17 Ocak 2014

ABANT GÖLÜ- BEYPAZARI

Bu gezi yazilarimizin devamini getirmeyi artik ummuyordum. Uzerinden aylar gecti cunku... Ama guzel bir takipcimin yorumuyla tamamdir yarin yazacagim dedim. Once gecmis gezi yazilarimi okudum. Mutlu oldum. Tekrar o anlara dondum. Belki de o anin icindeyken oldugumdan bile daha mutlu oldugumu hissediyorum fotograflara bakip da notlarimi okuyunca. Cunku yazilar, fotograflar tereddutsuz bir mutlulugun habercisi, anin icindeyken yeterince belki farkedemedigim... Yazma istegim daha da guclendi bu yuzden... Ve ertelemeden klavyenin basina gectim iste boylece...

Son gezi yazimi yarim birakmistim. 4 gunluk bir gezinin ilk iki gununu yazip kalani iki gununu es gecmistim. Firsat olmamisti yazmaya...
23 Nisan tatilini firsat bilip cikmistik bu geziye... Ilkbahar mevsiminde bu dort gun icinde 4 mevsimi de yasadik. Once sonbahar sonra kis ardindan ilkbahar ve yaz... Sonbahar kismi Mudurnu ve Goynuk de idi. Kar yagisina yani kis mevsimine rastlayisimiz ise Abant da oldu. Evet oralara gitmisken geri duramazdik Abant dan. 17 km uzaklikta idi Mudurnu ya sadece...Kisa da olsa gidip halini hatrini sormamiz gerekirdi. Ve simdiye dek hep Istanbul uzerinden gittigimiz Abant a bu kez Mudurnu uzerinden gittigimizden bambaska harika bir guzergah bekliyordu bizi... Bu guzergahta tepeden Abant a inerken bizi kar taneleri karsiliyordu. Billur gibi agir agir ucusa ucusa dusuyorlardi.


Daha once kizak kayilan mekanlarda artik piknikciler vardi hava ne kadar soguk olursa olsun... Arabadan fazla inmemeye calisarak yolumuza devam ettik.

Artik istikamet Beypazari diyebilirdik. Aksam konaklama ise Eskisehir de olacakti.

Beypazarina buyuk umitlerle gittigimi itiraf edeyim. Cok methedilmisti cunku gidenler tarafindan. Ama ayni frekansi yakalayamadim ben Beypazari ile Mudurnu ile yakaladigimiz, Goynuk ile yakaladigimiz o guzel frekansi... Cunku karsimizda buyuk bir ilce vardi. Neredeydi bu tarihi yerler, bulmak zor oldu, o kadar kucuk kaliyor ki ilcenin ortasinda bu yer, bulsaniz da arabanizi park edecek yer bulamiyorsunuz. Bulsaniz da buranin maalesef kaba saba otopark gorevlisi ile muhatap oluyorsunuz. Anadolu insanimin tanimina uymayan bir sahisi oraya koyan yetkilileri yeniden dusunmeye cagirmali. Bir turist geliyor ve karsilastigi ilk deneyim park etmekle ve buranin gorevlisi ile ilgili sorunlar.

Beypazarina iyi ki fazla vakit ayirmamisiz gezi planimizda dedim. Beypazarini meshur eden sokaklarda yurumeye basladik nihayet, keske Beypazari sadece bu kucuk mahalleden ibaret olsaydi. Geri kalan kismi ile o kadar uyumsuz ve alakasiz ki cunku... Hic yakismiyorlar birbirlerine...

Beypazarina gidip de en memnun kalacaginiz kisim midenizin bayram etmesi olacak sanirim. Beypazari kurusuna siz de bizim gibi bayiliyorsaniz, keyiften dort kose olacaksiniz daha firindan yeni cikmis, miss gibi tereyagi kokan sokak boyunca ilerlerken sagdan soldan esnaf size iceri cekmek icin surekli kuru ikram ediyor olacak sicak sicak... Beypazari demek havuc demek bu da sokak boyu havuc suyu satilmasi demek oluyor tabi,



Beypazari kurularindan yiye yiye devam etsek de buradan yemek yemeden yola cikmayalim dedik. Iyiki de oyle yapmisiz. Sokagin sonunda yemek yedigimiz unlu mekanin adi C harfi ile basliyordu sanki onu hatirliyorum:) Gezi yazisini 9 ay sonra yazmanin sakincalari iste :) Eski bir tas konakta  idi. Bu fotograf mekanin icinden, biz hava gunesli olunca disarda oturduk ama icinde de cok guzel odalarda yemek yeme imkani var. Hanin eski havasini solumak icin bu odalarda da yemek yenilebilir.
 

