14 Ağustos 2011

40.günü postaya verirken

NİHAYETİNDE!!!
Anne oldum olası 40 gün meselesi beni hep rahatsız etmiştir psikolojik olarak.
40 gün evden çıkmamak meselesi...
Başarabilenleri gerçekten takdir ediyorum. Bu çok büyük bir özveri, annenin çocuğu için yaptığı. Önemli olan bu özveri karşılığında annenin tatmin olması, rahat olması.
Özveri sonrasında daha da fazlası anneden gidiyorsa ve bunu bebeğine ya da çocuğuna veyahut eşine ya da diğer sevdiklerine olumsuz yönde yansıtıyorsa hiç gereği de yok bu kısıtta yaşamanın.
Ben yaşamamış olsam da bu kısıtı, yine de o görünmez sınırların kalkmasından memnunum. Delinen kuralların verdiği bir rahatsızlıktı işte bende yarattığı...
O sebepten bitti ne güzel diyorum..
40 ı uçurduk tarumar ettik...
40 günün en az 30 gününde dışarıya, büyük çoğunluk da açık hava ortamlara rahatça çıkabildiysek ve hatta dışarıda evde olduğumuzdan daha rahat edebildiysek şunun sayesinde...


Yenidoğan taşımasından en baba sling The baba sling... Sadece ilk üç ay kullanmak için almıştım. Ergo baby carrier da 3. ay sonrası için sırasını bekliyor.
Kimi zaman sadece evimizin karşısındaki parka gittik, ya da bizim mekana...
Gittiğimiz iki AVM oldu, Kanyon ve Astoria. Kanyon açıkhava oluşundan, Astoria ise sakin oluşundan sebep... Buralarda da fazla oyalanmamak esastı ve sabah erken saatte gitmek...

Her yerde bebeği sling içinde taşırken rahatça emzirdim, en uzun uykularını uyudu İpek içinde... Çünkü slingin içinde uyuma pozisyonunda anne karnındaki gibi etrafı sıkı, yarı karanlıktı ve anne sıcaklığını alıyordu. Üstelik dışarıdan da bebeği izole ediyorduk. Şaşkın bakışlardan, sahilde esen rüzgardan ya da güneşten ve bazen de kalabalık sayılabilecek bir ortamın havasından izole ediyordu. Velakin çok rahat ettirdi bizi...

40 gün biterken özlediklerim ve halen kavuşamadıklarımdan aklıma gelen ilk üç şey...

***Yoga
Bol terlemeli bir yoga sonrası uzandığım shavasana...
Çok özledim hem de...


***Eski kıyafetlerim
Halen giyemiyorum birçoğunu. Çevremdekiler doğum sonrası eski haline kavuşmuşsun dese de tartının gösterdiği +5 kg nun bedenimi nasıl ve ne zaman terkedeceği merakımı celbediyor...
Terketmeliler... Mümkünse Can'da olduğu gibi yine kendiliğinden doğalından olsun bu süreç...

ve
***Uyku... Max 3 saat ile sınırlıyım, İpek uyanmasa bile süt sağmak için kalkmam gerekiyor.

40 gün biterken yeniden kavuştuklarımdan aklıma gelen ilk 3 ise...

***Kitap okuyamayacağımı düşünürken bol bol kitap okuyabilmek.
Evin her odasında bir kitap ya da dergi bulunuyor diyebilirim. Her odada bir de emzirme yastığı olsa ve odadan odaya taşımasam ne iyi olacak. Birer de emzirme koltuğu lütfen, emzirme yastığı yine taşınıyor da emzirme koltuğu pek taşınır ve yer bulunur gibi değil...

***Kek börek poğaça türünden bir şeyler yapıp evde hazır bulundurabilmek...
Bütün ev ahalisi çok memnun bundan, ben dahil. Hep açım çünkü... Kahveler ustasından kekler benden uygulamamız sürüyor böylece
IMG_4196IMG_4189




IMG_1198
***Blog dostları buluşmalarımız...
Hiç ara vermeden kavuştuğum güzellik, hepsini toplu halde bir başka yazıda ekleyeceğim kısmetse...

9 Ağustos 2011

1.AY GEÇERKEN...

İpek Kız ile ilk ayımızı tamamladık. Alışma süreciydi bu, 4 yıldan sonra anneliğe yeniden...
2. gün eve geldiğimizde tek çocuk neyimize yetmiyordu diye geçirecektim içimden doğum sonrası duygu karmaşasından sebep muhtemel, Can ile yeterince ilgilenemediğimi görünce...
Çok geçmeden ise rahat anne olmayı keşfedecektim ve her şey çözümleniyordu böylece...

