13 Haziran 2012

Basel, Strasbourg ve Rust


Basel, Strasbourg ve Rust
Hepsi farklı ülkelere ait üç şehir. Sırayla İsviçre, Fransa ve Almanya...
Birinden diğerine geçmek ortalamada 1 saat sadece araba ile. 
Basel; ayak basıp havaalanında bir dizi sorun ile karşılaştığımız, sonrasında ise bardaktan boşanırcasına yağan yağmur ile yine gezemediğimiz şehir haline geliyor. Oysa ki planda öğleden sonra vardığımız mekanı gezip sonra Strasbourg'a yol almak var.


Sorunsuz geçen bir uçak yolculuğu sonrası varılan Basel...
Daha önceki seyahatlerimizde bizi sabahın ilk ışıklarında nefis bir havada karşılamıştı her vakit. 
Vardığımız saatlerde hava güneşliydi. Oysa ne tuhaf! Hava durumu yağışlı gösteriyordu öğleden sonrasını!

İlk kez iki çocuklu ve ilk kez bu kadar çok eşya ile çıkılan bir tatil...


Basel Havalimanında eşyalarımızı sorunsuz ve de eksiksiz alıp Europcar ofisine yönlendiğimizde başlıyor seri...

Sorun 1: Iphone daki navigasyon programı çalışmıyor. 


Bütün otel adresleri, uğrayacağımız noktaların olduğu program yani. Elimiz kolumuz bağlanmış durumda. Eşimin stresini tahmin edebiliyorum. Nasıl gideriz nasıl buluruz onca yeri? En yakın marketi nasıl şıp diye buluruz?


Derken eşim iyi haberi veriyor. Kiraladığımız arabanın içinde gps var. Sonrasında kendi navigasyon programımız da çalışıyor üstüne ve sorun ortadan kalkıyor ama 30 stresli dakika yaşatıyor bu durum sonuçta bize. 


Sorun 2:Biz kiraladığımız arabayı teslim almak ve gps sorunu ile uğraşırken Can'ın kiraladığımız arabayı beğenmeyip park alanında gördüğü Seat marka arabayı neden kiralamadık diye tutturması, ağlaması.


Seat'ın bagaj açılırken o arkadaki S logosunun içe döndürülerek açılıyor olması sevdiği şey. Eşyalarımız çoktu sığmazdı ki o arabaya deyince biz "neden çok eşya aldınız o zaman, almasaydınız" diye devam eden ağlama durumları. Gecikmiş öğle uykusu sendromu. Eş zamanlı süren navigasyon sorunu. Gerilen sinirler. 

Sorun 3: Araba kiralama firmasında ayrı ayrı iki rezervasyon gözüküyor benim adıma.


Hayır diyorum tek rezervasyon yaptırdım ben, ödemesi de yapıldı. 10-15 dakika sürüyor çözmeleri. Acaba çift ödeme mi olacak şimdi, iptal edilmeyen kiralamaların ücretleri otomatik olarak çekilebiliyor çünkü deyince verilen cevap -Bilemeyiz, olabilir de, hesabınızı kontrol etmenizi öneririz! 
İçimi ferah tutup bir şey olursa dönüşte çözeriz artık deyip bu sorunu da geride bırakıyorum. 


Sorun 4: Arabayı çalıştırmayı beceremiyoruz. 


Hiç bu kadar lüks bir arabaya binmedik, kiralamadık daha önce, el freni bile tek tuş, anahtar çevirmece yok. Europcar ofisine yeniden dönüyorum yardım için. Neyse ki arabalar hemen yakınında ofisin, havaalanınında içinde. Meğerse sorun otomatik arabaya alışmış ayaklarmış. Araba bize göre lüks ama Türkiye'deki arabamız gibi otomatik değil manuel:) Debriyaja basmak unuttuğumuz şey. Düğmeye basarken beraberinde debriyaja da basınca duyuyoruz motor sesini:) Nihayetinde mekândan ayrılmayı başarıyoruz. Geriye kalan tek sorun ağlamaya bir süre daha devam eden Can... Halen söyleniyor Seat'ı almadığımız için. Bir daha ki sefere Seat kiralamak konusunda anlaşıp konuyu tatlıya bağlıyoruz. 