Yedigimiz her yemek cok lezzetliydi. Sarmasi bu vakte kadar yedigim en lezzetli sarmalardan idi. Sarma degil dolma diye geciyordu. Pilaviyla birlikte unlu olmakta hakliymis.


Yedigimiz 80 kat baklavanin da tadini methetmem lazim. Satilan iyi bir yerden almadan donmeyin. Her yorenin baklavasi unlu ama Beypazari bu unu haketmis gercekten.


Anadoluyu gezmeyi son yillarda cok ama cok sevmeye basladim. Eskiden yurticinde gezecek yer yok yurtdisinda hep suprizler karsiliyor bizi derdim ama artik yurticinde gezerken icim farkli isiniyor kayniyor vatanima... Artik yurtdisinda olmamin da bunda etkisi var. Amerida vatandan millerce uzaktayken cok daha kiymetli her bir kasaba koy benim icin. Istanbul u ozlemiyorum ama garip bir sekilde. Anadoluyu, gercek Anadolu insanimi ozluyorum. Bu fotografa bakmak icimi isitiyor benim...



Beypazarinda guzel manzaralar vardi yukarlara dogru cikmayi basarirsaniz, arabayla bir hayli zor cikiliyor bastan soyleyelim. Sizi guzel manzaralar karsiliyor olacak... Cocuklar...


Anadolu cocuklari da bir baska renk katiyor memlekete...

Beypazarinda son olarak Hidirlik Tepesine cikip tepeden sehri seyrettik. Artik yonumuzu Eskisehir e hayran oldugum sehre donme vaktiydi... Aksam iniyordu Anadolu ya...

30 Ekim 2013

İnce Pizza Nasıl Yapılır?

Son iki üç haftadır epey bir deneme yaptım. Artık tarif bekleyen sayın instagram takipçilerim ve siz değerli blog okuyucularım önce bu işin birkaç sırrı ile başlayalım.


1) Mayalanan hamur mutlaka buzdolabında en az 1 saat beklemeye alınıp pişirmeden yarım saat önce dışarıya alınır. Varsa un serpilmiş döner bir tabla üzerinde ya da tezgah üstünde elle ya da oklava ile açılır inceltilir. Hamur ortaya toplansa bile siz eliniz ve oklavanız ile onu açılıp incelmeye ikna edin. 

2)İnce çıtır pizza seviyorsanız hamurda ki şekeri azaltın ya da tamamen çıkartın.
3) İnceltilen hamur ya özel delikli pizza tepsisinde yoksa da yağlı kağıt serilmiş tel ızgarada pişirilmelidir. Böylece pizzanız fırında olabilecek en yüksek ısıya hızla maruz kalacaktır. Bu da ihtiyacımız olan şey.

4) Fırın ısınız çok önemli. En yüksek kaç dereceye ısınabiliyorsa o ısıda pişirmelisiniz. 250 derece ise 250 derece. Amerikadaki fırınlarda 450-500F makbul.

Şimdi bir hamur tarifi paylaşmak icap eder:)
Birçok tarif denedim son vakitlerde. Maya paketinin arkasındaki tarif, bloglardan denemeler, Ekmek makinesinin kitapçığındaki tarif ve İtalyan kitap yazarların tarifleri... 

Sonuç olarak her tarif hemen hemen aynı kapıya çıkıyor. Pizza hamuru su, tuz, şeker(olmayadabilir), az zeytinyağı, kuru maya ve hafif ele yapışan bir hamur olacak kadar da un ile yapılıyor. 
Ama illa ki ölçüler belli olsun derseniz benim şaşmaz ölçüm ekmek makinesinin ölçüsüdür. 

Malzemeler:
1 cup su
1,5 tatlı kaşığı tuz
3 yemek kaşığı şeker
1,5 yemek kaşığı süt
1,5 yemek kaşığı Zeytinyağı
2 tatlı kaşığı Kuru maya
3 cup beyaz Un
Amerika da markette pizza için özel kuru maya buldum. Gerçekten bir harika. Onunla yaptığımda pizza hamuru çok güzel kabarıyor ve formunu kolay kolay kaybetmiyor. Diğer mayalarla hamuru açmaya başladığınızda kabarıklığı kaybolur, ama bu pizza mayası ne hikmetse havanın pizzadan kaçmasını engelliyor. 