Büyüklerin 40 gün lafını da dinlemeyen rahat anne...
Gezmeye alışan papuç yerinde durmaz hesabı...
Bebesiyle oğlu için çizgifilm sinemasına giden ve çok keyif alan,
İlk şehirler arası yolculuğa 3 haftalıkken çıkan
İlk ev gezmelerini yapan...
Bütün bunlardan çok keyif alan, ruhen rahatlayan bunu da kızına aktaran anne...

Kısmetimizmiş ki gezmeyi seven bir kızımız var. Umarım bu hep böyle devam eder...
Gezgin aile 4 kadro ile yola devam eder...
IMG_1692


10 Temmuz 2011

DOĞUM HİKAYEMİZ

2 Temmuz Cuma günü bile doğabilirdi İpek Kız...
Muayene bulgularımız normal doğum yapmam için uygundu.
Pasif sancıların olması gereken kısmı ben sancısız geçirmiş aktif sancıların gelmesini bekliyor durumdaydım çünkü. Ancak doktorumuzdan iki gün daha izin istedim. Biraz Can'ın doğumundaki benzerlikten cesaret alarak biraz da risk alarak yaptım bu işi.
Aktif sancıların başlaması kimbilir ne zaman olacaktı. Can'ın doğumunda aktif sancıların başlaması ile doğumun gerçekleşmesi arasında geçen süre 1 saat idi maximum.
Aktif sancılar gece yarısı ya da haftasonu başlar ise 1 saat içinde doktorumuzun hastaneye yetişmesi zor olacaktı. Zira artık yazlık evine geçmiş, İstanbul merkezine daha uzak oturur durumdaydı.
İçimde belki hep uhde kalacak olan kararı aldık İpek Kızımızda da. Suni sancı olarak bilinen birhayli seyreltilmiş oksitosin hormonunun minimum dozlarda damardan serum olarak verilmesiyle başlayacaktı doğum hikayemiz... Dakikada 4 damla sadece.
Bu kararı alırken doktorların göz önüne aldıkları tablo şudur. Puanlama rahim ağzının doğuma hazır olup olmadığının değerlendirilmesidir.

Skor
Değişken0123
PozisyonArkaya doğruOrtadaÖne doğru
KıvamSertOrtaYumuşak
Silinme (efasman) (%)0-3040-5060-70>80
Açıklık (cm)Kapalı1-23-4>5
Bebeğin seviyesi-3-2-1+1,+2

***Değerlendirme sonucu elde edilen skor 5'den az ise indüksiyonun başarılı olma şansı çok düşükken 9 ve üzerindeki skorlarda çok büyük bir olasılıkla başarı elde edilecektir.

***Bilgiler www.mumcu.com sitesinden alınmıştır.
Cuma günü başlatabilecek olan işlem pazartesi başlatılacaktı. Haftasonu bu işleme gerek kalmadan kendi sancılarımın gelmesini bir taraftan istedim bir taraftan ise doktorumun yetişememe ihtimalinden korkarak istemedim. Cuma gecesini sancı hissediyorum, doğum başladı rüyalarıyla geçirdim. Cumartesi ise önceki gecenin uykusuzluğundan rahat uyudum. Hem cumartesi hem de pazar günü denize gittik. Evde duracak durumum yoktu, dikkati dağıtacak birşeyler yapmalı, dışarı çıkmalıydık. Çok da faydası oldu, deniz kenarında okudum, günlüğümü yazdım. Can'ı kumda oynarken seyrettim. İpek'imin hareketlerini doyasıya hissetmeye çalıştım, birlikteliğimizin son günlerinin kıymetini bilmeye çalışarak... İpek'e kavuşmak istiyordum bir taraftan ama bir taraftan da onu karnımda taşımaktan memnundum aslında. Kararsız bir haldeydim. Günümüzün geçmesinden sebep onu tehlikeye atmak(kakasını içerde yapma hikayesinden sebep) istemiyordum. Ama bir o kadar da kendi seçtiği tarihte doğsun, doğal bir normal doğum olsun istiyordum...
Çok şey istedim, hepsi olamazdı imkanı yoktu ama çoğu oldu... İpek'in kendi vaktini saatini kendisi seçmesinin dışında...
Normal doğum isteğim gerçek oldu evet ama istediğim gibi doğal başlamadı süreç. Dakikada 4 damla suni sancı serumu ile sınırlı olsa da yapay bir başlangıç atılacaktı doğumun başlaması için...