Ve başlıyor yağmur. Basel içerisinde bir adres arıyoruz şimdi de. Yağmur dehşet bir hal alıyor. Eşim alışverişini yapıyor ve de geliyor. Çocuklar uyuyor arabada. Ben bekliyorum. Yağmur deli gibi. Hava nemli ve de sıcak ama. 


Basel'i gezmek hayal oluyor bir kez daha... 
Akşam ki otel rezervasyonumuz Strasbourg'da ve yağmur ile geçen süreyi yolculukta kullanıp Strasbourg'a otele varıyoruz. Otel odasına önce alışamıyorum ve de beğenmiyorum nedense. Sonra sonra alışıyorum. Bebek yatağı konması için not bıraktığım halde konmamış halde buluyorum. Yataklar tek kişilik... Bu tür problemlerle tatil boyu karşılaştık durduk. Her otelin bebek yatağı konusunda farklı uygulaması var. Kimisinde ücretsiz, kimisinde var ama ücretli. Kimisinde ise hiç yok. 6 otel değiştirdikten sonra bu tür şeylere takmamayı öğreniyor insan:) 


Eşyaları da otele attıktan sonra tamam artık başlayabiliriz değil mi?
Strasbourg'da bir akşam yürüyüşüne çıkıyoruz. Otelimiz merkeze yakın ve buraya gelmek ile ne kadar iyi bir iş yaptığımızı fark ediyoruz. 
Petite France, büyüleyici...



1-IMG_6984




Yol üzerinde gördüğümüz ilginç bir kafeye oturuyoruz. Tatlılar biraz tanıdık ama farklı şeyler de var. Tunuslu olduklarını öğrendiğimiz kafe sahibinden Tunus'un yöresel tatlılarından bize önerdiklerinden tadıyoruz. Favorimiz aşağıdaki hafif şerbetli irmikli kurabiye oluyor. Kurabiyeler kapış kapış gidiyor aramızda. Ve içecek olarak da nane çayı. 
Hep midemiz bozulunca bize içirilen ve belki de bu yüzden mümkün mertebe uzak kaldığımız nane çayının meğer ne güzel lezzette olduğunu fark ediyoruz. Türkiye'ye dönünce biz de deneyelim bunu deyip ayrılıyoruz...

1-IMG_6955-0011-IMG_6958


Strasbourg demek kanalların kenarında tarihini ve orjinalini korumuş evler demek... Temiz sakin bir şehir...
Bir başka gün Botanik parkına yol alıyoruz. Yolculuğun devamında Almanya tarafında gezeceğimiz botanik parkların şahaneliğinden bi haberiz daha.... İdare ediyoruz Strasbourg 
botanik parkında...

059-DSC00387


Akşamına dönüşte nehir kenarına oturup tembellik ediyoruz Fransızlarla beraber biz de... Türkiye'den getirdiğim piknik örtümüz her daim çocuk arabasının altında bize amade... 
Bol bol kullanıyoruz örtümüzü her fırsatta... 
Bir keyif bu... 

077-DSC00436 075-DSC00427 013-IMG_6992 067-DSC00399


Bir başka yürüyüşte upuzun cadde ve sokaklar boyunca kurulmuş olan eskici pazarına rastlıyoruz Strasbourg'da.  Selen aşağıdaki fotoğraf senin için:) yukarıdaki fotoğraf ise caddenin ortasında bir yerlerden. Fotoğrafın ortalarında bulunan ben, sırtımda İpek ve çocuk arabasına binmekle inmek arasında olan Can ile yol alıyoruz:) Hem mekanı inceleyip hem iki çocuğa birden sahip çıkmaya çalışıyorum:)


