14 Mayıs 2007

Anneler Günü

Anneler günü bu güzel kahvaltı sofrasıyla başladı. Eşimin halası bize çok güzel bir sofra hazırlamıştı. Anne, babamız ve eltimlerle birlikte misafir olduk bu sofraya... Eltimin 3 yaşındaki oğlu Alp masaya ilk oturanlardan... Dedesi de kahvaltı tabağını hazırlıyor beyefendinin. Daha sonra da kahvaltısını dedesinin elinden yiyecek. Çok şanslı bu torunlar:) Kayınvalidemin söylediğine göre kendi çocuklarına bile bu kadar ilgi göstermemiş babamız, Alp çok değiştirdi onu diyor:) Darısı bizim evlatların başına:)

Anneler günü için bir pasta yapmak istedim. İçi neli olsun, kekini neyle ıslatmalıyım, üstünü nasıl süsleyeyim diye epey bir düşündüm, hatta kağıt kalem ile plan projesini yaptım:)

Sonunda Muzlu çikolatalı beyaz bir pasta ortaya çıktı...

Bir gün önceden yoğun bir günün ardından eve gelip pastayı yapmaya başladım. Çok çabuk bitireceğimi düşünürken mutfakta ki işim gece yarısına doğru ancak bitebildi. Görüntüsünün düzgün olmasına gayret ettim. Pasta yapma işi çok zevkli imiş. Başından sonuna kadar bir oyun gibi, pasta yapmak... Pasta yapmanın incelikleri ve dikkat edilmesi gereken noktalarla ilgili Sevgili Pastacı Burcu'nun verdiği bilgilerden faydalandım. İsviçre'den aldığım pasta sıvama bıçağımı ve pasta telimi ilk defa kullanmış oldum:) Evde ki çikolata stoklarının küçük bir kısmını dahi değerlendirebildiğim için de mutluyum:)

MUZLU ÇİKOLATALI BEYAZ PASTA:

Malzemeler:

  • 1 paket 2 katlı hazır pandispanya(24 cmlik)
  • Keki ıslatmak için 1,5 su bardağı meyve suyu( Ben ananas ve portakal suyu karışımı kullandım)

Ara Krema : 150 ml süt kreması, 150 gr sütlü çikolata

Üst Kreması: 1 paket krem şanti, 1,5 su bardağı yağlı soğuk süt, 1 paket toz krema sertleştirici

Arasına sermek için 3 adet muz ve yarım su bardağı fındık kırığı, yanları için ise file badem ya da fındık

En üstü için inci şekerlemeleri, toz kakao

Yapılışı: Bu pastayı daha çabuk yapabilmek için öncelikle ara kremanızı hazırlayıp soğumaya bırakın. Bunun için çikolatayı benmari usulü eritip içine süt kremasını katıp iyice karıştırın. Homojen parlak bir kıvama kavuşacaktır. Yaklaşık 45 dakika kadar bekledim ben. Ara ara karıştırarak soğumasını sağladım. Böylece krema pasta içinden hemen akmıyor. Krem şantiyi hazırlayıp buzdolabına kaldırın. Kekin alt katını alıp istediğiniz bir meyve suyu ile ıslatın. Arasına hazırladığınız çikolatalı kremayı döküp buzdolabına kaldırın. Buzdolabında krema biraz katılaştıktan sonra muz dilimlerini dizip yarım su bardağı kadar fındık kırığı serpin. Kekin ikinci katını da meyve suyu ile ıslatıp kapatın. Buzdolabında soğumuş krem şanti ile pastanızı iyice sıvayın. Yanlarına elinizle file fındık bezeyin.
Sıkma torbasına bir miktar krem şanti koyup üst kenarlarına tepecikler oluşturun. Hava sıcak olduğu için ben bu aşamadan sonra buzdolabına kaldırıp son süslerini sabah yapmaya karar verdim. Kalpleri oluşturmak için hazır şablonlardan faydalandım. Şablonu eşim tuttu ben de kakaosunu serptim.

Annelerimizin kalplerini oluşturduktan sonra incileri ekledim. Halamızın ve eltimin birer çocuğu, annemizin ise 2 çocuğu olduğu için, kalplerin ikisinde birer, birinde ise 2 inci var. Dikkat edenler farketmiştir:)
İşte beklenen an... Pastamız servis ediliyor. Eşim ve abisi bu anı çok beklediler:) Pasta severek tüketildi. Bunun için kahvaltıdan sonra epey bir ara geçmesini bekledim:) Yoksa yenmeyebilirdi belki de...

Akşama doğru yola koyulup İstanbul'un öteki yakasına geçtik, memleketten akradaşımın anne ve babasının daveti üzerine... Bir önce ki akşam mutfak telaşımın diğer sebebi ise bu keki yapıyor olmamdı. Davet edildiğimiz yerlere giderken illa ki kendim birşeyler yapıp götürmek istiyorum. Cumartesi akşamı vakit daralınca bir kek yapayım dedim, birçok dergi karıştırdıktan sonra biraz da pratik olduğu ve görüntüsü de güzel olduğu için Oktay Usta'nın tarifinde karar kıldım. Gittiğimiz evin hanımı Ayşe Teyze, birçok şey yapmıştı. Ama ben fotoğraflarını çekemediğimden sofrayı paylaşamıyorum sizlerle:( Sadece kendim yapıp götürdüğüm kekin fotoğrafını ekleyebiliyorum. Sofra'da olanları şöyle bir sayar isem; İçli Köfte, Zeytinyağlı Yaprak Sarması, Lahana Sarması, Mantılı Çorba, Dereotlu Peynirli Sodalı Börek, Pirinç Pilavı, Etli Yeşil Fasulye, Yoğurtlu Havuç Salatası, Mevsim Salatası, Kadayıf.

SUSAM MANTOLU TAHİNLİ KEK:

Malzemeler:
  • 3 yumurta
  • 1,5 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı sıvı yağ
  • 1 çay bardağı tahin
  • 1 çay bardağı soğuk süt
  • 1 paket kabartma tozu
  • 3 su bardağı un

Mantosu İçin: 1 tatlı kaşığı margarin, 1 çay bardağı susam, 1 çorba kaşığı kırılmış ceviz


Yapılışı: Yumurta ile şeker 5 dakika boyunca iyice çırpılır, bu aşamadan sonra karıştırmalar yavaş ve tahta kaşıkla yapılacak. Sıvı yağ ve soğuk süt eklenir çırpılır. Tarifte aldığı kadar un denmişti ben ne kadar un aldığını ölçüp yazdım sizler için:) 3 su bardağı un ve kabartma tozunu ekliyoruz. En son tahini de ekleyip karıştırdıktan sonra kek kalıbını hazırlıyoruz. Kek kalıbını fırça yardımıyla margarinle yağlayın. Ben bu yağlama işi için yumuşak kase margarinleri kullanıyorum. Susamları kalıbın içine serpiştirip, kalıbı çevirerek duvarlarına ve kalıbın her yerine susamların iyice yapışmasını sağlayın. Ben ceviz kırıklarını kalıbın tabanına sermeyi tercih ettim. En üstte görüntüsü daha güzel oluyor böylelikle... 170 derecelik önceden ısıtılmış fırına sürüp 40-50 dakika üzeri iyice pişene kadar pişirin. Afiyet olsun.

Bir Anneler Günü...