IMG_6115
4 Temmuz sabahı saat 09.00 a doğru hastanedeydik. Doktorumuzla doğumhanede buluşacaktık. Asansörde eşimin üzerindeki uğur böceğini farkettim. Şu koca şehrin ortasında uğur böceğinin işi de ne idi :) Bu ve bunun benzeri olayları son hafta içinde yaşadık. Uçup da omzuma konan ve gitmek bilmeyen güzelim kelebek ve evimizin içine kadar çekinmeden girip evi dolaştıktan sonra kendi dileğince yavaşça giden Kumru kuşu gibi... Üzerimdeki annelik hormonlarının etkisi miydi neydi bu???
DSC05548
Doktorumuzla buluştuk. Beklediğimiz gibi doğum için başlıyoruz dedi. Can'ın doğumunda da böyle olmuştu. O vakit bilmiyorduk yanımızda ne hastane çantası vardı ne birşey. Bu sefer doktorumuzun yöntemini bildiğimizden hastane çantamız, bebek şekerlerimiz, ikramlarımız, kurabiye standlarımız ile tam teşekküllü gelmiştik hastaneye... Doktorumuzun bu yöntemi bir taraftan iyiydi, hiç habersiz gidip heyecan yapmadan sakin bir uykuyla dinlenmiş bir halde normal doğum sürecine giriliyordu. Ama bu yöntem sadece ilk bebekde işliyordu. Deneyim kazanmış anne aynı doktora 2. doğumu için gidiyordu bu kez. Heyecan vardı ancak buna rağmen iyi uyudum pazar gecesi, sadece sabaha doğru uykum kaçınca çareyi bloğa yazı yazmakta bulmuştum:)
Doğumdan 4 saat önceki yazım burada :)