068-DSC00405

3 günün sonunda bu şehirden gerçekten istemeye istemeye, doyamadan ve son bir kez daha gidelim Petite France'a deyip ayrılıyoruz. Petite France bizi öyle büyülüyor ki sonraki yıllar bir fırsat bulup yine gelmeli bu diyara... 1-IMG_6990 076-DSC00435


Sıradaki şehrimiz Almanya'da Rust idi... Rust'ı Rust yapan mekanı tanıtımın yazısı bir sonraki yazımızda olsun... 
Bir günün 48 saat olmasını en çok ama en çok isteyeceğimiz günlerden biriydi bizim için çünkü...

11 Haziran 2012

11 GÜNÜN ARDINDAN


001-DSC03808
Rüzgar esiverdi ve biz bıraktık kendimizi o rüzgara çoluk çocuk hep beraber…
Önce Fransa diyarlarına götürdü bizi, sonra Almanya’ya taşıdı ve son bir kez de İsviçre’ye…

11 gün sürdü bu rüzgarların etkisi
6 farklı otel- 10 farklı şehir vardı rotada…
2 çocukla çıkılan bu seyehatde neler yaşandı, hepsini tek bir yazıya sığdırmak zor…
Şehir şehir mi yazsam, gün gün mü, ülke ülke mi yoksa diye düşündüm.
En güzeli şehir şehir olanı sanırım…

Başlıyoruz o halde…

Basel- Strasbourg -Rust ilk üç şehir…



21 Mayıs 2012

RÜZGARLAR

Yine esiyor rüzgarlar, hissediyorum...
Vakit başka diyarlara gitme vaktidir...
Bu rüzgarlar bunun için var...


İşte bu pasaportlar ve vizeler de bu yavrucakların daha çok ülke görüp gezeceklerinin emaresidir kısmetse...

1-IMG_6886 





2 yıl boyunca vize peşinde koşturmak yok artık... İstedik verdiler, gayrı bundan sonra gidilecek yerleri düşünme vaktidir...


Düşünmeyip rüzgarlara yarenlik etmek veyahut...


Onlar estikçe yol almak götürdükleri yere...


Rastgele

17 Mayıs 2012

EĞLENJE


Eğlenje
Geçtiğimiz cumartesiyi bu kelimeyle eşleştirebilirim evet

“Eğlenjelibon ileJ”  Bu da günün sloganı olabilirJ

Bu eğlenceden Can’da Ben de Eşim de aynı payı fazlasıyla aldık… Olaydan bihaber olan İpek vardı bir tekJ


Kahvaltı sonrası diğer çocuklarla birlikte Can’ı bahçede onlarla ilgilenen Jelibon ablaları, Sihirbaz gösterisi ve çeşitli faaliyetler bekliyordu.
1-IMG_6292 1-IMG_6287


Böylece anne kahvaltısını huzurla keyifle yaptı… Kendisi için hazırlanan sürprizlerden de bihaberdi daha…
Sihirbazlık gösterisi sonrası çocuklar anneleri için kolye yapacaklardı kendi elleriyle ve bunları bize hediye edeceklerdi…

1-IMG_6316

Anneler ise Gıda Mühendisinden yenilenen Jelibon’un içeriği hakkında bilgiler alıp, uzman pedagog dan çocuk eğitim ve gelişim konusunda bilgi edinip sorularını yönlendireceklerdi.

