oğlumun diş çıkarması tatlı bir lezzet bıraktı belleğimizde... Hala mutlu oluyorum düşündükçe, gidip bir daha bakıyorum, dokunuyorum. Ama öte yandan da üzülüyorum.
Grip oluşu, ishal oluşu ve bir de üstüne pişik oluşu acı bir tada dönüştürdü hayatı...
Bugün sabah doktorda aldık soluğu... Benim korkum 4 gün önce öksürükle başlayıp artarak hırıltıya dönüşen hastalığının bronşite dönüşmesiydi. Neyse ki sadece grip durumunda, hırıltısı boğazında ki akıntısındanmış. Bronşite dönüşmemesi için kaç aydır ilaç kullanıyoruz, umarım işe yarar. Yapılan alerji testinde Can'ın üst solunum yollarının virüslere karşı hassas olduğu, alerjik cevap verip bronşlarda iltihaplanmaya sebep olduğu ortaya çıkmıştı. Bu alerjiyi tedavi edebilecek bir şurup önermişti doktoru. 3 ay kullanmamızı tavsiye etmişti, 2 aydır kullanıyoruz ve belki bir süre daha da kullanmaya devam edecekmişiz. Bugün yapılan yeni test alerjik durumun devam ettiğini gösterdi. Onun dışında iki şuruba daha başladık ama Can ishal oldu. Şuruplar mı yaptı yoksa ben farketmedim bu sabahtan beri mi vardı tam ayıramıyorum. Yoksa diş çıkarmasından dolayı mı?
Can için ishal demek çok kötü pişik demek aynı zamanda. Anında pişik oldu bile... Bu gece uyku yok bana, sürekli altını değiştirmem gerekecek...
Bugün hastaneye yüklü bir gelir bırakıp döndük:(
Başbakanımız 4 çocuk yapın diyor. Güzel diyor da çalışan annelere destek ya da çocuklu ailelere destek de gelecek mi bu sözün ardından. Sağlık ocaklarında verilen hizmet iyileştirilmeli, her ocağa birer çocuk doktoru atanmalı... Hemşirelere bebekleri zedelemeden nasıl aşı yapılır öğretmeliler. Benim gördüğüm örnek çok kötüydü, yaşadığımız tecrübelerde... Bir daha gitmemeye yemin ettim.
Özel hastaneleri de çok methetmiyorum aslında. Yeri geliyor hastaneye gelir olsun diye fazladan testler yapılıyor gibi geliyor bana. Çocuğunuz olduğu için de hiçbirine hayır diyemiyorsunuz.
Can bugün tam kan sayımı oldu, demir bağlama ve kansızlık durumlarına bakıldı. Alerji testi yenilendi. Hastalığı virütik mi yoksa bakteriyel mi ona bakıldı.
6 aylık olmasına rağmen teki torbasına henüz inmeyen testisinin ultrasonla nerede olduğuna bakıldı. 1 yaşına kadar daha bekleyeceğiz, yolda gözüküyor bakalım. 1 yaşına kadar inebiliyormuş. İnmez ise ufak bir ameliyat gözüküyor. Beraberinde sünnetini de yaptırmayı düşünüyorum.
Ama mutluyum, çok şükür, yine de oğlumun sağlıklı olduğunu düşünüyorum.
Annem hep derdi...
Dermansız dert vermesin bizi yaratan...
7 Mart 2008
MÜJDE
Oğlumun ilk dişi çıktı:)))) Henüz fotoğraf makinesinde görünecek gibi değil. Biraz daha büyüsün öyle çekerim.
Can'ın dişetlerine arada bir bakıyordum çıktı mı acaba diye. Diş kaşıyıcıları sürekli ağzında idi, bazen de tülbenti parmağıma geçirip ben kaşıyordum. Bugün bir daha bakayım dedim, elimle dişetlerini kaşıyordum ki o da ne tırtıklı bir şey. İlk diş:)
Çok mutlu oldum, keyfim yerine geldi. Çünkü birkaç gündür huysuzdu gerçekten. O huzursuz olunca bana da yansıyor.
Bakalım diğer diş ne zaman gelecek. Alt sol diş ile başladı inciler dizilmeye... Oğlum da keyifli, huzursuzluğunu attı sanki.
İlk kelimesini bekliyorum şimdi de. Rüyalarıma bile giriyor...