Yapılışı:
Yukarıdaki malzemelerle 13 inclik yani yaklaşık 33 cm çaplı iki adet pizza çıkıyor. 
Ekmek makineniz varsa Malzemeleri sırayla makinenin haznesine koyup, 1.5 saatlik hamur (dough) programını çalıştırın. Süre sonunda hazneyi alıp buzdolabına bırakın.
El maharetiyle yapacaksanız da;
Mayayı suda eritip diğer malzemeleri katın. Hamurunuz az ele yapışır olmalıdır. Ekmek hamuru gibi. Üzerini bir bez ile örterek dışarda 1 saat kadar mayalandırıp buzdolabına alın. 

En az bir saat kadar beklesin. Bu süre iki güne kadar uzayabilir. Ve hatta buzlukta bir ay. Lakin elle açması zorlaşıyor bekleme süresi uzadıkça, oklava kullanmak gerekiyor. 

Hamuru buzdolabından çıkarıp un serpilmiş tezgaha ya da benim yaptığım gibi döner tablanıza alın. İkea da satılıyor. Ben iki adet edindim.
Hamuru ikiye bölerek her birini 33 cm(13 inch) olana kadar açın. Daha sonra açtığınız hamurunuzu pizza tepsisine(delikli oluyor) ya da yağlı kağıt serdiğiniz fırının kendi tel ızgarasına alın. 

Malzemelerinizi sermeden önce domates sosunu hamurun üstüne yayın. Diğer malzemelerinizi ve kaşar rendesini de serip, önceden fena halde ısıtılmış fırında kenarları hafif kızarana kadar, max 10 dk, da pişirin.


Afiyet olsun

Not: Hamuru daha geniş açıp dışarı taşan kenarlarının içine extra peynir kaşar bırakıp içeri kıvırırsanız çift peynirli pizzalarınız olur. Kenarları ısırdıkça peynirler çıkar, yiyenler deliye döner :) Cheddar peynir bırakmıştım ben..
















29 Ekim 2013

Cottage Cheese Pancake ( Lor Peynirli Pankek)

Az önce yaptım daha, soğumadan kendisi tarifini de yazayım istedim:)



Çocuklar için besleyici lezzetli bir tarif. Evdeki cottage cheese fazlalılığını değerlendirmek için ararken buldum tarifi. Kaynak Martha Teyze nin web sayfasıdır.

Malzemeler

3/4 cup beyaz un
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
1 yemek kaşığı toz şeker
1 iri yumurta
3/4 cup cottage cheese
2/3 cup süt
1/2 tatlıkaşığı sıvı vanilya( yerine 1 paket toz vanilya da olur)
Kızartmak için 6 yemek kaşığı kadar yağ

Yağ hariç diğer malzemelerle krep hamuru hazırlanıp 2 yemek kaşığı kadar yağ dökülerek ısıtılmış tavada arkalı önlü üstü puf puf delikli olana kadar pişirilir. 3 pancake çıkıyor. Her seferinde tavayı yeniden yağlamayı unutmayın

Arzuya göre yanında reçel bal ile tüketilebilir

Afiyet olsun

4 Ekim 2013

ÇİKOLATALI HİNDİSTANCEVİZLİ KEK

2012 senesine girerken hiç tahmin etmezdim, yeni bir eve taşınacağımızı, üstelik avrupa kıtasından asya kıtasına geçmek gibi radikal bir karar ile, vay vay vay... Ne cesaretliyiz be! Meğer bu daha devede kulakmış...

2013 senesine girerken de bilemeyecektim yeniden taşınacağımızı, üstelik memleketten fersah fersah uzaklara taaa Amerika ya!!!

2014 senesinden artık durgunluk bekliyorum. Lütfen biraz durulalım :)

Bizim oğlanın okula başlaması da Amerika ya kısmet oldu. Okula giderken beslenmesine takviye olsun, okuldaki menüyü sevmediği yiyemediği vakit aç kalmasın diye pişti bu kekcikler, aynı zamanda babamıza da destek işyerinde...  
Doğaçlama yapmıştım ama Çok beğenildi, bana da tarifi yazmak şart oldu. Devletşah ın instagramdaki fotoğrafına yazdığı yorum da bloğa dönmeme etkili oldu tabi. Haklı da bloğa niye yazmayayım ki...