Ve sonrasında ise katılımcı annelerin bir grubu çocuklarıyla çilekli pasta bir grup ise limonata yapacaklardı ve tabi yine eğlenjelibon ile….
07-IMG_6415

1-IMG_65481-IMG_6470
Güzellik gün sonunda ki hediyelerimizle devam edecekti…

Bitmeyecekti burada… 

Etkinlik bitiminde mekandan hemen ayrılmayıp biraz atları seyredelim dediğimizde bir yarışma mekanında olduğumuzu görecektik. Atla engeli atlama yarışları yapılmakta idi. Heyecanla yarışı seyrettik… Can birinci olan çocukla sohbet edecekti ve tüm seyircilere Jelibon dağıtacaktıJ Yarışmacılar dahil herkes jelibon yedi o gün Can'ın sayesindeJ

1-IMG_66651-IMG_65551-IMG_6759


Güzeldi farklı bir gün geçirmek… Yarışmacıların çoğunluğunu kızlardan oluştuğunu ve %90 oranlarda atlarının kuyrukları gibi upuzun saçlara sahip olduklarını fark etmek...

Günün son güzelliği ise eve onlarca uçan balon ile girmekti:)
Ertesi sabah yeryüzüne inmiş olsalar da:) 
Çok eğlenjeli bir gündü, kocaman teşekkürler Jelibon ve ekibi...
Bu balonlar kadar renkli ve keyifliydi günümüz bizimde işte... 
1-IMG_6404

14 Mayıs 2012

EMZİRME DÖNEMİNDE GİYSİ AYARLAMA SORUNU

Bu konuda yazmak istiyorum evet biraz alakasız da dursa bu sayfalarda… Bir yerlerde yazıldı çizildi mi hiç rastlamadım. Ama eminim benim gibi başka anneler de bu sorunu yaşamıştır, yaşıyordur. Bu sebepten değinmeden geçemeyeceğim. Anne: Emzirmek istiyor bebeğini 1.5-2 yaşına kadar. Öte yandan sosyal hayatın gerisinde de kalmak istemiyor. Bir ortamdan emzirme mazeretiyle ayrılmayıp hem sohbete devam etmek hem de bebeğini emzirmeye devam etmek istiyor. Bazen de mevcut ortamdan ayrılıp da emzirmeye gözlerden uzak devam etme durumunuz olmuyor. Bir deniz otobüsünde olduğunuzu düşünün. Bir kahvaltı mekanında, bir müzede ya da. Tuvalete gidip emzirmeyi kim düşünür ki? Mevcut ortamın daha hijyen olduğunu düşünüp kalmak ister anne. 




Mycey-Anne-Emzirme-Onlugu-1033 




Ne yapar peki? Emzirme önlüğünü her daim yanında taşır. Hıncahınç ada vapurunda gözlere aldırış etmeden çıkarır, takar önlüğünü, emzirir bebeğini… Bebeğin artık sabrı kalmamıştır çünkü. Mahrum etmeye de gerek yoktur. İpek’i emzirdiğim Ada vapurunda yanımdaki Faslı bayanlardan bir yorum almıştım emzirme sonrası. “Biz ülkemizde değil böyle bir ortamda emzirmek babamızın yanında dahi bebeğimizi emziremiyoruz. Ne güzel, sizin bebeğiniz, siz ne şanslısınız… “ Bir takım tabuları yıktığımızın kanıtı bu sanırım… Emzirmek diyorduk, emzirme önlüğü diyorduk ama yetmiyor ki bir de giyim problemi var. Her yere önden düğmeli gömlek ya da spor bluz tarzında giyerek, düğmesiz olursa da süper licralı bodyler ya da fermuarlı sweatler giyerek dolaşmanız gerek… Bu da demek oluyor ki gardroba yeni parçalar eklenmeli… Bu parçaları alışveriş merkezinde bebekle gezinmeyi sevmeyen bendeniz şu adresten online sipariş yoluyla halletti. www.tchibo.com.tr Ve tüm yaz/kış boyunca defalarca giyilip defalarca yıkanmasına rağmen çöpe gitmeyip halen dolapta yer almaya devam eden giysilerim oldular. Yazın özellikle aynı parçayı haftada 3 kez yıkayıp giydiğimi biliyorum. Kışın ise evde sürekli giydiğim sweatim aynı kaderi paylaştı. Makinede yıkanıp, kurutma makinesinde kuruyup 3 saat sonra yine üzerimdeydi.