Saat 09.00'dan 10.00 a kadar geçen sürede yatış işlemlerimiz yapıldı. Damar yolu açılması sırasında zorlandık. Damar yolumun bulunması zor oldu ve ben bu esnada bir tansiyon düşmesi yaşadım. Hemşirenin ilk denemesi sırasında iğneden ve bu tür işlemlerden hiç korkmayan ben sanırım işlemin biraz acılı olmasından kendimi sıktım ve bir anda fenalaştığımı hissettim. Üstelik o kadar zahmet boşa gitmişti. Damar yolu bulunamadığından açılamamıştı. Biranda seslerin zayıfladığını kendimden geçmek üzere olduğumu hissettim. En son 3 yıl önce dişçi koltuğundayken böyle olmuştum. Yastıksız yatıp kendimi iyi hissedinceye kadar beklenildi. 2. deneme başarılıydı. Damar yolu bu kez ben yatıyor haldeyken bulundu. Bu kısımda yaşadığım fenalık hissi bende hafif bir moral bozukluğu yaşattı. Kendimi çok iyi hissediyorken biranda kötü hisseder duruma gelmiştim, işin başından daha böyle olması keyfimi kaçırmıştı.
Serum takılıp oksitosin verilince yeniden keyfim yerine geldi. Doğum sancılarını acaba ne zaman hissetmeye başlayacağım merakı başlamıştı. Bu esnada saat 10:10 idi. Eşimle biraraya geldik serum işlemi sonrası. O da heyecanlıydı. Can oğlum ise evde babannesi ileydi. Ona bir önceki akşamdan anlatmıştım. Yarın hastaneye gideceğimizi, kardeşinin artık doğum vaktinin geldiğini, doktorun yardım edeceğini, bebeğin karnımdan artık çıkacağını anlattım. Ertesi sabah biz evden ayrılırken uyuyordu halen.
Eşimle sohbetten sonra o dışarda ben doğumhane de kaldım. 11 gibi doğum sancılarım yoklamaya başlamıştı sanki. Su kesemiz açıldı bu arada. Kesenin açılmasıyla birlikte sancılar tam yol ileri deyip coşuyorlar sanki. 11.30 gibi evet artık doğum sancılarım vardı ve çok fazla ara vermeden geliyorlardı. Süresi de uzuyordu. Hemşireden yelpaze tarzında birşey istedim. Sancılar geldikçe yelpazelenerek kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. 10 dakika sonra artık kontrolümün yapılmasını istedim, çünkü sancıların sıklığı ve uzunluğu çok artmıştı. Normal koşullarda serum verildikten minimum 2 saat sonra kontrol yapılır. İlk doğumumda da açılmanın çok hızlı olduğunu anlatıp ebeyi ikna ettim kontrol için ve kontrol sonucunda 7 cm açılma ile doğum masasının hazırlanmasına başlandı. Masaya geçtiğimizde rahim açıklığı 8 cm olmuştu bile. 10 dakika doktorumuzun aşağıya inmesi için bekledik ve 12.00 de ıkınma aşamasına geçmiştik. Sanki ilk kez doğum yapıyormuş hissini yaşadım bu kısımda. Çünkü Can'ın doğumunda bu aşamayı o kadar kolay geçirmiştik ki, Can'ın doğduğunu bebek ağlaması ile anlamıştım. Epidural kullanılmadığı halde durum böyleydi. Oysa ki İpek Kızın doğumunda öyle olmadı hiç. Doğum masası aşamasında ki rahatsızlık ve sancılar had safhadaydı. Uzun yıllar yoğun spor yapmış olmanın ve hamilelik öncesi yaptığım yoganın faydasını bu aşamada gördüm. 12.07 de İpek Kız doğmuştu. Sadece fiziksel bir fayda değildi sporun ve yoganın bana sağladığı...
Zor koşullarda devam etmenin gücü, dayanma iradesiydi benim en büyük yardımcım. Bu kısım normal doğumun tek olumsuz tarafı. Herşey kısa süre içerisinde olup bitiyor ve sonrasında müthiş bir huzura rahatlamaya kavuşup yeniden dünyaya geliyorsunuz. O kısa süre boyunca iradenizi, gücünüzü korumanız, herşeyin gelip geçici olduğunu enerjinizi direncinizi koruyup durmadan yola devam etmeniz gerektiğinizi bilmek gerekiyor. Diğer türlüsünü düşünemiyorum. Bir köprüden geçiyorsunuz, köprünün ortasındasınız, geri dönüş yok biliyorsunuz, ilerlemeniz gerekiyor, tek çareniz bu, ancak yürümek hiç kolay değil. O halde yürümeyeceksiniz, nefesiniz tükeninceye kadar koşacaksınız :))))
4 yıl kadar önce Can'ı aynı doğum masasında dünyaya getirdiğimde görevlilerden biri 2.çocuk isteyip istemediğimi sormuştu doğumun hemen peşinden. Eğer böyle olursa tabi ki isterim cevabını vermiştim. Aynı soru İpek Kızın dünyaya gelişinden hemen sonra sorulsaydı cevabım hayır olacaktı muhtemelen. Oysa ki Epidural Anestezi gibi bir seçenek var ve ben bu opsiyonu hiç kullanmamıştım. Zor kısmı da yaşamak istemiyorum diyenler bu opsiyonu da pek ala kullanabilirler.

İpek kızın doğumuyla içim birden boşalıvermişti, yeniden doğmuştum ben de... Ufacık bir kız idi. 3.250 gr, 53 cm. Bebek hemşiresi ilk müdaheleyi yaptıktan sonra yanıma getirdi, ufak bir öpücük kondurdum yanağına ve bir süreliğine ayrıldık...
IMG_6295
Doğumhaneden tekerlekli sandalye ile ayrılırken 4 yıl önceki aynı hisle doldum. Biraz öncesinden başlamıştı bu durum. Konuşurken ağlamaklı oluyordum. Doğumhaneden çıktığımızda oğlum babasının kucağında beni bekliyorlardı. Ve artık tutamadım... Direnen gözyaşlarım 4 yıl önceki gibi yine aynı yerde aynı asansörde ve aynı koridorda ta ki odamızın kapısına kadar sürecekti. Bu kez kendimi tutmam gerekiyordu, oğlumun beni bu halde görmesini istemiyordum, yüzümü kapatıyordum. Gözyaşlarım akarken yüzüme gülücük kondurmaya çalışıyordum. Can'a açıklamalar yapıyordum bir yandan. Ağladığımı Can'ın farketmesinden korkuyordum. Neden ağladığımı ben bile bilmiyorken ona durumu nasıl açıklayabilirdim...

Ve ben artık iki çocuk annesiydim. İki parçaydım. Kızımla o geceyi hastanede geçirirken evdeki oğlumu düşünecektim. Evde oğlumla oynar iken içerde uyuyan kızımda olacaktı kulağım. İki parçaydım artık... Birleştirmek mümkün müydü parçaları?






