19 Temmuz 2012

HEIDELBERG

Almanya’nın doğa ve tarihinin iç içe olduğu, savaşlardan yara almadan kurtulmayı başarmış, Neckar nehri ile iki yakaya bölünen, yeşillere bürünmüş eski üniversite şehri.


DSC01085 


Heidelberg’i gezi planımıza alışım şu fotoğrafı görmemle olmuştu… Ve kısmetimiz oldu böyle 
bir havada bu şehri ziyaret etmek... Pırıl pırıl gökyüzü... Yemyeşil doğa...

heidelberg


Avrupa’nın en eski en uzun çarşısına sahip olmasıyla da ünlü Heidelberg. Arnavut kaldırımı taşlar sanki Beyoğlu’nun sakin bir gününde geziyor hissetmeme sebep oluyor zaman zaman…


Bu çarşı boyunca yol almak bir keyif. Ara sokaklarına girmek, arka sokaklarında yol almak, ilk kez görülen kareler,keşfedilen dükkânlar, bir kafeden yükselen piyano sesleri, ortancalar... Sahte mi diye dokunuyorum ama her seferinde şaşırıp canlı çiçekler buluyorum. Oysa Türkiye’de o kadar alışmışız ki yapay çiçeklere. Burada ise kusursuz canlı çiçekler sergileniyor her yerde… Çeşitli güzellikte ortancalar beni benden ediyor...


DSC01195


Bir tablo gibi her sokak her ev…


DSC01240DSC01146


Dekorasyon üzerine küçük butik dükkânlar, bunun yanında büyük mağazalar dikkatimi çekiyor benim… Eşim ile yollarımızı ayırıyoruz bu çarşıda. Çünkü ben saatlerimi bu dükkân ve mağazalarda geçirmek istiyorum:) Çocukları da paylaşıyoruz. Her ikimizin de dileği oluyor. O bilişim mağazalarına yol alırken ben kendimi butik dükkân ve dekor mağazalarının atmosferine bırakıyorum.


Farklı türden küçük ama özenli dükkânlar büyüleyici…
Eski köprüye yol alırken sol kolda gördüğüm elişi ürünler satan mekâna girmekten kendimi alamıyorum.
İçerisi çeşit çeşit elişi nakışlarıyla bezeli lavanta keseleri ile dolu.
Seçim yapmakta bir hayli zorlanıyorum, eşimi arayıp yardıma çağırıyorum:)
Nihayetinde kararı yine ilk seçimimden yana kullanıyorum.
Eşim dükkânın bir resmini almak istiyor ama bayan uyarıyor, foto çekimi yasak, saygı duyuyoruz.
Ben mutluyum kelebeğimle ayrılmaktan…


IMG_1583


Bir sonraki durağım olan mağazalarda ise(Butlers ve bir tane daha) İpek’in doğumgünü partisinde, blog buluşmalarımızda kullanılmak üzere malzemelerle ayrılıyorum. Envai çeşit kurdeleler, çeşitli konseptte malzemelerin bir arada satıldığı standlar müşterilere fikir veriyor.


Burası bir üniversite şehri, Almanya’nın en eski üniversitesine sahip(Kuruluş: 1386)
Tesadüfen kendimizi üniversitenin içinde buluyoruz bu ara yol yürüyüşlerinde...
Her ülkeden öğrenciyi barındırıyor. Bizdeki gibi kapılar güvenlikler yok üniversiteye girişte…


Artık geri dönüş vakti otelimize derken dönüş yolunda bizi bir grup bayan durduruyor ve bir şeyler satmak istiyorlar. Biz burun kıvırıp yolumuza devam ederken son bir hamle ile durumu izah ediyorlar. 
Bu bir gelenekmiş, evlenecek hatun sepetindeki çeşitli ıvır zıvırları(el temizleme jeli, deodorant, çocuklar için balon, prezervatif...) satıp karşılığında temsili bir para alıp bir de üstüne t-shirtüne imza almaya çalışıyor. Tabi atayım hemen diyorum ama benden değil eşimden istiyorlar imzayı. Sadece beyler imza atabilirmiş:) Eşim alışverişini yapıyor, imzasını da atıyor Silvia’nın t-shirtüne:)