diadora-fermuarl-sweatshirt634712041541075547 


 Sorun şuradadır. Sevdiğiniz bir bluzu, tshirt ü, body i giymek istersiniz ama ne düğmesi vardır ne licrası… Haftaiçi iş kıyafeti-gömlek giymekten bunalmış bünye bunları giymek ister. Elinizi sürmeden uzaktan bakarsınız… Ofisteki serbest cumayı beklersiniz. Ve işte o an siz de benim gibi emzirme işi bitince iş dışında bir süre düğmeli giysi giymemeye yemin edebilirsiniz. Özlediğiniz giysilere kavuşmayı beklersiniz… Sanmayın ki durum çok vahim, emzirmenin güzelliğini yaşayınca bu tablo silinir gider, hiçbir önemi kalmaz. Hamileliği boyunca sabretmiş anne bir süre daha sabreder, şık olma derdi yoktur. Sadece bir süre daha içindir. Hamilelik boyunca sabrettiniz bebeğiniz için sevdiğiniz kıyafetlerden vazgeçtiniz bir süreliğine… O güzelliğe kavuştunuz, emzirmenin tadına vardınız ve bir süre daha sabredeceksiniz sadece… O süre boyunca hiç aklınıza gelmeyecek belki de o giysiler… Sizi bekledikçe yıpranmayacak eskimeyecek onlar, sabırla bekleyecekler ne de olsa… 
DSC_0017 


 Özetle; Kışın fermuarlı sweatler, bluzlar ve düğmeli gömlekler, yazın ise düğmeli gömlek, bluz, body ve licralı v yakalı bodyler… Hamileliğin sonlarına doğru sadece hastane çantanızı değil bu giysileri de hazırda bulundurmanızda fayda var. Siz de bebeğiniz de rahat edin her ortamda böylece… Kendinizi soyutlamak durumunda kalmayın... 


Peki ya siz okurlar, bu tarz sıkıntılar yaşadınız mı siz de emzirme sürecinizde? Çözümleriniz nelerdi? Paylaşabilir misiniz? 




Not: Fotoğraflar google images dan alınmıştır.

8 Mayıs 2012

İPEK'İN DİŞ BUĞDAYI PARTİSİ


İlk dişimiz 7.5 aylıkken çıktı…
Aradan geçen 2 ayı tek dişli geçirdi İpek ve biz onu tek dişli canavarımız diye sevdik hep…
Diş buğdayı partimize bir hafta kala ise 2 dişimiz daha geldi.

Blog buluşmalarımızda evsahibi olma sırası bendeydi, bahane İpek’in diş buğdayı oldu…
Buluşmalar İpek’in doğumundan önce de sonra da bütün güzelliğiyle devam etti, hemen hemen hepsine de katıldık büyük zevkle.
İpek 21 Günlükken Yağmur’un hoş gelesin partisindeydik.
1.5 aylıkken Yasemin Teyzesinde iftardaydık. Münevver Ablamızda kahvaltıda… Aras’ın diş buğdayında, Müge’de ev görmesinde…
Ne güzeldi hepsi ayrı ayrı…

Sıra bizdeydi, heyecan vardı. Öncelikle partiye bir tema koymak gerekiyordu. Böylece içimden kelebek geçti. Çünkü Kelebek İpek böceğinin kozasını örüp, dönüşümünü tamamlayıp kavuştuğu yeni form idi…
Örtüşüyordu kızımın ismi ile… Özgür, narin, her biri birbirinden farklı güzellikte, kelebekler…

Çalışmalar, fikirler çok öncesinden başladı… Gözlerim her yerde kelebek arar haldeydi.

Neler yapıldı peki…
Parti için kapımızı süsledik… Misafirlerimizi kapıdan itibaren parti havasına sokmak için…
1-IMG_4885


Sonra evimizi süsledik. Kelebekli fenerler, kelebekler kondurduk etrafa…
Bir hoş geldiniz de salonumuzda yer aldı…

1-IMG_4951
Yabancı bir siteden bulduğum harf şablonlarını evde uzun süredir bekleyen renkli A4 kağıtlara basıp keserek 3 renkli bir çalışma yapmış olduk… Evdeki malzememiz de değerlenmiş oldu.

