15 Mart 2011

1 AŞI 1 HAYAT KURTARIR...

Kimden 15 Mar 2011

Biz haftasonu iki aşı gönderdik bile, ne kolaydı üstelik... Raftan alınan bir paket Prima bez ve bir paket ıslak mendil ile...
Bir aşı da kampanya kapsamında benim adıma bağışlandığına dair aldığım yazı itibari ile 3 aşı oldu.
(Can için halen gece uykularında bez kullanmaktayız, rahatına düşkün bir anneyim itiraftır...)

Bahsettiğim aşı kampanyası Yenidoğan tetanozunu önlemeye yönelik.
Maalesef halen birçok ülkede doğum hastane ortamından uzakta hijyen koşullarından bihaber gerçekleşiyor ve bu bebeleri ve anneleri en çok tehdit eden hastalıklardan biri de tetanoz...
Bir aşı bütün bunların önüne geçiyor ve yaşama şansı veriyor...

Kimden 15 Mar 2011

Kimden 15 Mar 2011

Unicef ve Prima elele vermiş böyle bir kampanyaya imza atmışlar. Bizlere de bu işi duyurmak düşer.

Bilekliğimizi takıyor, kampanyayı destekliyoruz efendim... Raftan alınan her prima ürünü ile o da olmadı Facebook'daki Prima Dünyası Sayfasını Beğeni Listenize ekleyerek kampanyaya siz de destek olabilir bu canlara siz de bir aşı bağışlayabilirsiniz.

Kimden 15 Mar 2011

Fotoğraflar, kampanyanın görsellerine aittir.

14 Mart 2011

RACLETTE - İsviçre'nin Nam-ı Değer Ocak Başı Ziyafeti

İsviçre'nin yöresel iki yemeği var. Biri bir önceki yazıda Heidi'ye ait bir sahnede ki ipucunda olduğu üzere Fondue, diğeri ise Raclette... İkisinin de temel malzemesi peynir. Hani öyle böyle değil hakikaten temel maddesi:) Fondue'de ekmeği erimiş peynire batırıp batırıp yiyorsun. Ama öyle Türk üsülü halis muhlamaya ekmeğin banıldığı gibi değil:) Biraz zahmete girip fondue çatalları kullanıyorsunuz:)
Raclette'e gelir isek de erimiş peyniri haşlanmış patatesin ortasına döküp de yiyorsunuz. Anlaşılan o ki vakti zamanında ellerinde bol peynirden başka pek malzemeleri olmayan İsviçre köylüleri çok düşünüp taşınmışlar bu iki yemeği keşfetmişler:) Bu kadar ineği, keçisi bol memlekette en bol saklanası kolay şey peynir olduğuna göre uzun kış mevsiminde en bol yenilecek malzeme de peynir ve Almanya ile komşuluktan doğru patatesden başka şey olmasa gerek...

Fondue ile çok hoşbeş olamadık eritilmiş peynire katılan alkolün kokusu ve tadı sebebiyle, peynire yazık oluyordu bizce...
Ama Raclette çooooook başkaydı... Hani o da çok öyle kolay yenilir yutulur değildi. Peynir erirken ortaya yayılan müthiş kokuyu duymamayı başarabilmeniz lazım:) Başardıysanız ne mutlu size, müthiş bir lezzet ve şölen sizi bekliyor. Buyrun sofraya:)
Raclette peynirini tanıtmakla başlayalım. Peynirimiz şudur:
DSC04631

Dilimlenir ve sofrada yerlerini alırlar... Biberlisi ve sadesi vardır. Belki bizim bilmediğimiz tatmadığımız başka çeşitleri de mevcuttur.
IMG_8011

Minik patatesler haşlanır sıcak halde beklerler sofrada. Birer ikişer tabakta yerlerini alırken patatesler şöyle bir ortasından çatal batırılarak erimiş peynirle kucaklaşma hazırlığı başlar.
IMG_7926IMG_8014

Raclette aletleri masanın ortasına kurulur. Dilimlenmiş peynirler minik teflon tavalarda yerlerini alır.

IMG_8000IMG_8079

Bu esnada masanın etrafında sohbet bir taraftan yürürken bir taraftan eriyen peynirler kolaçan edilip kıvama gelmiş olanlar kibarca yanınızdakine ya da karşınızdakine teklif edilir....
IMG_8097

Biberli ve sade olanlardan tercihiniz var ise o tavaları gözucuyla takip etmeye başlarsınız çaktırmadan:)

Ve mutlu son... Patates peynir ile buluşuyor...