DSC01259DSC01258 




T-shirtlerinde “All eyes on Silvia- Bütün gözler Silvia’da” yazıyor... Silvia'ya ömür boyu mutluluklar diliyoruz:)



DSC01260


Tatil boyunca karşılaşacağımız 2.sağanak yağışa yakalanıyoruz yürüyüşte…




Starbucks kurtarıcımız oluyor. Islanmadan atlatıyoruz yine, dışarıda deli yağmuru seyrederken kahve içmenin keyfini yaşıyoruz. İçeriye havuza düşmüşe dönen insanlar giriyor koşarak.
DSC01225


Heidelberg’e gelip de Saray’ı(Schloss)görmeden olmaz. Saraya gitmişken de Alman Eczane müzesini gezmemek olmaz, çünkü zaten Şatonun içerisinde:) Bu müzeyi gezerken turuncu kıyafetleriyle Budistler görüyorum.


DSC00736


Sarayın çoğu yıkılmış ancak sırf manzarayı buradan seyretmek için bile dolaşmaya değer… Bir hatıra fotoğrafı çektirmek için de birebir burası… Arkanızda eski şehir..


DSC00751 


Biz bu ziyarette gözümüzü karşı tepeleri kestiriyoruz, yarın ki ziyaretimiz bu tepelere olacak ve köprünün fotoğraflarını bu açıdan alacağız akşam saatlerinde...



Neckar nehri şehri boydan boya ikiye bölmekte ve şehre ait bütün resimleri süsleyen bu nehir üzerinde ki en ünlü köprü, eski köprü diye geçen ve esas ismi Carl Thedor Köprüsü, çarşının bir ucunda yer alıyor. Benim lavanta kesecim ise hemen sol tarafta bu yol üzerinde:)
DSC01191DSC01095


Heidelberg'e ilk geldiğimiz gün konaklama işini Ibishotel’de yapıyoruz. Karlsruhe de kaldığımız otelde yine aynı zincirindi ve bize şahane bir aile odası vermişlerdi. Geniş geniş kalmış idik ancak burada Heidelberg’de kaldığımız otelde bu tarz odalar olmadığını öğreniyoruz. Ve bu aşamada booking.com uygulamasını just in time kullanmanın ne kadar müthiş birşey olduğunu keşfediyoruz. Son dakika fırsatlarını yakalamak demek bu. Yani aylar öncesinden otel rezervasyonu yaptırmaya gerek yok. Son 3 otelimizi bu şekilde buluyoruz hep.
Böylece Heidelberg’de saraya çok kısa mesafede ormanların içinde, şehir manzarasına nazır, Carl Bosch müzesine 3 adım ötede,dört tarafı yeşillikler ile kaplı, bahçesinde keyifle oturduğumuz, kısacası hayran kalıp ayrılmak istemediğimiz butik otelimizi buluyoruz. Çektiğimiz bir fotoğrafın program ile yağlı boya haline çevrilmiş hali aşağıdadır…




DSC01136 


Bir tablodan çıkmış gibi burası… Kuşsesleri, kuş sesleri, kuş sesleri… 24 saat boyunca durmuyor. Rüya gibi, bu bir rüya…


Hem oteli hem şehri beğendiğimizden Heidelberg’de planladığımızdan da fazla kalıyoruz. Ayrılırken de kendi kendimize bir kart atmayı ihmal etmiyoruz… Pulları otel görevlisinden temin edip onlara postaya vermeleri için bırakıyorum. Biz Türkiye’ye döndükten 3-4 gün sonra kartımız da geliyor, ulaşıyor bize:)


IMG_1581 



Otelin kahvaltısı da kendisi gibi güzel… 8 çeşit reçel ile kahvaltı etmek şımarmak demek:) 


DSC01274


Peynirler de aynı şekilde... Daha sonra bu peynir çeşitlerini Aldi marketlerinde buluyor ve yanımızda Türkiye'ye taşıyoruz. Çok sevdik çünkü. Şu sarılı kırmızı ambalajlı Babybell kaşarlar çok şirin. 