Ve bu yazıyı bu tarifi Amerika'nın Houston şehrinden yazıyorum. 
 
Artık memleketten binlerce mil uzakta pişiyor keklerim, başka diyarlar başka bir ortam, herşey iyi güzel bir tek özlemekten korkuyorum. Sevdiklerimi, ailemi, memleketimi Özleyip mutsuz olmaktan... Kaçıyorum ondan bu sebepten... Hatta dile bile gelmemeli...

Tarif demiştim  
İşte tarif

Malzemeler:
3 yumurta
225 gr yumuşamış tereyağı( buradakilerden 2 stick ediyor)
1 su bardağı süt
1 cup tozşeker
40 gr kakao
1 çay bardağı hindistancevizi rendesi
1 paket hamur kabartma tozu
2 su bardağı kadar Un

Yapılışı: Hepsini karıştırım, sırasına hiç dikkat etmedim, en son un ve kabartma tozu koydum bir tek, muffin kağıdı dizdiğim kalıplara koyup buranın ısısı ile 355 F de pişirdim. 180 C ye karşılık geliyor.

Afiyet olsun

19 Temmuz 2013

YÖRESEL ESİNTİLİ BLOG DOSTLARI BULUŞMAMIZ...

Haziran ayında blog dostları buluşmalarında ev sahibi olma sırası bende idi... 
Konsept için önce fikrim "ortanca" idi... Ancak haziran başında bahçedeki ortancalar daha tam renklenmemiş olacaktı. Vazgeçtim ben de ortanca fikrinden...
Sonra doğa üzerine bir konsept olsun diye düşündüm. Köy havası olsun, tavuklar da var. Hatta konsept yumurta mı olsa dedim. Yumurtalar ile neler yapabilirim diye epey düşünüp araştırmalar bile yaptım. Derken sohbetler arasında ışık yandı bende ve dedim ki yöresel esintiler olsun konseptimiz... Eskiye Anadolu'ya dönelim. Menümüz yöresel lezzetlerden oluşsun....

İlk işim çeyizimi açmak oldu. Hiç kullanmadığım kaneviçe bezeli yatak takımlarım, yazmalar, el örmesi çoraplar vardı... Hiç kullanılmamış öylece bekleyen... Onları hayata döndürdüm...

Masa örtüsü ne olsun diye epey düşünüp en sonunda iki yatak kapağını dantellerinden birleştirip nefis bir masa örtüsü yaptık... Altına lacivert bir masa örtüsü serdim.

Annem bu kaneviçe örtüyü daha ben bebekken işletmiş. 30 yıllık yani. Pırıl pırıl...

Yazmaları nasıl kullanayım diye de uzun uzun düşündüm....

En sonunda hepsini  yıkayıp tabak içine bırakmaya karar verdim. Yıkandıktan sonra onların oyalarına kadar incecik ütülenmesi beni biraz yordu tabi :) Ama buna değdi... 
Soframın görüntüsü içime sindi. Herkese ayrı bir yazma bıraktım, renkleri birbirinden farklı olsun dedim. Bizim grubumuz gibi rengarenk olsun diye...
İsim ve yemek kartlarını da herkesin kendi  yazmasına göre ayrı ayrı hazırladım. Kim hangi yazmayı takacaksa isim kartı da yapacağı yemeğin kartı da aynı deseni içerecek şekilde ayarladım...

sofra17-ARM_2935


Rüzgarda sürekli uçuşan isim kartlarımız... 

33-ARM_2957  
  
Yöresel esintiler olacaksa menü de yöresel lezzetlerden oluşmalı değil mi? El birliğiyle şimdiye dek hiç yapmadığımız lezzetler çıkardık ortaya...
İşte soframız, menümüz...

39-ARM_2966 11-ARM_2923

Blog hanımları birbirinden lezzetli yiyeceklerle katıldılar. 