5 Temmuz 2011

DOĞUM

İpek Kızımız dün öğlen 12.07 de dünyaya geldi...
Şimdi evimizdeyiz, o dünyaya alışmaya çalışıyor. Ben ise yeniden taze anne olmaya...
Herşeyi baştan hatırlamam gerekiyor. Bir taraftan Can'ı ihmal ediyorum kaygıları taşıyabiliyorum... Ama tez vakitte bu şaşkınlığı atıp tecrübem var diyebileceğim kısmetse...
Doğum hikayemiz yakında...

4 Temmuz 2011

Doğum Öncesi Gelen Enerji İle Neler Yapılır?

Doğumun yaklaştığının belirtilerinden biridir o biranda gelen aşırı enerji yükü...
Uzmanı şu şekilde açıklıyor bu enerjiyi...

Aşırı enerjik olma
Tüm hamileliğiniz süresince kendinizi çok bitkin ve yorgun hissedebilir ve fırsat bulduğunuz her an ufak bir şekerleme yapmak gereksinimi duyabilirsiniz. Bu hamilelikte çok nadir krşılşılmayan bir durumdur. Ancak bir sabah uyandığınızda kendinizi bir anda çok enerjik hisseder, temizlikten alışverişe pekçok işi yapak için koşuşturur vaziyette bulursanız şaşırmayın. Pekçok kadın doğumdan kısa bir süre önce bu şekilde hissetmektedir.

Yapamayacağınız iş yoktur o enerjiyle...
Evinizi baştan aşağı temizleyip camlarınızı hiç temiz olmadığı kadar temiz hale getirebilirsiniz...
Kmlerce yol yürüyebilir, yüzebilirsiniz...
Alışverişe çıkabilir, girilmedik mağaza çarşı pazar bırakmadan eve dönebilirsiniz...
Ya da benim gibi kendinizi mutfağa atıp bir süre uzak kalacağınızı da bildiğinizden uzun süredir yapmayı isteyip de yapamadığınız lezzetleri pişirebilirsiniz...IMG_5801
mini fındıklı tarçınlı kurabiyelermini fındıklı tarçınlı kurabiyeler

Ama yine uzmanları der ki o enerjiyi boşa harcamayın, çünkü o size doğum öncesi verilmiş bir lütufdur. Kendinize hakim olmayı deneyin ve enerjinizi doğuma saklayın...

Ben bu enerjiyi önce bu işlerde kullanıp sonrasında ise iki günlük deniz maceramızda geri aldım. Denize gider iken hastane çantamız her daim arabada idi. Ben o heyecan ile yerimde duramazdım. Doğum sonrası bir süre gidilemeyecek deniz keyfinden Can'ı mahrum etmek haksızlıktı. Her akşam denizden dönerken gitmeyelim biraz daha kalalım diyerek ayrıldı.

IMG_5973
Enerji diyordum.
Bugün o enerjiyi kullanma vaktidir...
Can'da yaşadığım gibi herşey...
5 dakikada bir gelen ama henüz rahatsız etmeyen sancılar ile birazdan hastanenin yolunu tutacağız...
Bu ne rahatlık Pınar Hanım demeyin...
Rahat olsam şu saatte ev ahali gibi uyuyor olur, erkenden kalkıp heyecanımı yazarak atmaya çalışmazdım sanırım :)
İpek Kızımızla beraber sağlıcakla geri dönmek dileğiyle...


1 Temmuz 2011

9 AY + 12. GÜN: KABAKLI POĞAÇA :)

9 ay +12. günün doktor kontrolünde İpek Kız artık gelmeye niyetlendiğinin sinyallerini verdi bize. 2 günde nasıl böyle bir değişim oldu aklım almıyor.
Doktorumuza kalsa bugün bile doğumu başlatabilecekti, ben de bebek de hazırdı buna... Ama beklemeyi seçtik... İpek Kız ile bir haftasonunu daha birlikte geçirmeyi...
Pazartesi sabahı kontrollerimizin akabinde muhtemelen bu macera başlayacak...
Maceranın uzun sürmemesi ve abisi gibi İpek Kızın da çabucak yolları aşıp sağlıcakla aramıza katılması dileğimiz...
Maceranın pazartesinden önce başlaması da bir başka olasılık... Her iki opsiyon da kabulümüz:)

Bu haberlerle doktordan ayrılırken pek mutluydum. Bu sefer bir heyecan başlamıştı. Tatlı bir heyecan:)
Ancak iki gün öncesinde 9ay10günün tamamlanışı ile yavaştan da elim google da miyadın dolması ile ilgili yazıları aramaya başlamıştı... Yazıları okumakla birlikte keyfim kaçar gibi olunca kendimi meşgul edecek birşeyler bulmalıyım ve bu konuyu rafa kaldırmalıyım dedim.
Kabaklı Poğaça bu arayışın ürünü işte:)

IMG_5704
Tarif Lezzet dergisinin Tuzlu İkramlar ekinden...
Un miktarını ve maya türünü değiştirdim ben. 4 su bardağı yerine 5 su bardağı un kullanmış oldum. Yaş maya yerine ise instant kuru maya. Harcında geçen dereotunu ise tamamen çıkardım, siz seviyorsanız yarım demet dereotu ekleyebilirsiniz.