DSC01272


Heidelberg’de bizi hayal kırıklığına uğratan tek şey Hayvanat Bahçesi oluyor. Bu tamamen göreceli bir durum olabilir. Zira o kadar güzel hayvanat bahçeleri gezdik gördük ki Almanya’da, beğeni çıtamız iyice yükseldi. Heidelberg çok güzel bir şehir olduğundan büyük bir beklenti ile gittik hayvanat bahçesine de ama hiçbir albeni yoktu. Bahçe düzeni bize göre diğer parklara göre oldukça bakımsızdı. Sabah önce markete gidip çeşit çeşit kahvaltı alışverişi yapıp gitmiştik mekâna. Ufak çaplı rahatça piknik yapabileceğimiz bir mekânı olsa kendimizi mutlu hissedeceğiz ancak böyle bir alan kesinlikle yok. Alanı hızlıca turluyoruz ancak geniş yeşil çimler yok insanların rahatça oturabileceği. Sadece kafeler ve hayvanları seyredebilecek banklar var… Biz gezginleri mutlu etmiyor bu durum. Parkı hafta içi ziyaret ediyor oluşumuzda bizi etkiliyor sanırım. Etraf sakin, sıkıcı bir hava yaratıyor hafiften bu durum. Daha önceki ziyaretlerimiz hep haftasonlarına denk gelmişti çünkü… Derken hayvan dostları ziyaret ettikçe, onların şirinliği karşısında fikrimiz yıkılıp gidiyor... DSC01054




Keçilerin saldırısına uğruyoruz:) İpek şaşkın, çantamızda yiyeceklerin kokusunu aldılar sanırım:)

DSC01048DSC01045


Gebe keçiler var ve biz minik yavruları doğmadan ellerimizle tutuyoruz, hissediyoruz:) İkiz hamileler muhtemelen… 

DSC01039


Bu ağacın içine giripte gökyüzüne baktığımızda nefis bir görüntü çıkıyor karşımıza, 

DSC00981


Sonradan fikrimiz değişse de Hayvanat bahçesinde yine de çok oyalanmayıp tepelere doğru yol alıyoruz. Zaman değerli, keşfedecek çok şey var bu şehirde daha...


Beklentimizin üstünde bir mekanla karşılaşmamız ise Heidelberg tepesinde gerçekleşiyor. Max Planc Enstitüsünün de yer aldığı tepede filozoflar yolunda manzara müthiş.

Bu tepede güneşin batışını seyrediyoruz. Baba-kız iki sevgili gibi elele tutuşmuş bekliyorlar gün batışını:)
DSC00847




Tepede bulunmaktan keyif alan sadece baba-kız değil ana-oğul burada yer alan parka gitmekten büyük keyif duyduk. Masal temalı parkları seviyorum. Her kulübede bir masal ve kukla gösterisi başlıyor. Almanca bilmeyi isterdim. Hikâyeler anlatılıyor ama hep Almanca, biz birşeyler tahmin etmeye çalışıp kuklaların hareketini izliyoruz. 
Can için mi gidiyoruz bu parklara yoksa kendimiz için mi bilemiyorum:) DSC00785DSC00776DSC00781DSC00809


Bir sonraki akşamı karşı tepelerde yapıp buradan Şatonun ve köprünün fotoğrafını çekmeyi planlıyoruz... Yeşil, ne yöne baksak yeşil, çeşit çeşit ağaçlar...