4 Mart 2008
TEMEL MAYALI HAMUR ve ÇİKOLATALI PASTA
Malzemeler:
- 1 su bardağı ılık süt
- 1 su bardağı ılık su
- 1 su bardağı sıvı yağ
- 1 paket yaş maya(42 gr)
- 3 yemek kaşığı toz şeker
- 1 tatlı kaşığı tuz(zeytin de olacaksa azaltın)
- 1 tatlı kaşığı mahlep(koymayadabilirsiniz)
- Aldığı kadar un
Yapılışı: Ilık süt ve su karışımı içerisine şeker ve maya konulur, maya çözünüp biraz köpürene kadar beklenir. Ardından diğer malzemeler eklenip ele yapışmayacak kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edilip üstü kapatılarak ılık bir yerde mayalanmaya bırakılır. Hamur iki katına çıkınca(1-2 saat) hamuru tepsiye yayıp isterseniz pizza hamuru olarak kullanın isterseniz açma ya da poğaçalar yapın. Şekli verdikten sonra hamuru tepside bir süre daha bekletirseniz daha da kabarır ve daha iyi bir sonuç elde edersiniz. Bu malzeme ile 2 adet orta boy pizza oluyor. Dilerseniz yarı malzeme ile bir orta boy pizza elde edebilirsiniz. Ben bazen yarısı ile pizza yapıp diğer yarısı ile açma ya da poğaça yapıyorum. Pizza yapmak için 1 yemek kaşığı salçayı 1 su bardağı su ile sulandırıp tepsiye yaydığınız hamurun üstüne sürdükten sonra, kaşar rendesi hariç diğer pizza malzemelerini çiğ olarak hamurun üzerine dizin( mısır konservesi, dilim zeytin, salam, sosis, sucuk, kırmızı ya da yeşil biber, domates...) Kaşarı rendeleyin ama hemen üstüne serpmeyin. 180-200 derecelik fırında pizzanızı pişirin. Hamurun kenarları kızarınca pizzayı çıkarıp kaşar rendesini üzerine serpin ve sıcak fırına sürün tekrar. Kaşar 1-2 dakika içinde eriyince tepsiyi fırından çıkarabilirsiniz. Dilimleyip afiyetle yiyin.
Çikolatalı Truf tarifine gelince de yaptığım çok basit idi. Herhangi bir çikolatalı kek pişirip kabaran kısmı kesip elinizle ufalayarak daha önce verdiğim tarif ile çikolatalı truflar hazırlayın, kalan tek katlı tabanı ise bir kenara alın. 120 gr çikolatayı benmari yöntemiyle ya da mikrodalgada eritip içine 100 gr kadar çiğ süt kreması ekleyip karıştırın. Kekin üstüne bu karışımı yayın. Çikolatalı truflar ile süsleyin. Fazlasını pastanın çevresine çember şeklinde dizebilirsiniz. Çikolatalı trufları kayınpederimin doğumgünü için yapmıştım. Esas doğumgünü pastasını eltim yapmış idi. Onları fotoğraflayamadığım için yayınlayamadım. Afiyet olsun...
Close up mercek ile çektim bu fotoğrafı, renklerin bu kadar canlı duruşu çok hoşuma gitti...
3 Mart 2008
YIL 2023...
Bu da pek ilgi göremeyecek olan truflu çikolatalı pastam... Cumartesi öğleden sonrası Can'ı görmeye gelen arkadaşlar için yaptım.
28 Şubat 2008
CAN AĞA
Herşeye rağmen buyrun pazar sabahı kahvaltısında özel istek alan pizzamız...
Bu arada mutluyum artık. Havada parlayan pırıl pırıl güneşe bakıp, dün Can'ın babaannesi, yengesi ve kuzeni ile hep beraber İkea'ya gittik. Mutfağımız için yeni şeyler aldık. Yeni muffin kalıpları, pratik pudra&un eleme aparatı, ölçü kapları, çırpıcılar...
Can ile gezmek artık pek keyifli. Oğlum gezerken huysuzlanmıyor pek, bize ayak uyduruyor. İkea'nın her köşesi bizim için emzirmeye müsaitti. Yeri geldi teşhir ürünü bir koltukta, yeri geldi depoda minderlerin üstünde, yeri geldi emzirme odasında... Haftaiçi sakin oluşu ise çok güzeldi. Sonra yorulunca ya da acıkınca dinlenebileceğiniz, yemek yiyebileceğiniz yerler de gayet iyi düşünülmüş. Sanırım bundan sonra sık sık gideriz... Başarılı bir vaka örneği şu İkea... Türkiye'ye ilk geldiğinde iş yapmaz denilmişti ama şimdi aldı başını gidiyor, tutabilene aşk olsun...
26 Şubat 2008
SOBE
Bu sobe öyle bir anda geldi ki, cevaplarım neler bilmiyorum.
Nefesim nelerle kesilir, neden yapabileceğim halde yapmıyorum bazı şeyleri ve yeniden dünyaya gelsem ne olurum?
Şu an öyle bir durumdayım ki mutluluk ile aramda inceden bir kıl köprü var. Ne o tarafa geçebiliyorum ne bu tarafta kalmak istiyorum ama ne yapacağım bilmiyorum. Pınar'ı nasıl mutlu ederim bilmiyorum...