Her zamankinden biraz daha farklı duygularla kutladığım bir anneler günü idi benim için. Bir gün önce yorucu bir gün geçirdikten sonra bebişimin hareketlerini hissedemediyince gelen can sıkıntısı, ertesi gün yapılan mükellef kahvaltı sonrasında tekrar hareketlerini hissedince gelen mutluluk...
Annelik böyle bir şey sanırım. Mutluluğun yavrusuna koşullanması... Onun iyiliği ile sevinmek, dertleriyle telaşlanıp üzülmek... Ta ki ömrünün sonuna kadar.
Zor bir işe giriştin be Pınar...

Tüm Annelerin ve Anne adaylarının anneler günü kutlu olsun...
Anneler günü için yapılanlar, edilenler pek yakında bu yazıya ek olacaktır.

8 Mayıs 2007

BİR YAZ RÜYASI: DONDURMA

Bu benim bıcırık yiğenim, dondurmasına kavuşunca pek bir şımarmış anlaşılan:) Yaz rüyası demiştim ama bu dondurma yenildiği vakit kıştı:) Şimdi ki çocuklar çok şanslı, bizim çocukluğumuzda dondurmanın yüzünü sadece yazları görürdük. (Bu arada ben de başlamışım, bizim çocukluğumuzda, bizim zamanımızda ile başlayan cümlelere... Yaşlanıyoruz galiba:)))
Bu da arkadaşlarla gittiğimiz bir kafede yediğimiz dondurma kızartması...
Evvel ki yaz tatilinde eşim ve eltimlerle bir tatil köyüne gitmiştik. Meksika mutfağı adı altında bu kızarmış dondurmadan yapmışlardı. Eşim dondurmaya bayılmıştı. Bende şefden tarifini istemiştim:) Eve gelip eltimle birlikte yapmaya çalıştık, biz yapamayınca beyler ele aldı işi... Ama yine de tatil köyünde yediğimiz kadar iyi olmamıştı (Beyler memnun oldu en azından, işe elini sürmelerinden kaynaklanıyor olabilir bu durum:)
İstanbul'da ki bu kafeyi keşfetmem iyi oldu, eşimi de götürmek istiyorum ilk fırsatta, masanın boşalmış tabaklarla dolacağına eminim:) Bu dondurma da eşimin Zonguldak çarşısında ki meşhur İstanbul Pastanesinde benim için yaptırdığı dondurma:) Hem gül, hem dondurma ( katlar vanilya ve karamel tonlarında, son yapraklar ise antep fıstıklı:)) Herkese tek kişilik bana iki kişilik dondurma hazırlanmıştı nedense:)
Ve bir film: Dondurmam Kaymak, bu filmi geçen sene seyrettikten sonra Limonlu Dondurma merakı başlamıştı bende. Çünkü resimde de gözüken dondurmacımız o kadar çok methediyordu ki dondurmasını, hazır gıda sektörüne savaş aşmıştı tek başına. Ben de soğumuştum gerçekten hazır dondurmalardan. Kaymak tadında ki limonlu dondurma tadını belki bulabiliriz diyerek Bolulu Hasan Usta'ya gidip Limonlu dondurmasından yemiştim. Hayal ile gerçek tutmamıştı, dondurmayı bitirememiştim bile, en azından bu hevesimi gerçekleştirmiş olduk. Limonlu dondurma bana göre değilmiş, bunu da anlamış oldum:)

Hazır gıda sektöründen de yeni dondurma denemelerim, çok beğendiklerim oldu ama buraya yazarak reklamını yapmak istemediğimden burda bahsetmeyeceğim.

Evde kendi kendime dondurma tabağı hazırlama denemeleri yapıyorum. Kiloluk dondurmalardan alıyorum. Dondurma kaşığı ile kuplara dondurmaları pay edip benmari usulü erittiğim çikolatayı döküyorum. Rulo gofretlerden ikişer üçer dizip, çilek ve muz dilimleri ile süslüyorum. Çileği bütün olarak çikolata sosuna batırıp üzerine bırakıyorum. Bol fındık kırığı ile de son noktayı koyuyorum.

Bu yazıyı okuduktan sonra herkesin halini düşünebiliyorum:) Dondurma, dondurma diye geçen sayıklamaları duyar gibi oluyorum:)
Rüyalar gibidir dondurma yemesi, kısa sürer ama yine de çok güzeldir. Bazen rüyanızdan uyanmak istemeyebilirsiniz..

7 Mayıs 2007

Ben geldim... Ben zaten hep burdayım:)


Herkese Merhabalar:) Bana göre kısa ama eminim blog dünyasına göre uzun bir aradan sonra yine burdayım...

Sanılmasın ki tembellik yapıyorum, bilakis çok da verimli geçen bir dönemdeyim. Hem işyerimde hem de evimde verimli bir dönem geçiriyorum. Hamileliğin altın 3 ayını geçirdiğimden sanırım.

Paskalya çöreğinin tarifini bir türlü ekleyememiştim. Paskalya etkinliğine bizi davet eden arkadaşım Kostas'a sürpriz yapmak için bu çörekleri yapmıştım. Ama babamın rahatsızlığı sebebiyle paskalya akşamına gidemedik ve paskalya çöreklerini tatmasını istediğim gibi birçok kişi tadamadı. Paskalya çöreği için birçok tarifi inceledikten sonra Hürriyet'in sayfasında gördüğüm Fındıklı Paskalya çöreği tarifinde(2.tarif) karar kılmıştım. Tarife buradan ulaşabilirsiniz.

Yurtdışında ki arkadaşların haftasonları yaptıkları gezileri okuyunca(Pia), özellikle Berceste'nin Camden Town yazısından sonra neden bizde keşfetmiyoruz çevremizde ki ilginç yerleri dedim ve haftasonu eşimle Eyüp'te bir gezi yaptık. Çok kalabalık olduğundan evimize yakın olmasına rağmen haftasonları gitmeye çekindiğimiz bir yer haline geldi. Eşim ısrar etmese yine de benim dışarı çıkacağım yoktu ama neyse ki içimizden biri harekete geçiyor. Evimizden Eyüp'e kadar yol boyunca parkta ki piknik kalabalığını seyrede seyrede gitmek büyük keyifti. Rengarenk, cıvıl cıvıl:)

Gerçi pazar günü sonunda herkes dağıldığında ortalık birer çöp yığını haline geliyor. Neyse ki Belediye işçileri gelip tekrar eski haline getiriyorlar. Belediye daha çok çöp kutusu bıraksa, halkımız da şu vurdumduymazlığından kurtulsa bu kadar çok temizlik işçisine gerek de kalmayacak, bu da ayrı bir durum.

Yürüyerek Eyüp'e vardığımızda önce kendimize ödül niyetinde birer dondurma aldık eşimle. Sonra çimlere oturduk, özlediğimiz birşeydi bu:) Derken bir cami avlusuna girip birazda orada oturduk, derken bir kız çocuğu elinde yeni yapılıp henüz kurumamış bir ebru sayfasıyla geçiyordu, hemen kaynağını sordum ve kaynağa çok yakın olduğumuzu öğrendik. Eyüp'te Mehteran bölüğünün bahçesinin içinde ufacık bir odada yapılıyordu bu ebrular, bir tek ustanın elinden çıkıyordu. Sizler için fotoğraflamadığıma çok pişmanım ama yolunuz düşerse Eyüp Evlendirme dairesine yakın olan bu bahçe içinde ki odaya uğrayıp Ebru ustasını seyretmenizi isterim. Su üzerinde ki belirsiz boya şekillerinin bir anda nasıl harika bir laleye ya da güle dönüştüğünü bir görün siz de.... Bahçeden merdivenle de camiye çıkılıyor. Bu caminin avlusu da çok hoşuma gidiyor, bu avlu da oturup biraz sakinliğin tadına varıp yolunuza devam edebilirsiniz. Eyüp'ün bütün kalabalığından arınmış bu iki yeri ilk Eyüp ziyaretinize ekleyin derim. İlk fırsatta bu mekanı fotoğraflayıp sizlerle paylaşmayı istiyorum.