DSC01094 DSC01070


Heidelberg bizde o kadar güzel etkiler bıraktı ki burada su altı fotoğraf makinemizi ve beraberinde neyse ki başka değerli bir şey içermeyen çantamızı kaybetmiş olmaktan mutsuzluk duymadık. Eşim muhtemelen daha çok üzüldü ama ben hiç üzülemedim nedense.
Dolaştığımız yerlere bakındık sorduk ancak yok…
Bu şehrin bilinmez bir yerinde bıraktık, kaybettik ya da çalındı makinemiz…


Nihayetinde bir parçamızı bu şehirde bırakaraktan ve yıllar sonra yeniden gelme isteğiyle dolu olarak yolumuzu Ludwigsburg’a çeviriyoruz:)

10 Temmuz 2012

İPEK ve TUANA'nın Unutulmaz Doğumgünü & 5.YILIMIZ


İpek böcüğü ilk yaşını, ablası Tuana ise 4. yaşını tamamladı Temmuz ayı itibariyle ve bu özel gün açık havada yeşillikler arasında aileleriyle ve annelerinin blog dostları ve onların aileleriyle keyifle coşkuyla kutlandı...IMG_8129J
IMG_7944

Aylar öncesine gidelim…
Tuana’nın annesi Sevgili Selen ile kızlarımıza ortak doğum günü kutlaması yapmaya karar verdik. Blog dostluğumuz ise 5.yılını tamamlıyordu Temmuz 2012 itibariyle.
Mim tarihi olarak 2007 Temmuzunda ilk Türk yemek bloggerları pikniğini aldık kendimize…
Böylece bir konu daha eklemiş olduk partimize. Blog dostluğumuzun 5.yılı…
Çocuklarımızın yaşları 1+4=5 ediyordu.
Her şey uyum içinde gidiyordu…
Kızlarımız yengeç burcu, anneleri yengeç burcu olunca zevkler renkler hep uyuştuJ

Parti temamız cupcake olacaktı. Hepimiz pasta işine gönül vererek başlamıştık, tanışmıştık, bir doğumgünü partisiydi bu aynı zamanda… Cupcake ne güzel bir seçimdi, öneri Selen’dendi…

İlk alışverişi yaparak English home’dan cupcake bezeli masa örtüsünü aldım. Örtüyü ve beraberindeki diğer cupcake temalı aksesuarları görünce heyecanla tatilde olan Selen’i aradım. Örtü beraberinde hediye kutuları, kalemlik ve kurabiye standı… English Home ne güzel bir tema oluşturmuştu…
Sonrasında Selen ziyaret edecek ve herkese sürpriz hediyemizi oluşturan cupcake temalı fotoğraf albümlerini alacaktı buradan. Geçen 5 yılın fotoğraflarını bastırıp albüm içinde hediye edecektik, blog dostlarımıza çok güzel bir sürpriz olacaktı ve oldu da…

Mekan açıkhava olsun dedik. Bu kez eşlerimizde katılsın, ferah ferah yeşillik içinde serin bir kutlama olsun, çocuklar istedikleri gibi koşsunlar, bisiklete binsinler, oynasınlar. Gönlümüzce oldu her şey…
IMG_7914

Zevkli ve becerikli dekoratör insan Selen işin içinde olunca harika bir parti çıktı ortaya… Bütün ince detaylarla tek tek uğraştı.

Lafı fazla uzatmadan ben sizi fotoğraflarla ve detaylarla baş başa bırakabilir miyim?
IMG_8031

Sunum büfesi… Fotoğrafı büyütüp ayrıntılara dikkatle bakmanızı tavsiye ederim… Her noktada bir sunum zevki göreceksiniz.
IMG_8042IMG_8041
Ayrıntılar…
Su şişelerimiz, etiketler, kapaklar, her yer de cupcake var…
IMG_7907IMG_7962IMG_7999

Menümüz ise oldukça zengindi.  
Selen: Otlu çörek, misket köfte, fındıklı tarçınlı kurabiyeler, yaprak sarma
IMG_7904IMG_7903IMG_7915IMG_7953IMG_7910IMG_7998