IMG_8085IMG_8094

Boşalan tavalar yeni peynir dilimleriyle dolar, sohbet devam eder bu bekleme esnasında... Isınan Raclette tavaları daha hızlı peynir eritmeye başlar, beklemeler kısalır, mini tavalar masanın bir ucundan diğer ucunu dolaşır, nezaket had safhadadır...
IMG_8078

Sadece patates ve peynir olmaz sofrada, sonradan zengin olan İsviçre Halkı Raclette'i mezeleriyle zenginleştirir... Arpacık soğanı turşusu ve mısır turşusu Raclette sofrasının vazgeçilmezidir.
IMG_7933IMG_7989

Bir fransız restoranından alınan tarifle yapılan nefis soğan salatası sofraya eşlik etti bizim kısmetimize...
3te 2si pişirilen soğanlar az sirke az mayonez ve birkaç lezzetle daha buluşur, bekler ve lezzetiyle beraber sofraya ilerler...IMG_8055

Unutulmaz Raclette Ziyafetinin ardından fotoğraflara her bakışımda derin bir özlem vurur geçirir beni... Yaşadığımız Raclette ziyafetinin salt damak tadına hitap eden bir lezzet olmayıp tüm duyularımıza hitap eden bir ziyafet oluşundan olsa gerekti...

Peynirin patatesle buluştuğu fotoğraflara yine de çok bakmamak faydamızadır:) Zira Türkiye topraklarında Raclette yiyecek imkan kalmamıştır. Bir dönem Tchibo'dan Raclette tavaları satışa girmiş idi. Ancak tava olupta Raclette peyniri olmadıktan sonra anlamı olmayacak bir iş deyip vazgeçmiş idik. Bizim kaşar peynir türleri ile bir denemeye fırsat olmadı haliyle. Muhtemelen kaşar peyniri ile de en azından olayın havası yaşanabilirdi, lezzet birebir aynı olmasa da... Tchibo'yu kollamaya devam... Belki tekrar gelir bir tema da karşımıza... Yoksa bir akşam daha fazla duramayıp bu özlemle, atlayıp uçağa İsviçre'ye Raclette yemeye gitmek an meselesi:)))

10 Mart 2011

HEİDİ BİZ GELDİK! AÇ KAPIYI HAYDİ!

Çocukluğumun unutulmaz çizgi filmi Heidi…
Kısacık saçlarıyla hep gülen, etekleri rüzgârda uçuşan; Dedesiyle, keçileriyle ve iki arkadaşı ile paylaştığı hayatında mutlu olmanın uzaklarda değil yanı başımızda olduğunu bize öğreten Heidi…

Kimden 10 Mar 2011

İsviçre'ye gitmişken evini görmeden uğrayıp bir taze sütünü içmeden olur muydu hiç?

IMG_7583

Güneşli mi güneşli bir hava ancak kar toplayan bir soğuk var...
DSC04509

Arabayı park edip güneşli havayı değerlendirelim, yürüyerek çıkalım bundan sonrasında diyoruz ama bizim eleman yürümemekte ısrarcı. Çocuk arabasını bu yolculukta yanımıza almadığımızdan mecburen ya kucağımızda ya da sırtımızda yapıyor çoğu yolculuğunu Can… Ben çok yoruldum diyerek başlıyor yürümeye başlar başlamaz…
IMG_7560

Tabelayı takip ederek yürüyoruz mekana doğru...
DSC04530-2_resize

Heidi'nin keçileri karşılıyor bizi... Dışarda değil içerdeler, sabah yolculuklarını yapıp gelmişler belki de...

IMG_7606

Tavuklar ise etrafta özgür dolaşıyorlar...
DSC04538

Çeşme de akıyor gürül gürül..
IMG_7590_resize

Evi de orada işte ama Heidi yok!!!
Meğer Kasım sonundan Mart Sonuna kadar evinde olmazmış, herhalde çizgifilmde de olduğu üzere Klara'nın yanına gitti diye düşünmek istiyorum. Bir teselli gibisinden. Güzel Klara ile birlikte dönecekler baharda ve bu kırlarda ilk adımlarını atacak Klara yıllar sonra yeniden yürümeye başlayacak tekerlekli sandalyesinden kurtularak...
DSC04521

Heidi hakkında biraz daha bilgi için bir not bırakmışlar dışarıya... Teselliye devam okuyoruz...
DSC04526


Heidi'nin bu fotoğrafı da bir sonraki yazının ipucu olsun:))