Bir önce ki hafta ise çok güzel bir sofraya konuktuk. Bütün doğallığını korumuştu sofra, tıpkı memleketleri Adıyaman'da olduğu gibi yer sofrasında idi. Benim çok severek yediğim kuru biber ve patlıcan dolması ile soğuk çorba vardı. Dolmanın tarifini ben de vermiştim bloğumda, soğuk çorba ise uzun zamandır dilimde idi, aşurelik buğday ve hafif ekşitilmiş ayrandan yapılıyor. Yaz günlerinde serinlemek için benim de sık sık yapacağım bir çorba olacak. Sofranın bir başka güzelliği de bizim pide dediğimiz kimi yörelerde ise açık ekmek diye geçen ekmeğiydi. Yakınlarında bu şekilde ekmek satan bir fırın varmış, memleketimi özlediğimi anladım, keşke bizim yakınımızda da böyle bir fırın olsa, evde ki ekmek tüketimi epey artardı sanırım. Ekmekler soğumasın diye sofranın sonunda örtüye sarılı olarak duruyor...

Ben de boş durmadım. 18 cm lik kelepçeli kalıbımı kullanıp mini bir cheesecake yaptım. Eşim şimdiye kadar yaptıklarımın arasında en güzeli olduğunu söylüyor. Limonlu cheesecake benim en sevdiğim tatlı diyebilirim.
Kendi ekmeğimizi yapmaya devam, bu çiçek ekmek hep sofralarımız da olacak bundan sonra...
Bu arada harıl harıl etamin işlemeye devam ediyorum. Ama maalesef henüz bitmediğinden paylaşamıyorum. Bu sefer işlediğim model ilkine göre iki kat daha büyük. Beni o kadar güzel dinlendiriyor ki, ev işlerini yaptıktan sonra açılır tekli koltuğa serilip alıyorum elime. Sanem'e tekrar sevgi ve teşekkürlerimi yolluyorum.

24 Nisan 2007

Pınar Tatilde

Uzun bir ara verdiğimin farkındayım. Sizleri meraklandırdığımın da... Artık seslenmenin vaktiydi. Öncelikle çalışma şeklim değişti. Artık yarım gün ofiste çalışıyor, öğleden sonraları da ofis dışında çalışıyorum. Eve geldiğimde ise bilgisayar başına geçmeye hiç isteğim olmuyor. Ayaklarımı uzatıp dinlenmeyi tercih ediyorum. Bebeğimi de kendimi de bilgisayardan olabildiğince uzak tutmaya çalışıyorum. Bunun kötü tarafı, sizlerden uzak kalıyorum. Bugün akşam eve gelince "Hadi artık, bu kadarı da fazla" dedim ve geçtim bilgisayar başına...
Herşey yolunda, ben çok iyiyim, bebeğimde de bir sorun gözükmüyor. Karnımda kıpırdanışlarını hissetmeye başladım. Doktorumuz, ultrason muayenesinde erkek gözüktüğünü söyledi ama biz yine temkinli olup 6. ya da 7. ayı bekliyoruz. Bizim dışımızda herkes hazırlık yapıyor bebek için. Teyzeleri örgü örüyor, ananesi yorganını, yatak takımını yaptırıp getirdi bile. Babannesi de ağız bezleri yapıyor. İlerde oğlum evlenir bir de çocuğu olur diyerek sakladıklarını çıkarıp gösterdi bize. Bir tek bebiş eksik, bizde yolunu sabırsızlıkla bekliyoruz.

23 Nisan tatilini de fırsat bilip eşimin ailesini ziyarete Zonguldak'a gittik. Eltimler de geldiler. Benim annem de ilk defa Zonguldak'a gitti. Bu arada anne ve babamın geldiğini söylemeyi unutmuşum. Bir dönem de onlar için hastane hastane dolaşmakla geçti. Blogdan uzak kalmamın bir diğer sebebi de bu. Annem ve babamın sağlıkları şu an için iyiler ama kötü sonuçlar olmaması için şimdiden önlem almamız gerekiyordu. Babamın sorunu prostat, annemin ise göz tansiyonu idi.

Zonguldak'ta eşimin çocukluğunun geçtiği evde 2 günlük kısa ama bir o kadar güzel bir tatil geçirdik. İlk defa eşimin de yardımıyla balık tuttum. Gerçekten bir sabır işiymiş. Biz 5-6 balıktan sonra evin yolunu tuttuk, eşimin babası ise akşama kadar sabredip bir kova balıkla döndü(mezgit ve istavrit), annemiz kızarttı, ben de bahçeden topladıklarımla harika bir salata yaptım. Rokanın uzun bir çiçeğin yaprakları olduğunu gördüm, şaşırdım. Bahçede ki erik ağacının yanından ayrılmadım, eşim topladı ben yedim:) Yediklerim de yetmedi eşim ağaca çıktı İstanbul'da yemek için de bir poşet topladı :)
Harika sofralara misafir olduk.

Çayır çimen gezdik, ısırgan otu ile ıspıt(hodan) toplandı, ısırganın çorbası, ıspıtın da yumurtalı kavurması yapıldı, yanımıza yolluk edildi.


Açık hava müzesini gezdik. Zonguldak'ın ünlü yeraltı kaynağı taş kömürünü gördük. Ünlü laz böreğini sonunda gördük ve tattık. Sevgililer günü için sipariş ettiğim laz böreği gerçek laz böreği değilmiş öğrendim. Yöreden yöreye farkediyormuş. Esas laz böreğini Hopa ve doğusu yaparmış.
Eşimin annesi, hala bebeklik kıyafetlerini saklıyordu. Babası ise oyuncaklarını saklamıştı. Eşimin mühendis olacağı önceden belliymiş. Kendi oyuncaklarını kendi yapmış. Bunları görmek de çok keyifliydi. Onunla birlikte ben de gittim çocukluk günlerine...Resimde gördükleriniz ahşap motorlu sandalı ve çok farklı ses ve efektler çıkaran ama ateş etmeyen silahı, epey tozlanmışlar, kırılıp dökülmüşler ama karşımızdalar işte hala...En baştaki resim evin salonundan sol yana bakınca görülen manzara, başınızı sağa doğru çevirince de komple bir deniz manzarasıyla karşılaşıyorsunuz. Sessiz, sakin, huzur dolu...
Sabah erkenden uyanıp, kimse kalkmadan bu manzara karşısında kitap okumak da büyük zevkti benim için.
Bir tatilden ve bir yaşamdan daha fazla birşey bekleyemeyeceğime karar verdim. Huzur, içtenlik, anılar ve mutluluk...