Malzemeler:

5 su bardağı un
Yarım paket instant maya
1 yemek kaşığı toz şeker
1 su bardağı süt
1 çay bardağı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı tuz
1 yumurta + 1 yumurtanın beyazı(sarısı poğaçaların üstüne)

Harç İçin: 2 kabak, 1 soğan, 1 çay bardağı ufalanmış beyaz peynir, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, tuz, karabiber.

Üzeri İçin: 1 yumurtanın sarısı, beyaz haşhaş

IMG_5699_resize
Yapılışı:
Hamur için geçen malzemeleri karıştırarak pürüzsüz kıvamda bir hamur elde edinceye kadar yoğurun. Üzerini nemli bir bezle örtüp hamuru yarım saat dinlendirin. Bu sürede siz harcınızı hazırlayın. Bunun için kabaklar rendelenir, fazla suyu sıkılarak dökülür. Soğan ince kıyılarak tencereye alınır, kabakları da ekleyip zeytinyağında 5-10 dk kadar kavrulur. Kabak bu aşamada hiç su vermiyor, daha önceki sıkma işleminden dolayı. Kavurma işleminden sonra ocaktan alıp içine ufalanmış beyaz peyniri ilave edin. Tuz ve karabiberi de eklediğinizde harcınız hazır. Harç sıcaklığını kaybetmeden poğaçaları yapmaya geçebilirsiniz. Böylece daha çabuk mayalanacaklardır. Hamurdan mandalina büyüklüğünde parçalar koparıp elinizde açarak içine harcınızdan koyup kenarlarından üste doğru kapatın. Fırın kağıdı serilmiş ya da yağlanmış tepsiye aralıklı olarka dizin. 1 saat bekleyin. Bekletme süresi bittikten sonra poğaça hamurlarının üzerlerine yumurta sarısı sürüp haşhaş serpiştirin. 170 dereceye ısınmış fırına verin. Üzerleri kızarıncaya kadar pişirip servis yapın.
IMG_5787

30 Haziran 2011

9 AY + 11. GÜN: BEAUTIFUL DAY

Dün aşağıdaki yazıyı yazmıştım, ancak bloggerdaki bir hatadan dolayı bir türlü yayınlayamadım. Yazılmış madem yayınlayayım istedim. Günün ilerleyen saatlerinde de bir başka yazı ekleyeceğim :))))

Dün ki yazı:
İpek Kızın 9 ay 10 günü tamamladığı gün bugün...
Aylar aylar önce hamile olduğumu ilk öğrenip de takvime sarıldığımda karşıma çıkan, mim koyulan tarih...
Etrafımda ki erken doğumlara, Can'ın 5 gün erken doğuşuna ve 2.bebeklerin daha erken gelir, kız bebek daha erken doğar söylemlerine yıktı geçti İpek Kız...
Beklemeyi seçti bir süre daha...
Yeter ki kendisinin seçtiği süre ile doktorumuzun ona tanıdığı sürenin sınırları çakışmasın. İpek kızın kendi süresi doktorumuzun tanıdığı sürenin altında olsun...
001bap
Abisinin doğumu gibi güzel bir doğum olsun diye diledim hep...
Bir haftaya kalmadan gerçek olsun bu dilek hayırlısıyla...

Yaz mevsimi güzel...
Hayat güzel...
Günler güzel...

Hoparlörden bol tekrar dinlediğim şarkının enerjisiyle yola devam...

U2- Beautiful Day...

............

It's a beautiful day
Sky falls, you feel like
It's a beautiful day
Don't let it get away

.................
You love this town
Even if that doesn't ring true
You've been all over
And it's been all over you

It's a beautiful day
Don't let it get away
It's a beautiful day

Touch me
Take me to that other place
Teach me
I know I'm not a hopeless case

See the world in green and blue
See China right in front of you
See the canyons broken by cloud
See the tuna fleets clearing the sea out
See the Bedouin fires at night
See the oil fields at first light
And see the bird with a leaf in her mouth
After the flood all the colors came out

It was a beautiful day
Don't let it get away
Beautiful day


27 Haziran 2011

GERİYE SAYIM 3 GÜN- DENİZ SEZONUNU AÇTIK...