01-ARM_290815-ARM_292714-ARM_292613-ARM_2925 07-ARM_291906-ARM_291505-ARM_2914  

Münevver Abla lezzetli Humus dışında uğraşıp civciv şeklinde makaronlar yapmıştı yine lezzeti üzerinde... Makaronu şekilden şekle çevirmeyi ve ilkleri başarabilen bir üstad kendisi... Bilim adamı titizliğinde çalışıyor şahidim...04-ARM_2912

Bu lezzetlere ek olarak komşumdan Afyon yöresine ait Sıyırma, Annemden İçli Köfte ve benden Un Helvası geldi.

16-ARM_292912-ARM_292410-ARM_2922


Blog dostlarıma bir süprizim vardı. Menüye canlı canlı eklenecek el birliğiyle yapılacak bir lezzet, Anadolu'nun kalbinden GÖZLEME...

26-ARM_2949gozleme 


Odun sobasını, sacını, sofrayı, hamurunu, bezelerini, içini(pazılar bahçemizden) önceden hazır ettim. El örmesi çoraplarım burada devreye girecekti :) Her çorabın içine görev dağılımını yazıp ağacıma astım, çekiliş yapacaktık. 
Ve böylece Yasemin ve Müge yer sofrasına geçip bezeleri açıp gözleme haline getirdiler. Münevver Abla ve Neslihan pişirdi, Fadime yağladı. Ben de fırsattan istifade fotoğraf çektim.

gozleme3  
gozleme2
Bu arada ben de yöresel giyinmeyi ihmal etmedim. Mardin gezimizden aldığım şalvarım, Şile bezi üzerine işlemeli bluzum, Eskişehir'den aldığım kanaviçe işlemeli, boncuk oyalı yazmam... Bir de eski lastik ayakkabılardan bulaydım iyiydi :) 

ben 

O gün 9 yetişkin 9 çocuk&bebe vardı. İlk kez bu kadar çocuk&bebe biraradaydı buluşmalarımızda. Bizden sonra çorap çekilişine onlar devam etti, hamur yapıp açtılar:) 

coraplarvecan
cocuklar 

Grubumuzun en minik yeni üyesi katıldı o gün aramıza, çirkinler çirkini Cemre Hanım geldi:) Kırkı çıkmadan başladı o da gezmelere... 

cemre

Bizim buluşmalarımızda adet biliyorsunuz, eli boş dönmek yok, tam da Anadolu geleneği olduğu üzere...
Benim hediyelerim tavuklarımızdan yumurtalar, rengarenk saksılar içinde sümbül soğanları ve bahçeden marullar idi :) 

45-ARM_2978 44-ARM_2976

Bir sonraki yazım bahçemizde yetiştirdiklerim ve tavuklarımız üzerine olsun tamamdır:)

İPİN UCU ...

İpin ucu kaçtı...
Hem de göremediğim kadar uzak bir yerlere...
Koşsam belki yakalarım...
Ama koşmak hiç kolay değil... Kolay olsa bunca ay en azından bir yazı yazmaya fırsatım olurdu sanırım

O kadar çok konu birikti ki geçtiğimiz son yazımı yazdıktan sonra...
30 Nisan'da yazmışım en son bir gezi yazısı... Gezinin kalan kısmını yazamamışım bile...

O tarihten sonra ne çok gezdik...

Mardin, Diyarbakır, Midyat, Hasankeyf...
Unutulmaz keyifti hepimiz için...
Çocuklarla nasıl olur ki demiştik, ne güzel oldu...

Ve Geleneksel İsviçre-Almanya-Fransa gezimizi de yaptık yine Haziran ortasında...
Bu kez en uzun kalışımızı gerçekleştirdik 12 gün ile... Yine hiç görmediğimiz gitmediğimiz yerlere gittik. Bazen de görüp gittiğimiz yerlere gittik bir kez daha... Aynı gölde bir kez daha kürek çektik, bu kez İpek kız da vardı yanımızda, önceki gezide olmayan üyemiz...
3 otel değiştirdik, üç ayrı ülkede kaldık, 3 ev ziyareti yaptık...

Bu iki gezinin ortasında blog kızları bende buluştuk. Kendime uygun bir konsept yakaladım. Yöresel esintiler eşliğinde buluştuk. Odun ateşinde gözleme yaptık bahçede...

Ve en son ise İpek Kızıma bir doğumgünü yaptık, babamız gurbet ellerde olmasına rağmen o tarihlerde... 