Hünerli Müge: Kısır ve 5.yıl özel kurabiyeleri…
Yemek Bahane Müge: Süslü cupcakeler
Esra: Limonata, ıspanaklı peynirli börek
Neslihan: Kabaklı tavuklu kiş, maş fasulyesi salatası
Bendeniz: Yoğurtlu cevizli havuç salatası, Kabaklı ve soğanlı mayalı poğaçalar ve Vişne Kompostosu
Yasemin: Cupcake pastamız ve hepimizi şekillendirdiği şeker hamurundan biometrik tablomuzJ
IMG_8008IMG_8007

Misafirlerimize olan hediyemiz çok şık paket içerisinde masalarında bekliyordu. Paketlerin üstünde el yapımı cupcake magnetler yer alıyordu çeşit çeşit. Buzdolabımızda şirin şirin yer aldılar.  İçlerinde cupcake temalı albüm içerisinde son 5 yılımızın fotoğrafları vardı. Çok güzel bir anı oldu hepimize… Selen çok güzel düşünmüştü.
IMG_8011

Çocukların hediyesi ise minik kavanozda yumuşak şekerler idi…

Dilek Ağacımız, İpek ve Tuana için iyi dileklerin yazılıp asıldığı ağaç oldu… Blog teyzeleri dileklerini yazdılar, anı olarak saklanacak bu güzel kartlar…
IMG_1236

Yenildi içildi, İpek açık havada arabasında saatler süren bir uyku çekti ve pastayı kesme zamanı geldiIMG_8066


Tuana deneyimli olarak pastasını üflemeye hazır, İpek ise olaydan bihaber etrafı seyretmekte...IMG_8143J

Çocuklar ise günümüzü renklendirdiler. Umarım bizler kadar onlar da güzel vakit geçirmişlerdir. Geçirmişler midir?IMG_7989IMG_7979 J
IMG_1148

Beylere de katılımlarından,çektikleri fotoğraflardan ve daha bilimum yardımlarından ötürü teşekkürlerimizi iletiyoruz:) 
IMG_8085


İyi ki doğdu İpek Kız, Tuana Prenses… Nice güzel yaşlarınız olsun.

Gelemeyen, uzakta olan blog dostlarımıza selamlar olsun…

5.yılı geride bırakırken daha nice beş yıllar, on yıllar geçirmeyi dilediğim blog dostlarım;

İyi ki 5 yıl önce o piknikte bir araya gelmişiz, aynadaki aksimizi bulmuşuz, ruhun öteki yarısı gibi…
Tam olmuşuz ve bu 5 yıl bu sebepten böyle güzel, anlamlı olmuş. Her mutlu anı paylaşmışız, bazen de üzüntüleri…
Her buluşmayı iple çekmişiz ve doyamamışız geçirilen günlere saatlere…
Önümüzdeki yıllar bize aynı güzellikte buluşmalar anılar güzellikler yaşatsın yine…
Ve hep öbür yarı olarak var olalım birbirimizin hayatlarında…
IMG_8049

9 Temmuz 2012

KARLSRUHE

Strasbourg'dan ayrılma vakti geldi...
Yolculuk önce Karlsruhe'ye, bir gece kalıp burada, sonrasında ise Heidelberg var rotada...

Planladığımız gibi öğleye doğru varıyoruz Karlsruhe ye. Otele giderken hemen yakınlarındaki Zoo tabelesi dikkatimizi çekiyor. Bir gidip görelim deyip eşyaları otele bıraktıktan sonra yürüyerek yol alıyoruz mekana, o kadar yakın otele. Ve tüm günü nerede geçireceğimiz belli oluyor böylece... Güzel olan bu tür parkların Almanya'da geç saatlere kadar açık oluyor oluşu. Oysa ki Europapark saat 18.00 da kapılarını kapatıyordu. İşin ticari boyutu farklı tabi... 