Bu harf şablonlarını başka yerlerde de kullandım. Misafirlerimizin çocuklarının isimleri duvarda yer aldı… Herkese giderken de hediye olarak verildi bu isimler. İsteyenler odalarına astılar.
1-IMG_48651-IMG_4864

Çocuklardan neyimiz eksikti, bizim isimlerimiz ise sandalyelerimizin arkasında yer aldı. Kelebekler ise kurdelelerimizin ortasını süsledi. 
Yine giderken hediye oldu bunlar… Gün sonunda kahkahalar eşliğinde hatıra fotoğrafı çekmemize de vesile oldular…
1-IMG_48471-IMG_4912

Süs kelebekler ve  kelebekli fenerler Euro Flora’dan idi…
1-IMG_4914

Sofra detaylarımıza gelince…
Hatay günlerinden aldığım peçete halkaları gerçek İpek kozalarından yapılma idi. Çok severek kullandım.
7100035509_db9b8dd222_b
Sofrada İpek kozası sadece peçete halkalarında yoktu.
Her misafirimiz için hazırladığımız hediye kutumuzda da bir adet ipek kozası yer alıyordu…
6953982888_3d9b668104_b

İpek kozasının yanında ise bir adet de gümüş kelebekli künye hediyemiz vardı. Hatıra fotoğrafı da çektirdik künyelerimizle…Kutumuzun üstüne ise süs olarak minik bir kelebek kondurdum. Son olarak da bir adet diş şeklinde şeker bıraktım içine. Diş buğdayı yaptığımızın bir göstergesi olsun esprisi ile…

 1-IMG_50041-IMG_4925

Masa detaylarımıza devam edelim.
1-IMG_4932

Masa örtümüz kelebekli idi(Paşabahçe), peçetelerimiz de kelebekli olunca cıvıl cıvıl oldular. Kelebekli peçetelerimiz marketten bulunma idi. Uzun süre her gittiğim market ve mağazada bakınıp bulamazken buluşmaya 3 gün kala bulduğum peçeteler beni çok ama çok mutlu etti.

Fon kartonlarından keserek yaptığım kelebekli isimlikleri ise yabancı sitelerde bulmuştum. Fon kartonlarına şablonu aktarıp kestim. 3 farklı kelebek şablonu kullandım bunun için.
Ancak bunları isimlik olarak kullanmaktan vazgeçip bardaklarda süs olarak kullandım. Çünkü Müge bize çok güzel isim kartları hazırladı. Kartların köşesini yine kelebek formunda kestim.
Yemek kartlarımız da aynı seriden idi. Benim isim kartı olarak düşünüp sonradan süs haline getirdiğim kelebekler ise bardaklarımıza gelip konmuşlar gibiydi.
Sarı tabaklı çay bardaklarına mavi, mavi tabaklı çay bardaklarına ise sarı kelebekler kondurdum. Kadehlerimiz ise kırmızı kelebeklere ev sahipliği yaptı.
1-IMG_49261-IMG_4924
Masamızda kelebekler o kadar fazlalaşmıştı ki sanki hepsi birden bir şeyin ucundan tutuverip uçuverecek olsa masada beraberinde uçacak gibiydi…
1-IMG_4928 1-IMG_4964

Masamızın çiçeği için eşime farklı renklerde güller almasını söyledim. Bunları bir buket yapıp içlerine kelebek monte etme fikriyle yola çıktım. Biraz son dakika alelacele oldu buketimiz, hayalimde çok daha güzel bir buket vardı zira. 
1-IMG_49001-IMG_4908