Kimden 10 Mar 2011

9 Mart 2011

PEYNİR VE ÇİKOLATA FABRİKASI GEZİSİ

İsviçre deyince ilk akla gelen ürünler nelerdir?
Hani genel bir halk anketi olsa ilk sırada akla gelecek şey “Saat” olur muhtemelen. Dünyaca ünlü bütün saatlerde Swiss made damgası olduğu gibi, modacılar da tasarladıkları saatlerini İsviçre’de imal ettirmeyi tercih ederler. Yeni bir saat alacak olduğunuz vakit de gözler doğal olarak hep saatin içinde Swiss Made yazısını arar…
IMG_8204

İlk akla gelen ürünler listesinde saat oyların büyük çoğunluğunu aldıktan sonra sırayı Peynir ve Çikolata paylaşır…
IMG_7202
Şimdiye kadar o kadar gelmişiz de bir gidip görmek aklımıza gelmemiş bu iki lezzetin yapıldığı yerleri güzelim Masal ülkesinde…
Bu sefer kader bizi bir peynir fabrikasına taşıdı önce, Appenzel köyüne gidecek iken yol üstünde gördüğümüz kahverengi tabelada yazan “Käserei“ ifadesini görür görmez süper Almancam ile bir peynir fabrikası bu hadi gidelim dedim. İyi ki tabela karşımıza çıkmış, bulmuşuz burayı. Buradaki broşürler sayesinde de çikolata fabrikasına ulaştık çünkü.

Appenzel, orjinal İsviçre’yi doyasıya soluyacağız bir mekan, gübre kokularını doyasıya ciğerlerinize çekeceğiniz, nehirlerinden neredeyse süt akacak kadar ineği otu yeşili bol, dolayısıyla da peyniri bol, yöresel peyniri ile ünlü bir mekan. Burada imal edilen peynirler ülkenin dört bir yanına dağılıyor.

Mekanda üretim modern yöntemlerle yapılıyor. Gönül ister yüzyıllardır yapılan eski yöntemlerle peynirin yapıldığını görelim ama bu da başka bir geziye kısmet olsun mümkünse:) Bunun için dağ köylerine çıkıp konaklamamız gerekiyor. Karavan ile dağlar arasında ki bir göl kenarında kamp yapmak bir başka hevesimiz… Bunu da yazdım wish listime. Mekanı da yazdım gitti; Sisikon...

Peynir fabrikasına döner isek kocaman bir fabrikayı getirmeyin aklınıza, tek bir hatunun bütün fabrikayı idare ettiği, insan gücünün maksimum verimlilikte kullandılığı bir yer burası.
DSC04398

Dokunup test edebileceğiniz, taze peyniri tadabileceğiniz, peynirin yapım aşamalarını, içerik bilgilerini ve daha peynirle ilgili bir çok şeyi görüp deneyimleyebileceğiniz bir mekan…

Fabrikanın etrafını çevreleyen camekandan gördüğümüz haliyle peynir fabrikası. Fotoğrafın çekildiği aşamada maya süte karıştırılmış, süte nüfuz edip belli bir sıcaklıkta koyulaşması bekleniyor. İlgili testten geçtikten sonra buradan kalıplara aktarılıyor. Kalıplarda belli süre bekleyip suyunu kaybettikten sonra da taze peynir ortaya çıkmış oluyor. Fotoğrafın alt kısmındaki yuvalarda kalıplarda bulunan taze peynir makinelerin yardımıyla ters çevrilip bekleme odasına alınıyor.
DSC04397

Esas peynirin yenilebilir hale gelmesi ise aylar aylar sürüyor, her peynir türüne göre farklı farklı süreler var. Siyah ambalajıyla satılan peynirimiz 6 ay bekliyormuş. Gümüş ambalajıyla ilk sırada yer alan peynirimiz ise 3 ay, altın rengi ambalajında olanı ise 4 aylık bekleme süresine sahip….
Aromalar da doğal olarak değişiyor peynirler arasında…
IMG_7239_resize

Peynirler vakitlerini doldurmayı bekler iken...
IMG_7175
IMG_7229

Peynirlere eklenen baharatların da türleri var. Üç çeşidini deney yoluyla koklayabiliyorsunuz, her düğmeye basışta farklı rayihalar uçup geliyor burnunuza içerdeki fanın çalışmasıyla birlikte… Ben birinde bergamut kokusunu yoğun aldım mesela…
IMG_7232IMG_7186_resize
IMG_7183

Kullanılan bitkiler de tanıtılmıştı….