Karlsruhe'deki park sadece Hayvanat Bahçesi olmayıp aynı zamanda bir botanik bahçesi, mekan bizi büyülüyor. Barındırdığı çocuk parkları o kadar güzel ki Can burada kendini kaybediyor...
087-DSC00473 101-DSC00591


Ben de kendimi botanik parkında kaybediyorum. Japon bahçesi ile karşılaşınca bir denge pozu yapıyorum yogadan:) 
099-DSC00576




Burası o kadar büyük ki botanik parkının ortasında yapay da olsa bir akarsu geçiyor, parkı yürüyerek gezmek istemezseniz kayıkla da bu turu kısmen yapabilirsiniz.
095-DSC00558


Hayvanat bahçesinin güzelliği hayvanların çok yakınlarına kadar yaklaşabiliyor olmanız. İşin heyecanı başka bir boyut kazanıyor çünkü böylece. Teller yok, camlar var. böylece çok güzel fotoğraf kareleri yakalanabiliyor.
Bu ayının fotoğrafta küçük durduğuna bakmayın:) Ayağa kalktığında 2 metreyi çok rahat geçiyor. Pençesi insan kafası kadar... Kutup ayıları daha bir cüsseli oluyor sanırım.
094-DSC00547


107-IMG_7332

Bu tavuskuşunu çok sevdik. Güzelliğin sergilemekte fazlasıyla çömertti. Yakışıklılığını demeliydim sanırım. O bir erkek çünkü...


091-DSC00492 103-IMG_7304
Can herkes ile tatil boyunca konuştu durdu:) Ne onların kendisini anlamadığından şikayet etti, ne de onları anlayamadığından:) Her yerde hemen arkadaşlar edindi kendine...






088-DSC00475
Parkın diğer sevdiğim yanı, huzur içerisinde oturup dinlenmeye imkan vermesi.. Envai çeşit gülleri barındıran bu gül bahçesindeki banklarda otururken dünyanın en mutlu en huzurlu insanlarından biriydim sanırım. 








120-IMG_7411
Bu fotoğrafı da Can çekmiş, yatıp uzandığı yerden:) keyif adamı:)
121-DSC03980
Peki İpek böcüğü nasıldı bu geziler boyunca?
Uyumluydu, sesi çıkmıyordu, belli ki o da çok keyif alıyordu bu gezilerden:) Gezi boyunca piknik örtümüz defalarca kullanıldı... Yanımda götürmeseydim çok üzülecektik. Yeşile doymamızda katkısı büyük oldu...






123-DSC00692


Sıradaki gezimiz Heidelberg... 

EUROPAPARK



Saf-i eğlence, macera, yeni keşifler, devr-i alem ve durmaksızın devam eden atraksiyonlar mekanı…

DSC00166 


Yalnız iş böyleyken çocuklu ailelere bonus saatler verilmesi, onlar için günün 24 saat ile sınırlı tutulmaması gerekmekte…
Zira 2 çocuklu bir ailenin bu kadar şeyi bir gün içerisinde keşfetmesi, deneyimlemesi mümkün olmamakta…
Gün sonunda “-Ne bitti mi gerçekten mi?” deyip şaşakalıyor insan… 

DSC00055

Bu tarz bir deneyimi yıllar yıllar evvel eşim ile henüz çoluk çocuğa karışmazdan evvel Paris-Disneyland’da yaşamış idik. Ona rağmen gün sonunda halen deneyimleyemediğimiz atraksiyonlar aa bu da mı varmış tüh yetişemedik söylemleri vardı. Sirk-gösteri kısmına hiç dahil olamamıştık. Disney kahramanlarının konvoy halinde yürüyüşünü kaçırmıştık. Birer fotoğraf çektirebilmiştik neyse ki kalanlarla…
Europa Park da Disneyland’a benzer bir mekândı, Almanya'nın en büyük Avrupa'nın ise en çok rağbet gören 3. eğlence parkı. İlki Paris'deki Disneyland tabi. 