12 Nisan 2007

OYUN FURYASI

Ayrı ayrı beni bu oyuna davet eden Hülya'ya, Serinmavi'ye, Meral'e, Bocuruk'a, Gazoz Ağacı'na çok teşekkür ediyorum. Bizden bahsedişlerine de çok sevindik bebişimle beraber:) Bebiş ve ben sizleri çok seviyoruz arkadaşlar:)))
Meral biliyormuydu acaba, Elmalı keki ne çok sevdiğimi... Elma'yı her tatlıya çok yakıştırdığımı...
Yumurtalı Börülce'nin görüntüsüne eriyip bittiğimi, karnımdan gurultu sesleri yükselmesine sebep olduğunuda ayrıca belirteyim Sevgili Gazoz Ağacı:)
Hülya'nın, Serinmavi'nin ve Bocuruk'un sunum ve görüntüleri çok çok güzeldi. Bu görüntüler yetiyor da artıyor bile.. Harika bir fincan takımı içinde çatlak kurabiyeler için Serinmavi'ye, ortadan bir dilimi çıkarılmış baştan çıkarıcı Tiramisu için Bocuruk'a ve bol malzemeli zengin keki için Hülya'ya çok teşekkür ediyorum.
Hepsini yemiş kadar oldum ama yumurtalı börülce için kapını tıklatacağım Gazoz ağacı:)) Yemiş gibi olamadım bir türlü... Diğer arkadaşlar yanlış anlamasınlar, bebişin tatlı ile arası pek yok gibi:))

Önce 3 lezzet:
Paskalya çöreğini; bize en son Paskalya geleneklerini tanıtan, bunun yanında çok şey öğreten Berceste'ye ve Alman keklerinin lezzetini öğrendiğimiz, daha bir çok tarif ve içten yorumlarıyla bizleri hiç yalnız bırakmayan Damaktadı'ndan Gül Hanım'a ithaf ediyorum. Paskalya çöreğinin tarifini de en yakın vakitte ekliyorum.
Pizzayı da blog dünyamıza renk katan ve tatlılarla da arasının çok iyi olmadığını bildiğim Sevgili Punto Amca'ya ithaf ediyorum. Pizzanın içindeki malzemeler gibi çok çeşitli konularda bilgi sahibi olmamızı sağladığı için de ayrıca teşekkür ediyorum.

Ve bir dilim brownie ile bir top dondurmayı da sevgili Portakal Ağacı'ndan Hatice'ye ithaf ediyorum. Tarifleriyle çok güzel şeyler yaptım, kendime olan güvenim arttı. Bebeğiyle birlikte huzurlu mutlu günler diliyorum. Brownie tarifi de Hatice'ye aittir. Çok beğeni alan, gerçek bir brownie idi.



1.1. Daha önce yaşadığım üç şehir: İstanbul, Malatya, Sivas

1.2. Tatil için gittiğim ve önerdiğim 3 yer: Trabzon-Maçka, Kastamonu ve ilçeleri, İsviçre'nin bütün köyleri,

1.3. Yaşamak istediğiniz 3 şehir: İstanbul, İstanbul, İstanbul:)

2.1. Şu andaki mesleğim:İşletme Mühendisi.

2.2. Dünyaya yeniden gelsem: TRT 1 de Gezelim Görelim programının sunucusu olmak isterdim:)

2.3. Kesinlikle ben yapmazdım dediğim meslek: Siyasetçi olmak

3.1. Yaşam felsefemi oluşturan söz: Ahh ahh zor sorular bunlar, ben biraz düşüneyim...


3.2. Bir kitaptan alınma çok sevdiğim bir söz:Hangi birini yazayım şimdi buraya:) O kadar çok var ki...
3.3. Çok sevdiğim bir şiirin parçası:
Yeni bir ülke bulamazsın
Başka bir deniz bulamazsın
Bu şehir arkandan gelecektir


sevgiler

2 Nisan 2007

İRMİK İLE UN

Bir gün bir irmik varmış. İrmik den kaç çeşit tatlı olurmuş, kandillerin baştacı imiş, marketlerde kapış kapış olur, eksikliğinde sofralar ve komşular tatlısız kalırlarmış. Neyse ki o kandil akşamı, Kulübe ailesinin irmikleri varmış. O akşam irmik, kandil akşamında güzel tatlıların beşiği olmuş, kabul etmiş seve seve şekeri, yumurtayı, hatta bir parçası loru da kabul etmiş:) Sonunda çok güzel birer Şambalı tatlısı ile Lor tatlısı olmuşlar. Her biri farklı komşulara ikram olmuş, afiyetle yenmiş, enerji olmuşlar. O akşam Kulube'de bir misafir de varmış, dost Nazife'ye de ikram olunmuş tatlılardan. Kulube'nin hanımı arkadaşına Zeytinyağlı Biber ile Patlıcan Kurusu Dolması da yapıvermiş, çok sevmişler yemişler afiyetle... Arkadaşı ilk defa yemiş bu lezzetleri, o mutlu olmuş, böylece Kulubeli mutlu olmuş...

Neden bu şekilde yazdığımı merak ediyorsanız Punto Amca'nın Kek tarifini mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Yumurta ile şekerin baş döndüren valsi sizi hem gülümsetecek sonunda ise hüzünlendirecektir. Tarif benim çok hoşuma gitmişti, Punto Amca kadar yazı tecrübem olmasa da ben de içimden geldiğince en azından masalsı bir giriş yapmak istedim. Punto Amca gibi bütün tarifi masal ile verebilmeyi çok isterdim ama bu seferlik tariflerimi doğrudan vereyim. Çünkü paylaşacak bir sürü tarifim var:) Kulubeli mutfakta çalışmalara devam ediyor....

Önce Kandil için yaptığım tatlılar ile başlayalım, tatlı başlayalım tatlı konuşalım...

ŞAMBALI

Tarif Abdurrahman Cerrahoğlu'nun "Sofra Nimetleri" adlı kitabından...

Malzemeler:

  • 2,5 su bardağı irmik
  • 1 su bardağı şeker
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya

Şurubu için: 3 Su bardağı şeker, 2 su bardağı su, 1 tatlı kaşığı limon suyu

Yapılışı: Malzemeleri karıştırıp koyu bir kıvamda hamur elde edeceksiniz. Ufak bir dikdörgen ya da kare borcama hamuru yayın, üzerine soyulmuş bademler dizip, önceden ısıtılmış 160 derecelik fırına sürün. Bademim olmadığı için üstünü fındık ile süsledim. Fırında üzeri iyice yanıp pembeleşene kadar tutun. Fırından çıkınca şerbetini hazırlayıp dökün. Kek soğuk, şerbet sıcak olmalı.

İRMİKLİ LOR TATLISI

Bu tarif te Şambalı ile aynı kitaptan...

Malzemeler:

  • 500 gr Lor
  • 3 yumurta
  • 1/2 bardağı pudra şekeri
  • 1/2 su bardağı ince irmik
  • 1 çay kaşığı karbonat

Şurubu: 2 su bardağı şeker, 3 su bardağı su, 2-3 damla limon suyu

Yapılışı: Malzemeler karıştırılıp kurabiye şekli verilir. Hafif cıvık bir hamur oluyor, sizi şaşırtmasın, elinizde top şekli verip yağsız tepsiye dizip 160 derecelik fırında pişirinn. Fırından çıkan lor tatlılarının her birinin üzerinde ince bir şişle delikler açın. Ilık kurabiyelerin üzerine, şerbeti sıcak olarak dökün.

Bu tarifler ile birlikte evde ki irmik stoğunu tüketmiş oldum.