IMG_7180

Peynirlere yapılan son işlem mumlanması oluyor, iyice parlatılıp fırçası ile satışa hazır hale geliyorlar…
IMG_7182_resize

Peynir fabrikasından çıkmayı ne ben ne de Can istedi. Çocuklar için yapılan oyun parkları burada çok çok güzel... Nasıl bıraksın çocuk bunları, ben ise her başımı çevirişte farklı bir şey daha görüp okuyorum. Burada birçok broşür edindik, gezilecek görülebilecek başka yerler... Bize hem yakın olması hem de maaile ilgimizi çeken bir ürün olması dolayısıyle Çikolata fabrikasında karar kıldık. Yarın ki güzergahımız belli olmuştu.
Ertesi gün ki gezide maalesef fabrika içinde fotoğraf çekimi yasaktı, o yüzden sadece Can’ın bantlardan akan çikolatalara hayran hayran bakışlarını, fabrika çıkışındaki tanıtımları ve ufak müzeyi çekebildim.

Bantta ilerleyen çeşit çeşit çikolatalar sebebiyle Can’ın „anne oraya gidelim“ sözlerine sebep bir gezi oldu:) Neyse ki fabrikanın girişinde çikolatalardan satışa sunuluyordu. Bu şekilde iknamız kolaydı...
DSC04495

Ufak müzeyi gezerken bizi şaşırtan fabrikanın çoğu yerine yayılmış Türkiye’den gelen fındık çuvallarını görmek idi. Halen saklıyorlar ve sergiliyorlar.
DSC04488

Eskiden çikolatalar bu aletlerle yapılır imiş.
DSC04478
Biraz görüntü ürkünç burda sanki...
DSC04474

İşte çikolata yapımının aşamaları...
Her tür çikolatanın yapım aşaması birbirinden farklı, Tavşan çikolatayı merak edip inceledim ben.
DSC04477DSC04476DSC04475

Çıkışta çikolatalarımızı almış mutlu mesut fabrikadan çıkarken şimdi nereye gitsek arayışlarıyla dolu bir fotoğraf…
Heidi sanki iyi bir seçenek gibi ne dersiniz? :)
DSC04498

BEYAZIN GETİRDİĞİ...

Bu sabah fark ettim, bir konuda çok şanslı saydım kendimi. Herkes benim gibi bu müthiş huzuru hissediyor mudur acaba yağan karı seyrederken, bunun için çok şanslı sayabilir miyim kendimi?

Blogspot kapanmışmış, ben bu yazımı görüntüleyemiyormuşum bile umurumda değil:) Hiç engelim olamaz bu güzelliği yaşamama...
Çok güzel yağıyor çok...

İstanbul’da kar ince bir tabaka halinde kaplı sadece, yollarda o da yok. Kardan adamı ancak minyatür halde yapacak kadar kar var. Ama yağdı gerçekten, sokak lambasının önünden savura savura uçuştular, mola verdiler, gene uçtular, sabah kalktım beyazdı, demek ki geceleyin daha çok yağdı, ben uykuya yenik düşmeseydim daha da seyredebilecektim. Şimdi yine yağıyor dışarıda ne güzel ne huzur verici…

Dün akşam Can ile pencere kenarına oturduk, birer sandalye çektik kendimize, ışıkları kapatıp mum yaktık, önce dışarı pencere önüne koyduk mumu, 3 kez söndü rüzgara dayanamayıp sonra onu içeri aldık içerde bizimle birlikte caddeyi seyretti o da… Dışarıda üşüyen kuşlardan köpeklerden bahsettik Can ile, yoldan geçen arabaların markalarını bildik, tek tük geçen insanlara baktık. Sonra mum kardeşe kendimizi anlatmaya karar verdik. Ailemizi anlattık mum kardeşe, kardeşini anlattık. Kardeşi gelince ona Can ile birlikte nasıl bakacağımızdan, Can ile birlikte dün akşam ne güzel puding yaptığımızdan, bu akşam zeytinli ekmeği birlikte yapışımızdan, yıkanıp kurumuş çamaşırları birlikte katlayışımızdan, Can’ın dedelerinden büyükannelerinden ağabeylerinden bahsettik. Işığı kapatıp ana oğul geçirdiğimiz bu yarım saat belki o kadar çok hoşuma gitti ki… Sonra mısır patlattı bendeniz tencerede. Onu kağıt külahlara doldurup yedik…

Kar yağıyor halen, aynı huzur aynı mutluluk… Akşam olacak işlerden kreşten dönülecek, huzurlu evimizde buluşacağız maaile kısmetse… Dün akşam pişirdiğim pırasayı önceki günden kalan patates sulusunu ve pirinç pilavını ısıtmalı. Kayısı&üzüm kompostomuz da var. Gene mısır patlatırım belki…

Bunları bir yere de not etmeli, ilerde okumalı, akşam ajandayı bulup çıkarmalı, yazmalı bunları bir bir… Basit yaşamanın getirdiği mutluluğu hiç de azımsamamak ara sıra geri dönüp okuyup hatırlamak için ihtiyaç oldukça…