Günübirlik de olsa deniz sezonunu açmış olduk geçtiğimiz Cumartesi geriye sayım 5. günde...
İpek madem henüz teşrif etmedi deyip Kilyos sahillerinin yolunu tuttuk...
Hepimize çok iyi geldi bu gezi...
Denizin hem ruha hem bedene verdiği şifa ile...
DSC05472DSC05514

Can ile babası kocaman bir kale yaptılar sahilde...
En sevdiği uğraşlardan biri toprakla kumla oynamak...

Ameliyattan geriye mızmızlanmalarımız ve biraz da hastalık psikolojisi kaldı sanırım. Boğaz+kulak ağrıları 10.gün itibariyle sona erdi ancak şimdilerde de diş ağrısından bahseder oldu bir iki gündür :( Bu durum devam ederse dişçiye görünmemiz şart.

Bu psikolojiyi atmaya çalışıyoruz şimdi de. Düşüp de dizi sıyrılsa en az bir yarım saat ağlar oldu. Eskiden böyle değildi durum, düşse bile devam ederdi kaldığı yerden, uzun ağlamalar yoktu...
Bu durumun da tez vakitte düzelmesi dileğim. İpek doğmadan önce bu yönde bir şifaya da ihtiyacımız var.

DSC05518

DSC05491

İpek ile biz de deniz kenarında şemsiye altında manzaranın ve dalgaların sesini dinlemenin keyfini çıkardık... Bu hafta sadece denize şöyle bir girip çıktık, suyun tadına baktık...
DSC05486

İpek Kızı artık bu haftadan itibaren ikna çalışmalarına başlamamız gerekiyor, eğer gelmeyip biraz daha keyif yapmak ister ise...

Yüzmenin doğumu çabuklaştırdığı söylenir. Eşimin teyzesi ilk hamileliğinde denizden çıkıpta doğuma gittiğini anlatır.

İpek kızın elbet geleceği bir vakti saati vardır ancak o vakit bu haftaiçi olmaz ise, her haftasonu bol bol yüzerek geçecek benim için demektir:)

Geriye Sayım 4 Gün ise Polonezköy taraflarında doğayla içiçe geçti. 2.Köprüden çıkar çıkmaz saptığımız Çavuşbaşı-Polonezköy yolu boyunca İstanbul'dan çok uzaklara gittik sanki. Ormanın şifasına kavuştuk yol boyunca ve kahvaltı süresince . Havanın yağışlı oluşu ve serinliği ile birlikte, Karadeniz'den diyarlara ışınlanmıştık sanki bir anda köprü sonrası...
IMG_5527

Kahvaltıyı derenin manzarasında açık havadaki ahşap balkonlarda yaptık, ağaçlar altında.
IMG_5484

Doğanın içindeydik gerçekten, sağımızda solumuzda onlarcasını gördüğümüz bu tırtıllar ile mutlu olduk. Gerçekti, doğaldı... Hepsi bir süre sonra şahane birer kelebek olacaklardı...
IMG_5609

Polonezköy'den yola çıkıp Pendik taraflarına gidelim dediğimizde ise yol üzerinde solumuzda beliren göl bizi kendine çekecekti. Zaman zaman yağmurlu, zaman zaman ise güneşten gökyüzüne bakamadığımız vakitler vardı. Ama rüzgar her daim vardı ve bu uçurtma demekti bizim için... Tam vaktiydi, bir başka şifa kaynağı oldu bize...
IMG_5658IMG_5652

22 Haziran 2011

GERİYE SAYIM SON HAFTA

Can geçtiğimiz cumartesi yani 4 gün önce Bademcik+Geniz eti ameliyatını oldu... Olma sebebi bademciklerinin haddinden büyük olması solunum yollarında kışın özellikle geniz eti ile birlikte tıkanma oluşturması idi. İri bademcik sahibi olunduğunda aynı zamanda geniz eti de benzer büyüklükte oluyormuş. Operasyon sonrası alınan bademcik ve geniz etlerini gördüğümüzde böyle olduğuna şahit olmuş olduk gerçekten de...
Yoksa bize hiç problem çıkarmadı bademcikleri şimdiye dek. Bilakis onu korudular belki, arkadaşları bademcik enfeksiyonu geçirirken o geçirmedi çoğu zaman. Ancak genizden konuşması ve gece horlamaları yüzünden rahat uyuyaması, beslenme zorluğu da olumsuz tarafları idi. Yazın değil ama kışın bizi zorlayan tıkaçlar oldular hayatımızda...

