Eskiden msn.space de hep haftasonlarımı anlatırdım. Blog alemine geçtim geçeli nerede duracağımı şaşırdım. Kendi günlüğümü bırakıp yemek günlüğü yazmaya başladım. Bir eksiklik duyuyordum bununla ilgili. Bu yazı ile birlikte biraz olsun rahatlayacağım:) Çünkü haftasonu yaptıklarımı anlatacağım:)
Yazıya cumartesi ile değil, pazar ile başlamak istiyorum.. Çünkü cumartesi yine iftar davetim vardı ve yemek işlerine girmek istemiyorum şimdi hiç.. Biraz bekleyin:)
Pazar günü sabah eşimle birlikte çıktık evden. Onun şirketine gittik önce. Hava kapalı ve yağmurluydu. Pazar gününe ait tek fotoğrafı şirkette onu beklerken çektim. Kabataş sahillerine lüks bir titanik gemisi yanaşmıştı.. Resimde göründüğünden çok çok daha büyük.. Cep telefonum ile ancak bu kadar çekebildim uzaktan. Havadaki bulutlardan anlıyorsunuzdur kapalı havayı..

AIDA'nın kimbilir kaç yolcusu vardı. Muhtemelen İstanbul'u geziyorlardı bir çoğu..Şirketin terasına çıktım, manzara dahada güzeldi ve bu fotoğrafın daha güzelini orada çekebilirdim ama yanıma sadece kitabımı almıştım. Hava çiselediği içinde hevesim kırılıp tekrar ofis katına döndüm.. Gazeteleri okudum uzun uzun. Sonra havanın soğukta olmasına aldırmadan şemsiyem yanımda ceketim de olmadan yola çıktım. Beşiktaş'a kadar yürüyüp kendime bir şal almaktı amacım.Şu yalancı kaşmir olanlardan:)
Kendimi o kadar dertsiz tasasız buldumki.. Elimde şemsiyem salına salına yürüdüm.. Tek sorun havanın soğuk olması idi ve ceketimi yanıma almadan yola çıkmış olmamdı. Ve çok ilerlemeden Kabataş parkında şal satan bir çocuğa rastladım bile.. Onun amacı turistlere satmaktı ama ben onun için sürpriz oldum sanırım:) Birazda pazarlık yaparak şalımı seçtim.. Bu sefer şalıma sarılarak daha bir sıcak ve keyifle yürüdüm Beşiktaşa.. Kolkola sevgilililer, benim gibi tek başına yürüyenler.. bir ağaç kenarında uyuyan bir köpek, kendi kendini temizlemeye çalışan bir kedi..Buluşmasına koşa koşa yetişmeye çalışan birileri.. Martılar, Vapurlar, İşportacılar.. Sonra Çok değişik bir çift kuş gördüm.Serçenin büyüğü idi.Aklıma Berceste geldi:) Zaten blog alemi aklımdan çıkmıyor.. Bütün bu manzaları keyifle seyrettim. Foto çekmek geldi bloga eklemek için ama rahat ol Pınar dedim. Yürüyüşün keyfini çıkar, eminim blog arkadaşlarında böyle yapmanı isterlerdi.. Onlara elinden geldiğince bu manzaranın güzelliğini anlatırsın dedim kendi kendime..
Yol boyunca ayrıntılara keyifle dikkat ettim.. Özlediğim Beşiktaş'ta sakin bir pazar gezisi yapmak çok güzeldi.. Bütün kıyıyı köşeyi gezdim. Alkım kitabevine girip bir kitap aldım kendime.. Beşiktaş çarşısını iyice bir dolaştım.. Yedi-sekiz fırınının önünden geçtim.. Kartal heykellerinin önünden.. Yeni açılan bir züccaciye ye girip mutfak malzemelerine baktım uzun uzun..
Ve yolda yürürken şalımın defolu olduğunu farkettim:) Ama bu keyfimi hiç bozmadı bile.. Geri dönüş yolunda nede olsa görürüm dedim aynı çocuğu, göremesem bile sorun değil.. Kitapçıdan çıkıp geri dönüş yoluna geçtiğimde güneş çıkmış, hava fazlasıyla ısınmıştı. Sabahki havadan eser yoktu.. Çok uzun zamandır bu kadar yürüyüşü bile yapmadığımı farkettim. Ve kendime şaşıyorum. Bu kadar hareketsizlikte bile nasıl kilo almayıpta zayıfladım.. Çabuk doyan midem sağolsun:) Birde sanırım bu kilo alma gibi bir derdi kafamda taşımadan dilediğim gibi yemekten geçiyor. Hatırlıyorum üniversitede kilo aldığım vakitler habire diyet yapmaya çalışır dururdum. Kafamda sürekli kilo alacağım korkusu vardı ve böreklere tatlılara uzak kalmaya çalışırdım. Oysa şimdi korkmadan yiyorum ama kilo alma gibi bir düşünceyi kafamdan sildiğim için beynim bu kadar yeter tadını aldın deyip hemen durduruyor beni.. Babamın bir sözü vardı:)Tabi söz babama ait değildi ama o söylerdi sık sık:)
Yemek için yaşamamalı, yaşamak için yemeli diye.. :) Bu ilkeyi unutmamak gerekiyor ama yemeğin de bir zevk işi olduğu kesin.. Yemeği az bile yesek zevkle yemek bambaşka keyif katıyor.
Ben haftasonumu anlatıyordum bu konu da nereden çıktı:)
Neyse demiştim şalımın defolu olduğunu farkettim diye.. Geri dönüşte benim şalı aldığım çocuğu göremedim ama bi başka çocuk daha vardı. O sağolsun değiştirdi benim şalımı. Bu çocuklar beni şaşırttı gerçekten. İkiside efendi çocuklardı.. Hem bu seferki şalımın rengini daha da beğendim. İlki siyahtı bu bordo renginde.. :) Think positive..
Şirkete döndüğümde eşimin işleri hala bitmemişti. Bende yeni aldığım kitabıma bakındım. Halen okuduğum kitabı açtım ama o kadar bir uyku bastırdıki.. Oturduğum yerde uyuyaklamışım. O kadar tatlıydıki, yürüyüşün verdiği beden yorgunluğu ile uyumak..En son bir ses ile uyandım. Ağzım açık horlamaya başlamışım:) Kendi sesimede uyanıverdim:)
Gazap Üzümlerini okudum epey.. İlk 50 sayfasında kitaba ısınamamıştım.. Ama şimdi anlıyorum neden bu kadar tavsiye edildiğini. Gerçekten güzel bir kitap, bir klasik olmayı hakediyor..
Sonra saat 5e geldi, evimize döndük, ve iftarımızı yaptık. Önceki gün iftar sofrasından bir sürü yemek, salata,zeytinyağlılar, tatlı ve hoşaf vardı. :) ve ben güzel bir yürüyüş yapmış olmanın verdiği mutlulukla da güzel bir akşam geçirdim. İkea'dan alıp köşeye atılan mumları açıp yaktım.. Onları seyrettim.. Gülümsedim..