Zeytinyağlı Kuru Biber ve Patlıcan Dolması

Malzemeler:

  • 35 adet biber ve patlıcan kurusu
  • 4 su bardağı pirinç
  • 3 iri soğan
  • 1 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 yemek kaşığı kuru nane
  • 1 demet maydonoz
  • 1 çay kaşığı karabiber
  • 2 tatlı kaşığı tuz
  • 3 yemek kaşığı domates salçası
  • 1 limonun suyu
  • 1 tatlı kaşığı kırmızı pul biber

Yapılışı: Kuru biber ve patlıcanları kaynar suya batırıp kısık ateşte açılana kadar haşlayıp, süzün. Pirinçleri yıkayıp, içine soğanları doğrayın, diğer malzemeleri ekleyip karıştırın. Ben harcı çiğ olarak hazırlıyorum ayrıca kavurmuyorum ve çok lezzetli oluyor. Haşlanmış biber ve patlıcanları bu karışımla doldurup tencereye dizin, ağızlarını çok doldurmayın, pirinçler pişerken su çekip şişecektir. Tencerenin üzerine porselen bir tabak kapatıp hafif bastırın. Dolmaların üzerini kapatacak kadar sıcak su ekleyip suyu çekene kadar dolmaları pişirin. Bu sırada porselen tabak içinde kalsın. Böylece dolmalar pişerken dağılmayacaklardır.

Afiyet Olsun...

Eşimin bayıldığı çiçek ekmeğe geldi sıra, resmini Berceste'de görmüştüm. Evrenbal'a geçip tarifini aldım ve aynen uyguladım. Resimde göründüğünden en az iki kat daha büyük bir ekmek oluyor. Yumuşacık sütlü ekmek. Tarif için çok teşekkür ediyorum. Bir dahakinde çiçeğin etrafındaki yaprak sayısını Berceste gibi daha çok tutucam, daha ufak porsiyonlar için.

Haftasonu, özene bezene yaptığım diğer bir lezzet ise Paskalya Çörekleri idi... Birçok tarif arasından karar kıldığım tarif ile sonuç çok güzel oldu. Tarifi ilerleyen günlerde Paskalya akşamından notlar ile birlikte...

Bu çörekle birlikte de evimde ki un stoğunu tüketmiş bulunuyorum:)

29 Mart 2007

Mutfaktayım, Mutfakta!!!!

Epeydir yaptıklarımı yayınlayamadım. Birikti birikti ve hepsini bir yazıda aktarmak istedim. Hamileliğin ilk 3 ayını geçirince çok şey farketti bende, tembellikten kurtuldum, mutfağa yeniden alışmaya başladım ve işte ortaya çıkanlar... Yemek yapmayı hala pek sevmiyorum, zaten bu her zaman ki halimdi. Fırınım ve ben daha çok anlaşıyoruz:)
Etaminde ki gibi bir kuzine sobaya sahip olmayı çok isterdim:) Hayal ediyorum sadece... Kuzine fırınım ve ben çok mutlu olurduk, yemek ve kek kokuları evin her köşesine yayılırdı, ve daha bir keyifli olurdu sanki kek pişirmek... Ve bir kedi olmalı, sobanın yanıbaşına kıvrılan, kestane de pişirmeliyim, patates de atmalıyım fırına, üstünde çayım da kaynamalı, yemeğim de pişmeli, babaannemin çöreklerinden de yapmalıyım. O kadar çok torunum yok ki çıkan çörek tepsisi anında boşalsın yerine yenisi dolsun. Bir tepsi boşalsa da yeter benim için...
Kalorifer petekli evlerimizde bu güzellikten mahrum yaşıyoruz. Elbet bu durumun da artıları çok fazla, evin her köşesi sıcak, sular sıcak akıyorken bilmiyoruz, soba yanan odadan çıkınca üşümeyi, ya da soğuk sularda bulaşık yıkamanın zorluğunu... Ama buna rağmen bir kuzine soba istiyorum, hem de çok. Çocukluk anılarını yeniden yaşamak için belki de... Bir tepsi çörek pişirip mutlu olmak için...

Bu hayali bir kenarda tutalım, esas konumuza gelelim, işte fırından yeni çıkmış elmalı pay, bu payı yaparken Sevgili Ferhan'dan etkilendim. Onun yaptığı gibi üstünü hamurla kapattım ve çizikler attım. Sonuç ise çok lezzetli, ağızda dağılan harika bir elmalı pay.

ELMALI PAY

    Malzemeler:

    Hamur için:

    • 2 yumurta
    • 1 su bardağı şeker
    • yarım paket erimiş margarin( 125 gr)
    • 1 paket vanilya
    • 1 paket kabartma tozu
    • Aldığı kadar un

    Elmalı Harç İçin:

    • 3 elma rendesi
    • 1 tatlı kaşığı tarçın
    • Yarım su bardağı şeker

    Yapılışı: Hamur malzemelerinden önce şeker ve yumurta çırpılır, erimiş margarin, vanilya katılır, hamur kabartma tozu ile birlikte aldığı kadar un katılarak yoğrulur. Hamur ikiye bölünür, bir kısmı tart kalıbının tabanına yayılır, diğer kısım ise merdane ile açılarak üstüne kapatılmak üzere ayrılır. Elma rendeleri tarçın ve şeker ile ocakta çok az pişirilir(suyunu çekene kadar). Tartın içine konur, ve kalan hamur üstüne kapatılır. 180 derecelik fırında üstü pişene kadar tutulur. Afiyet olsun.

    Bu tarif fikir olarak değil tamamen Ferhan'a ait, Benim yaptığım tek fark, böğürtlen yerine çilek sosu kullanmak oldu. Minik bir kavanoz çilek reçelini üstüne boca edip, hindistancevizi ile süsledim:) Çilek reçelinden dolayı biraz fazla şekerli oldu:) Siz Ferhan'ın sos tarifinden şaşmayın derim:)

    Bu börekler Mercimekli, eltimin yaptığı böreğin tarifini daha önce site de vermiştim. Bir ziyaretçi bu börekleri yapıp çok memnun kaldığını belirtince börekleri ben de denemeye karar verdim. 2 tepsi böreğim oldu. Hepsini tüketemediğimizden bir kısmını buzluğa kaldırdım. Acil durumlar için saklıyorum:) Yeşil mercimeği ağzına sürmeyen eşim bile bu böreklerden yedi. Çok şaşırdım. Eşim'in ağzına sürmediği yeşil mercimek, benim ona yaptığım ilk yemekti, pek aç değilim diyerek o vakit yememişti:) Hiçbirşey seçmeyip yiyen eşimin tek yemediği şeyi bulmuş ve iki çeşit yemeğini yapmıştım o vakit hiç unutmuyorum:) Yeşil mercimekli erişte yemeği ile mercimekli bulgur pilavı idi:)
    Mercimekli börek tarifi için burayı tıklayın:)
    Fotoğraflar için kusura bakmayın, esas makinemizde bir süre arıza olup, tamire gittiğinden bunları eski makine ile çekmek zorunda kaldım.

    Veee benim kurtarıcım, pek çabuk yapılan, pratik brownie

    Mikrodalga'da Brownie

    Tarifi Devletsah'a ait, en fazla 15 dakika da kekiniz hazır, 5 dakika keki çırpmak için, 10 dakika'da pişirme süresi... Tarifi'ne buradan ulaşabilirsiniz. Bu tarifin dışında 3 adet çok güzel brownie tarifi daha var Devletşah'ın, hepsi çok pratik, ilk fırsatta denenecekler arasında duruyor.

    Bugün özel bir gün, hepimizin Mevlid Kandili mübarek olsun, bu gece yaptığınız hayırlar ve dualar kabul olsun. Bir kandil geleneği olarak bu akşam tatlı (en çok da helva) yapıp komşulara dağıtmak istiyorum. Bu güzel geleneği yaşatalım...