Hangisinden başlasam anlatmaya bilemiyorum. Bir tarafta da yarım bıraktığım Beypazarı-Eskişehir gezimiz var daha... 

Bunların haricinde minyatür sebze bahçem var... Her elim dolu dönüşte mutlu olduğum...
Nimetlerini bizden esirgemeyen...


İpin ucu nasıl kaçtı...
Yaz geldi bir kere... Gezmeler çoğaldı. Can'ın okulu da tatil oldu haliyle... Bizim sitenin havuz sezonu açıldı... Sabah uyanınca ilk kelimesi "havı (havuz)" olan İpek kız bizi işten güçten alıkoyar oldu... 

İlgilenilmesi gereken bir bahçe ve tavuklar(kızlarım)...

İki katlı bir ev, temizliğine elimden geldiğince yardımcısız tek başıma koşturduğum...

Tüm bu uğraşının arasında bir dolu sıcak samimi komşu... Bahçe oturmalarının, çayların kahvelerin eksik olmadığı günler... Çocuklara bir sürü arkadaş, abla, abi...

Bunların üstüne iş için gurbete çok sık ve uzun çıkan bir koca... İki çocukla baş başa geçen haftalar... Ama beni yalnız bırakmayan komşularım, arkadaşlarım vardı. Bir de bahçem, tavuklarımız... Hep mutlu günler geçirdik, ne kadar şükretsem az...

Tek eksiğimiz bloğa yazı yazmak oldu... O yüzden arada instagram notumu ekledim. Beni takip etmek isteyenler en azından orada görebilsin diye kısa kısa notlarımı fotoğraflarımızı ekledim...

Ama o kadar zor geldi ki bana koca bilgisayarın başına bloğa yazı için geçip önce çektiğimiz onca fotoğrafı yüklemek, düzenlemek, elemek, yazıyı yazmak, yayınlamak... 

Bugün öğlen İpek uyuduğunda dedim artık kendime uyu sen de kızım, buna ihtiyacın var. Şu an çocuklar uyuduğu halde hala uyanık kalabilmiş ve yazı yazabiliyorsam bunun sayesinde...

Siz söyleyin ipin ucunu nereden yakalasam yukarıda yazdığım gibi bir dolu konu var yazılacak...

Ve bunun dışında çok daha başka haberlerim var size... Beni meşgul eden zamanımı aklımı alan bir başka heyecan... Eylül ayından önce de bol bol meşgul etmeye devam edecek... Ama buraya en son yazılacak...

Nereden başlayayım ve ben halen bilmiyorum...

Blog buluşmamızı anlatacağım karar verdim. İlk onun fotoğraflarını düzenledim çünkü:)









14 Mayıs 2013

Ben de instagramdayım artık :)

Aslında epey oluyor ama blogdan paylaşmak aklıma gelmedi. Hani iphone gibi akıllı telefonlarda kullanılan fotograf paylaşımına imkan sağlayan instagram kardeş var ya ona ben de üyeyim. Gezi notlarımı, bahçe ve hayat üzerine fotoğraflarımı sık sık paylaşıyorum. Bunları
Instagram üzerinden takip etmek isterseniz ismim @pinarmy
Beklerim :)

30 Nisan 2013

ESKİLERE DÖNÜŞ: MUDURNU-GÖYNÜK

Bir gezi programı yaptığınızda belli hayal ve beklentilerle yola çıkarsınız. Bazı yerlere ise hiç beklentiniz olmadan yol üstünde olduğu için gidersiniz. Ama beklentilerle gittiğiniz yer size çok hoş gelmezken o hiç beklentiyle gitmeyip sadece yol üzerinde olduğu için uğradığınız mekanlar çok çok çok ve çok daha fazlasını verir...

İşte Mudurnu ve Göynük bizim için böyle oldular... Osmanlı günlerinden kalma hallerini, eski Türk kasabası hallerini tüm orjinalliğiyle koruyabilmiş ender kasabalarımızdan...

İstanbul'dan yola çıkıp Göynük yollarına sapmadan önce köy yollarına sapıp biraz güzergahı değiştirelim dedik. İyi ki öyle yapmışız. Bize göre saklı cennet idi buralar. Yol boyu tam köy hayatı. Her evin yanında bir ahır, ahırın yanındaki gübreler üzerlerinde eşelenen etrafta gezinen tavuklar ve bir köpek. Leylak ağaçları da hep dikkatimi çekti. Ne kadar güzel bir sabahtı bu böyle...
Sonra bizi hayran bırakan o tepe... Biz İsviçre'deydik sanırım. Düzenli biçilmiş yeşil alanlar...
O ulu ağaç, soğuk hava... Burayı kaydettik GPS cihazımıza tekrar gelmek üzere havalar ısındığında iyice...