Sadece hanımlara değil çocuklara da bir masa hazırladım. Küçük hanımların çok hoşuna gitti bu. Kendilerine de isim kartları düzenlenip masada yer aldıklarından dolayı.
1-IMG_4974

Masamıza kelebekli bir mumluk yerleştirdim. Masamızda yemek boyunca ışıl ışıl yandı. Yanan mumların insanlara olumlu enerji yaydığını düşünüyorum. O gün benim enerjim gerçekten de böyleydi. Kendimi hiç evsahibi stresinde hissetmedim. Müthiş keyif aldım tüm gün boyunca.
1-IMG_4901

Parti gününden önce katılımcılara gönderdiğim mailde herkesin imkanı ölçüsünde kelebekler takınarak giyinerek gelmesini ilettim. Böylece parti boyunca gözümüz daha çok kelebek gördü.
İpek’in de gün boyu giydiği kıyafetler Kelebekli oldu. Önce diş buğdayı partisine özel beyaz elbisesini giydi. Olan bitenden en habersizimiz oydu sanırım
İlerde fotoğraflara bakıp görecek sadece… İpek'in ablaları da kelebekli giyinmişlerdi.
1-IMG_49561-IMG_4953


Menü listemizi ise yine yabancı kaynaklı bir sitede gördüğüm şablonda hazırlayıp yerleştirdim.1-IMG_48761-IMG_4868 


Menümüz çok ama çok güzeldi. Ben Limonlu cheesecake yaptım 2 gün öncesinden. Beğenilerek tüketilmesine çok mutlu oldum. Grup olarak cheesecake seviyoruz sanırım.
1-IMG_5014


Herkesin getirdikleriyle çok uyumlu çok kararında bir sofra oluştu…
6953981986_e0796fcc4e_b
1-2012-04-21 İpek'in Diş Buğdayı Partisi


Yasemin Diş buğdayı pastamızı getirdi. Çok ama çok lezzetiydi. Sade kek, limonlu krema ve çilekler… 
1-IMG_50361-IMG_50376953984846_e746cfa16f_b

Diş buğdayımız ise dileyenler için hazırdı… Herkes dilediğince alabilsin diye açık büfe hazırlandı. Yuvarlak kaseler de fındık, ceviz, çam fıstığı ve badem vardı. Dikdörtgen kaseler de ise tuz, pudra şekeri ve tarçın.  
1-IMG_4961

Yemek faslından sonra meslek seçimi ve İpek’in başından diş buğdayı dökme seremonisi de yaptık. Meslekleri temsilen:
Lens Kabı: Göz doktoru
İlaç kutusu: Eczacı
Steteskop: Doktor
Cetvel: Mühendis
Defter: Yazar
Pasaport: Diplomat
Araba Anahtarı: Gezgin J

Hiç kötü meslek seçim şansı bırakmadık yani İpek’eJ
6953985520_f61e0015f2_b
İpek de birçok seçenek arasında gidip gelip en son kararını Lens Kabından yana verdiJ Diğer çocuklara da meslek seçimi yaptırdık. Bir doktorumuz, bir eczacımız bir de yazarımız oldu böyleceJ

Sonrasında ise 27 adet diş buğdayını(biz o tarihte İpek’in henüz çıkmamış ama bir hayli belirgin olan 2 adet daha dişini de hesaba kattığımızdan ) İpek’in başının üzerinde yer alan bir örtüden iyi dilekler eşliğinde döktük. 27 adet buğday henüz çıkmamış olan dişlerini temsil ediyordu. İnci gibi dişleri olsun, kolaylıkla dişlerini çıkarsın diyerek…
7100057233_b7dc824bdf_b

Gün sonunda mutlu ve de heyecanlı idim. Öyle ki heyecandan uyuyamayacak kadar J

Bu günü böyle anlamlı hale getiren sevgili Blog dostlarım iyi ki varsınız.
Emeği geçenlere
Vesile olanlara
Herkese çok ama çok teşekkürler
Her hatırlayışım beraberinde mutluluğu getirecek bana...