Bu gece bir düşüneyim yarın yazayım cevapları...
Dün gece rüyamda yeniden sınavlara girmiş, tıbbı kazanmış ve kaydımı dondurmuş olarak buldum kendimi. Yani hemen kaydımı açtırıp eğitime başlayabilirmişim. Büyük binaların kapılarından giriyordum. O kapıdan o kapıya koşuyorum, kaydımı açtırıyordum. Bilinçaltım bana bir oyun oynuyordu... Aslında biliyorum ben kendimi, bilinçaltımda birşeyleri başarmak isteyen biri var sadece, sınav sisteminin, üniversitede çan eğrisi sisteminin çok güzel yonttuğu, bu hale getirdiği biri var. Zor olmalı başardığım şeyler, kendimi ispatlamalıyım illaki... Neden böyle hissediyorum ki, neden bir bebek sahibi olduğum ve sakin ama huzurlu bir hayatım olduğu için mutlu olmuyorum, neden geleceğe ait inancımı yitirdim, işsiz kalmak bu kadar mı kötü etkiledi beni :(
*********************
Ertesi sabah yine bilgisayar başındayım. Sobenin cevapları için;
** Bakalım kaç tanesi gerçek olacak?
*Hemen bugün minivan tarzı bir araba sahibi olmak, oğlumun arabasını ve tüm ihtiyaçlarını arka geniş bagaja atıp gezmeye çıkmak, ilk gideceğim yer Beyazıt olurdu heralde.
*Dışarı çıkar çıkmaz, İstanbul belediyesinin tüm yolları, ulaşım araçlarını ve binalarını engelli araçları ve çocuk arabaları için düzenlemiş olduğunu görmek, her merdivende ya da kaldırım bitiminde sıkıntı çekmemek, rahatça dolaşabilmek, engellenmemek...
*Eşim arayıp haftaya yıllık izin aldım dese ve oğlumuzu da alıp hemen bir tatile çıksak
*Haftada 2-3 gün çalışabileceğim bir işimin olması, ofise gidip gelmeden evden çalışma imkanı birde...
*Blog dostlarımla daha sık biraraya gelmek, diğer arkadaşlarımla da öyle.
*Cadde üstü yerine geniş sosyal alanları olan bir siteye taşınmak. Pencereyi açtığımda temiz havanın içeriye dolması, egzos dumanı değil.
*Adaların birinde yaşamak, işe ordan gidip gelmek hatta...
*Anne ve babamın bir 15 yıl daha genç olmalarını dilerdim. Onlarla daha çok şey paylaşırdık. Daha genç görmeyi isterdim. Hem böylece 2.çocuğu rahatça düşünebilir, şimdiden bakıcı sorunlarını düşünmek durumunda kalmazdım.
Bu sobe bana 2-3 ay önce sorulsaydı bir madde daha eklerdim buraya. Anne ve babama bir ev alıp onların yakınımızda oturması diye yazardım. Nefesimi kesecek bu dileğim gerçek oldu. Bir süre arabasız idare etsek, borca da girsek hiç önemli değil. 3 ay sonra annem ve babam 1000 km uzakta değil 100 metre yakınımda olacaklar inşallah.
**Hemen yapabileceğim halde yapmayı neden beklediğimi bilmediğim şeyler;
*Spor için fırsat yaratmak
*Yorumlara cevap yazmak
**Bir daha dünyaya gelmiş olsam seçme şansım olsa;
*Ya düşündüm cevap bulamadım şimdi, aklıma gelirse sonra yazarım
24 Şubat 2008
ÇİKOLATALI&FISTIKLI Muffin
- 80 gr bitter çikolata
- 100 gr tereyağı
- 150 gr(1-1.5 su bardağı) un
- 1 paket kabartma tozu
- 3 yumurta
- 130 gr (1.5 çay bardağı) toz şeker
- 1 paket şekerli vanilin
Üzeri İçin:
- 80 gr bitter çikolata
- 30 gr tereyağı
- 1 yemek kaşığı süt
- 1 çay bardağı kırılmış yer fıstığı(Tarifte antep fıstığı idi, ben yer fıstığı kullandım, alternatif olarak ceviz ya da fındık kırığı da kullanılabilir. Tamamen sizin zevkinize kalmış.)
Çikolata, tereyağı ve sütü bir kaba alın ve benmari yöntemiyle eritin. Ocaktan alıp 10 dakika soğutun ve fıstıkları ilave edin. Karıştırıp muffinlerin üzerine yayın.
Ve Can fotoğraf makinesi ile ilk tanışmasını yapar...
Can: Anne bu nasıl kullanılıyor? Ben biraz karıştırayım şunu...