    26 Mart 2007

    PINARCETAMİN:)

    Herşey Sanem'in bir blog açması ile başladı. Sayfasını her ziyaret edişimde artan bir hevesle etamin yapmak istedim. Eklediği yeni modellere bayıldım. Ama bir türlü başlayamıyordum bu işe, biri beni yerimden kaldırmalı, git ve gereken malzemelerini al demeliydi. Onu da Berceste dedi:) Sanem'in modellerini önce renkli çıktıdan aldım, düştüm Eminönü yollarına...
    Berceste'nin verdiği bilgilere göre 8 numara iplik ve orta genişlikte etamin alacaktım. Önce iplik telaşı başladı. İplikleri alıp, kumaş almaya yöneldim ama o da ne; orta genişlikte ki etamin ortadan silinmişti. Kimse satmıyordu artık, tek çeşit vardı, o da iri etamindi. Kumaşçıda oturuldu, iplikler çıkarıldı ve kumaş üzerinde nakış testi yapıldı, içim çok elvermese de mecbur deyip alındı. Eve dönüp heyecanla başlandı ama hayır birşeyler yanlıştı işte. Hemen Sanem'e mail yazıldı. Gelişmelerden haberdar edildi. Sanem daha görmeden kumaşın yanlış olduğunu anladı ve devam edilmemesi gerektiğini söyledi. İyi ki de yol yakınken dönüldü.
    Üstüne üstlük iplikler de yanlıştı. Alınan ipi 3e bölmek imkansızdı. Ama DMC ipleri bölünüyordu. İplikçi dükkanına kocaman yazı asmıştı. "İplik iade ve değişimi yapılmaz" :((
    Geri de götürülemezdi.
    Berceste yardıma koştu, kumaş için bulunabilecek bir site adresi verdi. Üstelik online satışta vardı. Ama bu kumaş neden bu kadar pahalı idi. Çünkü ithal geliyordu. Bir kumaş ve iplik ülkesi olan memleketimizde üretilmiyordu bu çeşitler ne yazık ki...

    Aradan çok geçmedi ki Sanem'den bir paket geldi. Yanlış duymadınız evet dünyanın öteki ucu Amerika'dan bir paket. İçinden gerekli kumaşlar, iplikler ve de harika bir kitap. Üstelik etaminin inceliklerini daha yakından görebilmem için de işlenmiş küçük bir parça ile minik bir mektup... Paketi alıp işten eve nasıl heyecanla geldiğimi biliyorum, ne kadar çok mutlu olduğumu ve bir solukta ilk modeli işlediğimi...
    Sanem bu işe başlarken yaptığım bütün yanlışlıkları düzeltecek, beni tekrar etamin yapmaya teşvik edecek ne varsa yaptı. Bıkıp usanmadan maillerime cevap yazdı. Gönderdiği paketle beni dünyanın en mutlu insanlarından biri yaptı.

    Kendimi öğrencisi kabul edip işlediğim bu ilk modeli ona ithaf ediyorum...
    Bu arada etamin işlemek göründüğü kadar kolay değilmiş hiç:) Kumaş delikleri daha küçük ve bol renk çeşidi olunca, iğneyle kuyu kazmaya benziyor desem çok yanlış olmaz:)

    Ben bu resimde ki kızları çok sevdim. Çok hamaratlar, her gün başka bir iş yapıyorlar. Mevsimler değişiyor, onlar kıpır kıpırlar... Kendi kızlarım olarak kabul ettim onları :) Aman da kızlarım bugün ne pişirmişler mutfakta... Biri börek hamuru açmış, diğeri de elmalı pay pişirmiş.

    Bakalım bir sonraki sefer ne iş yapacaklar...

    20 Mart 2007

    HINKAL

    Kurban olem et hınkalın adına
    Doymah olmaz lezzetine tadına
    Bir kez olup ataş vurun oduna
    Çoh çetindir beklemesi hınkalın
    Kurban olem hınkal yapan ellere
    Çoh çetindir beklemesi hınkalın...
    Üstüne şarkı yazılan bir yemeğin yapılışına tanıklık edip bir de üstüne afiyetle yiyebilen şanslılardan idik eşimle. Ahıskalı arkadaşım Nazife'nin İstanbul ziyareti sırasında bize yaptığı yöresel Hınkal yemeğinin tarifini verirken epey dikkatli de olmam gerekiyor. İnce ayrıntıları o kadar çok ki...
    Bir Gürcü yemeği olan Hınkal için maharetli ve çabuk eller gerekiyor. Nazife bunu tek başına 2 saatte yaptı, o aşçı ben de yamağı oldum:) 2 saatlik uğraşın sonunda 6 kişilik Hınkal çıktı. 3 kişiliğini biz yedik, kalanını da ertesi gün haşlamak üzere kaldırdık. Bana kalsa daha fazla yiyecektim ama neyse ki beni durdurdular. İnsan doyduğunu belli bir süre geçtikten sonra anlayabiliyor ancak:)
    Hınkalı yedikten sonra yeşil çay içilmesi gerekiyormuş, bizde öyle yaptık, esaslı yeşil çayımızdan demleyip içtik. Demleme dediğim de sıcak su dolu bardakların içine yeşil çay yapraklarından birer tane atıp 1 dk beklemekten ibaret, zaten yapraklar biraz fazla duracak olsa çok acı bir hal alıyor ve içilmesi zorlaşıyor. Bu çayı da Çinli arkadaşım getirmişti. Yazarken farkettim benim doğudan ne çok arkadaşım varmış diye. Üstelik üniversite hayatımın en samimi arkadaşlarıydı. Sanırım içlerinde ki güzelliği ve yabancı oluşun verdiği çekingenliklerini farkedip, özellikle onlara yönelmemdi bu kurulan arkadaşlıkların sebebi... En başta Nazife, Yu, Nur Murat ve Bedelbay, bu yazıyı okuyorlarsa onları ne çok sevdiğimi ve benim en iyi arkadaşlarım olduklarını söylemek istiyorum. Belki bunu söylemeye fırsatım olmamıştır, ya da ancak şimdi farkediyorumdur onların hayatımda ki yerlerini...

    Hınkal yemeğini tarif edecekken bu konuya neden girdim bilemiyorum. Ama işte bu yüzden günlük sayfamı çok seviyorum. Tariflerin arasına anılarımı ve günlük yazılarımı serpiştirebiliyorum dilediğimce...
    HINKAL
    Malzemeler:
    • 400 gr koyun kıyması (sinirsiz)
    • 4 baş iri soğan
    • 3 su bardağı un
    • su
    • tuz, karabiber
    • 5-6 diş Sarmısak

    Yapılışı:

    Mantı hamuru yapar gibi su, 2 çay kaşığı tuz ve 3 su bardağı un ile hamur yoğrulur. Bu hamur dinlenmeye bırakılır. Üstü kurumaması için bir kapakla kapatılır. 10 dk dinlendirilir.

    Bu arada soğanlar çok ince olacak şekilde doğranır. Üzerine karabiber ve 2 çay kaşığı tuz katılarak yoğrulur. Koyun kıyması da katılır, karıştırılır.

    Dinlenen hamur tekrar resimdeki gibi etrafına un serperek yoğrulur. İkiye ayrılır. 2 yumak yapılır, dinlenmeye bırakılır. Üstü kapalı olarak 5 dk dinlendirildikten sonra ilk yumak, mantı hamuru gibi ince bir şekilde açılır. Mantıdan daha büyük olacak şekilde 5x5 cm eninde kareler kesilir. İçlerine hazırladığınız kıymalı içden bırakılır. Sıra geldi kapatma şekline buraya dikkat... Resimde ki gibi karenin köşeleri ortaya gelecek şekilde üstten büzülen bohça gibi olacak ama bir içeri bir dışarı hareketi ile kenarlar birleştirilecek. Mantıları un serptiğiniz bir tepsiye dizin, altları yapışmasın ki kolayca şekilleri bozulmadan kaynama suyuna atabilesiniz.