04-ARM_1214

Ve vardık böylece Göynük'e nasıl geldiğimizi bile anlamadan... En kalın montlarımızla indik arabadan. Güneş ısıttı içimizi, bir kıraathaneye daldık hemen. İçerdeki sobanın yanına doluştuk çoluk çocuk, çaylarımızı istedik. İçerdeki küçük kütüphane dikkatimi çekti. Meğer kıraathane demek kitap okunan yer demekmiş aslında. Kelime kökenine hiç dikkat etmemişim şimdiye dek. Bunu da öğrenmiş oldum.

Kolay değil dört çocuklu çıktık yola, bizim gibi çocuklu gezmeyi seven arkadaş çiftimizle beraber...
Sobanın sıcaklığında kahvaltımızı yapıp düştük Göynük Saat Kulesi yollarına.

01-DSC05192

Çıkar mıyız çıkamaz mıyız, yok çıkamayız iki çocuk arabasıyla, hadi yürüyelim bari biraz ara sokaklardan geçmiş olalım derken, hadi az kaldı şurayı da çıkalım derken tabi ki çıktık Göynük Saat Kulesine:) Meğer arabayla çıkılamazmış zaten bu kuleye... Yollar dar ve dik... Göynüğü tepeden seyrettik. Çıkması gibi inmesi de zevkliydi bu kez farklı yollardan... Cam önünde bekleyen  yaşlı teyzelerle sohbet ede ede...

21-ARM_1289

Göynükten ahşap oyuncaklardan almayı da ihmal etmedik çocuklara.
Ve tabi Fatih Sultan Mehmet'in hocası Akşemsettin'in türbesini ziyaret ettik son olarak. Hikayesini dinledik buradaki görevliden...

Şimdi yolculuk Çubuklu Gölüne sonrasında ise Mudurnu...

Çubuklu Gölü bizim için saklı bir cenneti bulmak gibiydi. Önce karşımıza çıkan Çubuklu Gölü Değirmenleri...

28-ARM_1423

Böyle bir yapıyla karşılaşacağımızı hiç bilmiyorduk bile...
Tablo gibiydi. Kendimi Türkiye'de değil başka bir diyarda gibi hissettim. Sonra o değirmenlerin yanına kadar gidebilir miyiz merakıyla başladık gölün etrafını dolaşmaya... Bir derenin içinde bulduk kendimizi ve devam ettik. Ya dere göl ile buluşup orada kalırsa arabamız fikri zihnimizin bir köşesinde hep heyecan yarattı durdu bize... Güzel bir anı oldu neyse ki bu yolculuk bize...
Gölün diğer tarafına geçmeyi başardık, değirmenlerin yanına kadar gittik arabayla ama yolumuz uzun daha Mudurnu var planımızda, üstelik hava çok çok soğuk... Arabadan çocukları indirmeden yol aldık Mudurnu'ya doğru ama Çubuklu Gölü gönlümüzün bir köşesinde yer bıraktı tekrar gelinmek üzere...

29-ARM_142830-ARM_1433

ve Mudurnu...
Geldik ki bir kalabalık bir kalabalık. Meğer pazar kurulurmuş o gün(cumartesi). Tüm köylerden geliyorlar tabi. Bizim kalacağımız otelin önü de pazar yeri olduğu için otele varamadık ve madem öyle etrafı dolaşalım yemek yiyelim diyerek arabayı park ettik. Biraz etrafı dolaşıp artık acıkan bünyeleri çocukları doyurmak için çarşıdaki bakkal amcanın tavsiye ettiği Mudurnu Piliç Restoran'a girdik. Bunun dışında kalacağımız Fuat Beyler konağının da yemeklerinin iyi olduğu söyleniyordu.
Yöresel yemek olarak mutlak ve de mutlak Kaşık Sapı denenmeli. Bence buranın esas yöresel yemeği budur. Bunun dışında Mudurnu Kebap yenilebilir. Salçalı ekmek üzerine köfte ve ızgara et ve tavuktan oluşan bir tabak geliyor. Onu da beğendik. Ama Kaşık Sapı en güzeli ve has yöresel olanıydı bence.