Tecrübeliydik bu kez aksiyonları hızlıca gezecektik, vakit kaybı olmamalıydı ancak hesabı şaşırtan değişiklikler vardı yanımızda. Bir bebek ve 5 yaşında bir çocuk!
Bebek slinge atılır, çocuk arabası 5 yaşındaki çocuk ile bebek arasında pay edilir zaman zaman uyku ve dinlenme ihtiyaçlarına göre…
Çocuk kendi zevkinde ve binebileceği(her aksiyon için boy ve yaş sınırı var) atraksiyonlara tekrar tekrar binmekte ısrar eder.  
Ebeveynler olarak bizler ise gözü aç birer tavuk gibi etrafı seyreder.
Roller coasterlar şovlar, hızlı trenler, rafting ve su aksiyonları önümüzde dizi dizi ama biz bakıyoruz. Çocukları bırakabileceğimiz kimseler de olmadığından eşimle nöbetleşe gittik geldik aksiyonlaraJ Yanımızdaki telsizlerle de sürekli irtibat kurarak birlikte biniyor olmasak da tecrübe ve heyecanlarımızı canlı olarak paylaştıkJ
Birlikte biniyor olmanın verdiği keyfi tam olarak yaşayamasak da telsiz ile haberleşiyor olmak teselli etti. 

Her aksiyon için boy ve yaş sınırı var. Can için olanlar bir hayli kısıtlı oluyor haliyle, 108 cm boyu ile 110 cm şartı olanlara dahi binemedi. 100 cm ve altı ile idare etti ve tabi binebildiklerinin hepsine tekrar tekrar binmek istedi.
DSC03880DSC00212


Süre kısıtlı olunca, mekan da büyük olunca ve tatmin olmayı bekleyen 3 birey olunca herkes payına düşenle idare etti. Yanımızda getirdiğimiz telsizlerimiz burada çok çok işe yaradı. Eşimle sürekli koordineli olarak alana dağılmış vaziyetteydik:)

Saatler dolmaya yakın ben tercihimi buzdansından yana kullandım.  Eşim roller coaster lara yöneldi. Buzdansı sonrası koltuklarda uyuyakalmış Can ve kucağımda uyuyan İpek ile kalakalmıştım. İpek slinge atılır hemen, Can da çocuk arabasına kaydırılır ve tamamdır…

Burası muhteşem bir yer, onlarca ülkeye ait sokaklar var burada, 
Yunanistan'da bir otel önü masasında oturuyorken bir anda İsviçre Wallis'de ünlü kayakçıların çıktığı şehirde bulabilirsiniz kendinizi... Sadece yaratılan ortamın dışında ülkelerin atmosferleriyle birlikte donatılmış eğlence aksiyonları da bulunuyor. Ve bunlar sadece iki ülke ile sınırlı değil. Kendinizi başka nerelere gitmiş hissedebilirsiniz buraya gelince? Norveç'de, İspanya'da, Almanya'da, Rusya'da, İtalya'da, Fransa'da, İskandinavya'da, Portekiz'de, Hollanda'da, İngiltere'de, Avusturya'da ya da İzlanda'da...
Ne çok ülke saydım değil mi? Biz bunların yarısını göremeden ayrıldık:( 
Gün 48 saat olmamalı mı sizce de?



DSC00188DSC00171 


İsviçre'de Wallis sokakları...


  DSC00126 


 İngiltere'de İngiliz taksilerinde(caps) 
DSC00061


Mekanı bırakıp ayrılmak zordu haliyle... 


Bir sonraki durağımız Heidelberg...
Almanya'nın en güzel şehirlerinden biri. 
Tarih ve doğa içiçe...
Tekrar tekrar gidilesi mekanlardan birisi...


Heidelberg öncesi bir durağımız Karlsruhe ise bizde muhteşem izler bıraktı.
Hayatımın en güzel hayvanat bahçesi ve botanik bahçesi gezilerinden biriydi sanırım... Her ikisini birlikte barındırdığından sebep ayrı bir yeri var Karlsruhe'nin...


Parklar konusunda Almanya bizi gönlümüzden fethetti. Her günümüz ayrı güzeldi. Bundan en çok memnun olan ise Can idi sanırım... İstanbul'da döndükten sonra bile halen parklardan bahsediyordu:)