    Mantılarımız hazır, sıra geldi pişirmeye...
    Büyükce bir tencerenin yarısından çoğunu su ile doldurarak kaynatın. 2 çay kaşığı tuz atın. Tuz miktarı size fazla gibi gelebilir ama bu yemeğin özelliği bu imiş, yerken hiç de tuzlu bir tat hissetmedik. Ama dilerseniz tuzu siz azaltın yine de. Ama yemeği yedikten sonra hem sarmısak hemde tuzun etkisiyle susatıyor, yeşil çay içilmesinin sebebi de buymuş. Yeşil çay, fazla su içirmiyor ve böylece yemekle birlikte içilen fazla su şişkinlik vererek rahatsızlık vermiyor.

    Kaynayan suyun içine mantıları atın, çabucak pişip su yüzüne çıkıyorlar. Su üstünde de 3-5 dakika kadar durduktan sonra süzgeç kepçe ile alın. Tabaklara paylaştırın. Servis tabağı olarak geniş ama hafif çukur olanları tercih edin.

    Sarmısakları tuz ve karabiber ile ezin, minik kaplara paylaştırdıkdan sonra, haşlama suyundan ekleyin, sarmısak sosunuz hazır. Bizim bildiğimiz mantıda sarmısak ve yoğurt karıştırılır ama Hınkalde ayrı ayrı tutuluyor. Mantıları önce sarmısak sosuna sonra da yoğurda batırıp o şekilde yiyorsunuz. Kendimi bir çin yemeği yer gibi hissettim. Buharda mantıyı anımsattı bana.

    Nazife söz verdi bir dahakine buharda mantı yapacak bize ve daha adını unuttuğum diğer yöresel yemeklerinden:) Kim misafir kim evsahibi karıştı biliyorum. Bende kendi memleketimin lezzetlerinden biber ve patlıcan kurusundan dolma yapacağım.

    Farklı diyarların lezzetini tatmak çok güzel. Bir gurme gezgini olup tattığım lezzetleri gazete ya da dergilerde yazmayı çok isterdim.

    10 Mart 2007

    Pizza & Fındıklı Kurabiye

    Bu fındıklı kurabiyenin hikayesi var. Üniversite de yurtta kalırken, arkadaşımın annesi yapıp kızına hazırlardı. Arkadaşım da birer tane bize ikram ederdi. Bu kurabiyelerden daha sık yiyebilmek için o arkadaşla aynı oda da kalıyor olmayı dilerdim:) Bu kurabiyeler hafızamda o kadar çok yer ettiler ki, arkadaşıma bir şekilde ulaşıp bu tarifi istedim:) Oda annesinden alıp tarifi gönderdi sağolsun. Hemen o akşam işten gelip, tarifi uyguladım. Kurabiyeler birçok kişiye de nasip oldu. İlk testi yapan tabi ki eşimdi ve kurabiyelerin büyük bir kısmını tüketen de... Yurttayken arkadaşım bana kurabiyeden ikram ettiğinde sadece 1 adet alır, 2.sini isteyemezdim, içimden de kurabiyelerin hepsini yiyebilmeyi isterdim ama artık evlenip kendi mutfağımda her istediğimi pişirir duruma gelince kurabiyenin eskiden verdiği lezzeti artık alamadığımı gördüm. Eşim ve ikram ettiğim diğer yakınlarım kurabiyeyi çok beğendiklerine göre sorun kurabiye de değil, bende olmalıydı. En fazla 2 kurabiye yiyebildim, yaparken doymak diye buna diyorlar sanırım. Ama bu leziz kurabiyeleri başkalarına da tattırdığım için çok mutluyum. Yiyenlerin, lokmalarını gözlerini kapatarak ağızlarında çevirmeleri lezzetinin en büyük işaretiydi benim için...

    FINDIKLI KURABİYE

    Malzemeler:
    • 3 su bardağı un
    • 6 yemek kaşığı pudra şekeri(tepeleme)
    • 1 paket oda sıcaklığında margarin
    • 1 su bardağı kırılmış fındık
    • Fırından çıkınca bulamak için 3 yemek kaşığı pudra şekeri ile 1 tatlı kaşığı tarçın
    Yapılışı: Unu, pudra şekerini, fındık ve yumuşamış margarini yoğurarak elinize yapışmayan bir hamur elde edin. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp, yuvarlayarak yağlı kağıt serilmiş tepsiye yerleştirin. 170 derecelik fırında hafif pembeleşene kadar tutun. Sıcakken pudra şekeri ve tarçın karışımına bulayın.
    Afiyet Olsun.

    Kurabiyeyi yaptığım akşam, yemeğimiz de yoktu, bende pizza yapıverdim. Eltimlerle beraber 4 kişiydik ve artacağını düşündüğüm pizzayı komşuma ikram etmeyi düşünürken, koca tepsi pizzadan dilim artmadı... Bu sefer yaptığım pizzanın üstüne pesto sosu da ekledim. Ekmeğinin ince aynı zamanda lezzetli olması ve üstünün bol malzemesi bir pizzayı lezzetli kılan en önemli unsurlar...

    PESTO SOSLU PİZZA

    Malzemeler:

    Hamuru İçin:

    • 1 su bardağı süt
    • 1 su bardağı un
    • 1 paket yaş maya( 42 gr.lık paketler)
    • 1 tatlı kaşığı tuz
    • 2 tatlı kaşığı toz şeker
    • 1 su bardağı sıvıyağ
    • Aldığı kadar un

    Üstü için:

    • Evde olan malzemelerinize göre: Sosis, sucuk, mısır, domates, mantar, zeytin...
    • 1 yemek kaşığı domates salçası
    • 1 tatlı kaşığı pesto sos(hazır sos yok ise 1 yemek kaşığı kuru fesleğen)
    • En üstü için 300 gr kaşar rendesi

    Yapılışı: Maya, şeker ve tuz, ılık süt ve suyun içine bırakılarak erimesi sağlanır( mayayı elinizle ezin). Yağ eklenir, en son un eklenerek kulak memesi yumuşaklığında hamur yoğrulur. Hamur mayalanmaya bırakılır. 2 katına çıkınca yağlanmış tepsiye ince olacak şekilde yayılır. Bu hamur malzemesinden bir büyük ve bir de orta boy pizza çıkıyor. Ben ikinci tepsiyi yapmayıp bu hamurla poğaça yaptım. Bu tarif aynı zamanda poğaça ve açma hamurudur. Yağlanmış tepsiye dizilen hamurun üstüne salçalı-pesto soslu karışımı gezdirin. Bunun için 1 yemek kaşığı domates salçası ve 1 tatlı kaşığı pesto sosu içine iyice sıvı bir hal alana kadar su ekleyerek bir sos yapın ve sosu hamurun üstüne yayın. Sos kolayca yayılabilecek bir kıvamda olmalıdır. Evinizde olan malzemelere göre küçük parçalara böldüğünüz sosis, salam, sucuk, mantar, zeytin ve domates ile konserve mısırı hamurun üzerine yayın. Ben bu sefer sosis, sucuk, mısır ve domates kulandım. Kullanacağınız mantarları dilimleyip sularını çekene kadar tencerede yağsız pişirmeyi unutmayın. Yoksa pizzanın üzerine suyunu salacaktır. Hazırladığınız tepsiyi, önceden ısıttığınız 200 derecelik fırına sürün. Hamurunuz iyice pembeleşince fırını kapatıp rendelediğiniz kaşarı serpin. Kaşarlar hemen eriyecektir. Sıcakken servis yapın.