32-ARM_1438

Ev makarnasının bol tereyağı, ceviz ve keş peyniri ile servis edilmiş hali Kaşık sapı. Biz de pazardan bu kaşık sapının peynirini alalım bari derken meğer bizim yediğimiz restorana bu yemeği yapan hanım da alışveriş için orada değil miymiş. Kaşık sapı için hangi peynir diye sorunca hemen bana peyniri kendisi gösterdi tezgahçıdan önce. Kaşık sapının tarifini de verdi hemen.  Yedik çok beğendik dediğimizde de nerede yediniz dedi. Meğer Mudurnu Restoranının ve bir konak ismi daha verdi, o yapıyormuş evinde, gelip alıyorlarmış. Bir hatıra fotoğrafı çektirdik kendisiyle :) Ne kadar sıcak, candan, yardımsever ve güleçti. İşte yurdum insanı...

36-ARM_1475

Aldığımız peynirin adı keş. Yapıp tarifini sizlerle de paylaşırım buradan.

Akşam 7'ye kadar Mudurnu'yu, pazarını gezdik dolaştık. Artık pazar da kalkınca otelimize döndük. Burası eski bir konak. Mudurnu'da yeni modern bir otel yok zaten. Olsa da kalmayın. Bu konaklarda kalmadan buranın o güzelim havasını solumanız mümkün değil. Birçok konak var Mudurnu'da otel olarak işletilen. Ben neden FuatBeyler Konağını seçtim peki?

31-DSC05202

İnternette gördüğüm fotoğraflardan bütün yatak örtüleri, perdeleri dahi kanaviçe işlemeliydi de ondan:) Gelip yakından incelemek istedim.
Konağımız canlı bir müzeydi. İçeriye ayakkabıyla girilmiyor, ev terliği giyiyorsunuz. Biz bildiğimizden yanımızda getirmiştik. Getirmeyenler içinse konakta terlik mevcut. Dört günlük gezimizde en güzel akşamımızı bu konakta geçirdik. Odamızın yer aldığı ikinci katın ortasında yer alan bu sedirli salon uzun uzun sohbet ettiğimiz çocuklarla vakit geçirdiğimiz mekan oldu. Oradaki tepsi legoların yayıldığı tepsiydi:) O havayı solumak, kahvelerimizi o sedirde içmek kendimizi Fuat Bey gibi hissetmemize sebep oldu :) O katta sadece üç oda vardı ve diğer odada kimsecikler yoktu neyse ki. Böylece o katı sahiplenmiş olduk rahatça...

01-DSC05206

Dahası da vardı üstelik bu konağın. Nefisss köy kahvaltısı... Ömrümüzde o kadar lezzetli süt kaymağı yediğimiz sayılıdır. Daha sanki o sabah sütü kaynatıp kaymağını yapıp getirmişler gibiydi. Konağı işletenlerin kibarlığı efendiliği de çok başkaydı. Eski İstanbul beyefendiliği vardı orada...

Mudurnu'da tek gece kalacaktık, esas istikamet Beypazarı idi çünkü. Ama Mudurnu o kadar güzel izler bıraktı ki bizde... O sabah kahvaltı sonrası otelin arkasında yer alan dere boyu Mudurnu Sokaklarında yaptığımız gezintinin keyfini hiç unutmayacağız eminim.

39-ARM_1539
 
Derenin, üstündeki köprülerin güzelliği ayrı, Mudurnu sokaklarının evlerinin güzelliği ayrı, insanının güzelliği ayrı. Çocukların keyfi, mutluluğu ayrı...

38-ARM_1529 mudurnuoffroad

Hava soğuk ama temiz, soba kokusu var belki ama o kadar güzel geliyor ki bu koku bana...

41-ARM_1543

Mudurnu'dan ayrılmadan önce Yavuz Sultan Selim'in yaptırdığı camiyi ve hamamı ziyaret etmeyi de unutmadık. Hamama kaç kişi geliyor bilmiyorum ama o sabah sokaklarda kimsecikler yokken dahi buharlar yükseliyordu bacalarından...

Güle Güle Mudurnu...

Tekrar görüşebilmek dileğiyle...