    Afiyet Olsun.

    8 Mart 2007

    KADINLAR GÜNÜNE ÖZEL GEÇ KALMIŞ BİR FİKİR & ELMALI-HAVUÇLU KEK

    Bugün 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü...
    Punto Amca çok güzel bir yazı ile anmış bu günü, özellikle beylerin bu günümüzü anmaları çok hoşuma gidiyor. Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'dan arkadaşlarım var ve bu günün ilk kutlamaları hep onlardan geliyor. Kazakistanlı arkadaşım anlattı. Okulda öğrenciyken Dünya Kadınlar Gününde kız öğrencilerin anneleri kurabiye, çörek, börek v.s. yapar. Sınıfta bunlar diğer arkadaşlarına ve tabi beylere de ikram edilir, bu şekilde kutlanırmış. Bu günde hanımlara çiçekler alınır, şımartılırmış. Bu kutlama geleneği ilk olarak Almanlar'da başlamış. Sonra Rus ülkelerine geçmiş. Çok isterdim bizde de bu şekilde kutlansın bugün. Beylere sözümüz yok, illa günümüzü kutlayın diyemeyiz onlara. Ama bu özel günü neden biz kendi aramızda kutlamayalım. Hem de bu şekilde bilgisayar başında değil de bu günde biraraya gelerek kutlayalım. Keşke çalışmıyor olup, gündüz bir ilkokulun boş bir sıfında biraraya gelebilseydik bugün. Yaptığımız kek, çörek, kurabiyelerle birbirimize ikramlar yapsak, Yerli Malı Haftasındaymış gibi eski günlere gidip, sıralarda güzel bir kaç saat geçirsek... Toplu düğün-sünnet törenleri gibi, toplu bir de tanışma şekli olurdu bu bizim için. En çok da bunun heyecanı olurdu üzerimizde. Sizlerle tanışıp görüşmeyi çok isterdim.
    İşte benim aklıma bugün bunlar geldi. Hayal ettim, çok hoşuma gitti, umarım seneye Kadınlar Gününde ya da o zamana kadar beklemeyip, pek yakında bu tanışma gününü gerçekleştiririz. Sanırım Cumartesi öğleden sonra olması herkese uyar. Aramızda bir öğretmen olur da bize boş bir okul-dershane sınıfı ayarlayabilirse ne güzel olurdu.

    Ne dersiniz İstanbul'da olan blog arkadaşlarım, bir cumartesi öğleden sonrası biraraya gelelim mi? Umarım, benim gibi seslenenlerin sayısı bir kartopunun çığa dönüşmesi gibi çoğalarak artar.

    Haftasonu yaptığım kek tarifini sizlerle paylaşmak istiyorum. Elmayı sizde keke ve kurabiyeye çok yakıştıranlardansanız bu tarif size göre. Ayrıca bol malzemeli kekleri sevenler için bu tarif. Tarif Oktay Usta'ya ait, ben tarifte ki damla çikolatayı çıkardım.

    ELMALI HAVUÇLU CEVİZLİ KEK
    Malzemeler:

    • 1 adet havuç

    • 1 adet golden elma

    • 1 fincan kuru üzüm

    • 1 fincan kırılmış ceviz

    • 1 çay bardağı çiçek yağı

    • 3 yumurta (tarifte 5 adetti)

    • 1 su bardağı toz şeker ( tarifte 1.5 bardak idi)

    • 1 paket kabartma tozu

    • Kek kıvamında alabildiği kadar un


    Yapılışı: Yumurta ve şekeri köpürtüyoruz. Havucu ve elmayı rendeliyoruz. Ben her ikisini de ayrı ayrı rondodan geçirdim. Rendelenmiş havucu ve elmayı yumurtalı şeker karışımına ekliyoruz. Cevizi, üzümü ve sıvıyağı da ekliyoruz. Kabartma tozunu, un ile karıştırıp, çok katı olmayacak şekilde alabildiği kadar un ilave ediyoruz. Yağlı kağıt serdiğiniz kek kalıbında 160 derecelik fırında pişiyoruz. Fırından yükselen nefis kokuya dayanamayıp keki hemen oracıkta tüketiyoruz:)

    Afiyet Olsun...

    5 Mart 2007

    MISIR ÇARŞISI VE MUTFAĞA ALIŞMA DENEMELERİM

    Artık şu tembellik durumunu yavaş yavaş üzerimden atar oldum. Gerçi hiç belli olmuyor, bazen yine tembellik tuzağına yakalanabiliyorum:( Ama özellikle mutfak denemeleri konusunda yeniden yol aldım diyebilirim. Haftasonu, eşimle büyük marketlerden birine gittik. Market içinde fırın bölümü de olduğu için mis gibi kokular yayılıyordu. Eşim kokuyu takip edip birbirinden güzel kek ve unlu malzemenin olduğu reyonu buldu. Gözleri parladı birden. Uzun zamandır evde bu tür şeyler yapmadığım için artık ümidi kesmiş olarak, "Pınar, şu keklerden alalım mı" dediğinde birden eski günlerime dönüverdim. Pınar kendine gel, yeni bir kek tarifi deneme şansı önünde ve sen bunu yitirmek üzeresin. Tabi eşime engel olmak için, "Canım ben sana evde bunun aynısından yaparım" dedim:) O da yapacağıma güvenip sağolsun beni dinledi. Bizim kulübe'de hazır kek almak da ne demekti. Hürriyet Gazetesi'nin Pazar günü eklerinden Oktay Usta'nın tariflerinin birinde karar kıldım. Mis gibi elma, havuç ve üzüm kokan, üstelik cevizin lezzetini kattığı bir kek tarifi idi. Tam eşimin sevdiği gibi bol malzemeli.

    Tarifini bugün yarın yayınlarım.
    Cumartesi günü iş çıkışı uzun zamandır gitmediğim Eminönü'ne gittim. Arabayı bırakıp, otobüse atlayıp gittim, eşimle mısır çarşısının önünde buluştuk. Ne rahatmış böylesi. Zaten bu yüzden uzun zamandır erteleyip duruyordum gitmeyi. Kuru erik, kuruyemiş, ve hurma çeşitlerinden aldık. Birde Namlı'ya uğrayıp turşu ve zeytin çeşitlerinden.. Pazar kahvaltısına çok şey kattı. İşte size Mısır Çarşısı'ndan bir tezgah... Fotoğrafı büyütür iseniz, fiyatlarını görüp markettekilerle kıyaslayabilirsiniz:) Ama Mısır Çarşısından almanın tadını kıyaslayamazsınız, çünkü ölçüşülmez...
    Mısır Çarşısında satılan bu rengarenk lambaların fotoğrafını da sizinle paylaşmak istedim.
    Birde bu iki dostunkini:) Kediye daha dikkatli bakarsanız, çok arabesk bir duruşu var. Arkasındaki posteri nitelercesine:))

    Geçen hafta bir de pasta denemem oldu. Eşimin babasının doğumgünü için. Kendi uyguladığım bir tarif. Kedi dili bisküvilerini vişne suyu ile ıslatıp bir sıra tepsiye dizdim. Pasta kreması hazırlayıp aralarına sürdüm, Bir kat da ortalarına vişne serdim. Tekrar kedi dili bisküvisi ve en üste krema...