En basit operasyonlardan biri sanırım bademcik+geniz eti alınması, Can'ın odasından ayrılması ve uyanmış halde dönmesi yarım saat sürdü. Ama iyileşme süreci ve sonrasında yarattığı ağrılar, yeme&içme güçlüğünü göz önüne aldığınızda da en zor geçirilen operasyonlardan biri olduğunu gördük yaşadık... Operasyon kararı öncesinde çevremdekilerle paylaşıp deneyimlerini öğrendiğimde olumsuz cevapla pek karşılaşmadım. Herkes operasyon sonrası bol bol dondurma yeme imkanına kavuştuğundan bahsediyordu. Bu hoşa giden birşeydi.
Eşim de bu gruptandı. Arada bir fark vardı eşim ve sorduğum kişiler bu operasyonu 7-8 yaş üzerinde olmuşlardı. Can ise yaklaşık 4 yaşındaydı ve dondurma ile de arası iyi olan bir çocuk değildi...

Ameliyat sonrası zordu, hem de çok zor. Bugün 5. günümüz. Bu kadar ağrılı ve zor bir süreçten geçeceğimizi bilsek böylesine rahat gidemezdik hastaneye ameliyat öncesi.

Can'a ameliyat öncesi bu durumu uygun bir dille anlatmam gerekiyordu. Bir AVM deki oyuncakçının kitap reyonlarında dolaşırken şu kitaba rastladım.
Erken_ocukluk_Kitapl_Hastanede_en_ucuz____hastanede_739

3-6 Yaş arası çocuklara uygun, anlayabilecekleri bir dile sahip olan bu kitabı alıp defalarca okuduk. Kitap, Tubitak Yayınlarından. Bir çeviri olan kitapta kahramanımız Murat kulak ağrısı çekiyor, doktora gidiyor, ameliyat durumu oluşuyor, ameliyatını oluyor, ağrısız bir şekilde evine dönüyor. Kitap hastanede nasıl bir ortam olduğundan, bir ameliyattan önce ve sonra neler yaşandığından bahsediyor. Çocukların uzun uzun bakabileceği, bir şeyler öğrenebileceği ve üzerinde konuşabileceği ayrıntılara, resimlere sahip bir kitap. Sayfalar arasına gizlenmiş sarı ördekçiği bulma oyununu Can çok sevdi.
Bu sebepten Can'da ameliyat öncesi en ufak bir olumsuzluk yoktu. Biraz hava koklayacaktı, uykuya dalacaktı o kadar. Sonrasını ne o ne de ben böyle düşünemezdik...

Ameliyat sonrası ağrıyla geçecekti. İlk yudum suyunu ancak ertesi günün akşamı içecekti, ardından ise bir kinder süt dilimi yiyecekti sadece. O bitkin sesiyle yatağından kalkıp anne bak ben artık iyileştim yiyebiliyorum içebiliyorum dediği an bir mucizeydi sanki.
"Bana kinder süt dilimi verebilirsin artık".
İlk istediği şey bu olmuştu. Doktor yesin yeter ki soğuk olsun yediği şeyler dediği için soluğu buzdolabında almıştım bile. Oysa ki bu sevincim kısa sürecekti, bu isteğin devamı gelmeyecekti takip eden zamanlarda. Geçici bir iyileşme hissi haliydi sanırım. Her gün yiyebildiği şeyleri not eder hale gelmiştim.
Bademcik operasyonu sonrası yaraların kapanması ve sonra kaplayan kabuğun düşmesi ile geçen iki ayrı süreç var. İkinci sürecin başı da aynı derecede ağrılı geçiyormuş. Yani her gün azalan bir eğilim seyretmiyor ağrı düzeyi. Kişinin yaşına ve iyileşme sürecine göre belli günlerde yeniden ikinci bir pik yapıyor ağrı.

Hiç sevmediğim halde buzdolabını çeşitli danone ürünleri ile, janjanlı ambalaja sahip ürünlerle(çilekli süt...) dolduracaktım. Can'ın marketten ara ara istediği ama kinder süt dilimi haricinde alınmayan ürünlerle.
Sadece bir kinder süt dilimi hakkımız vardı öncesinde. Gerçekten katkısız olduğuna inandığım bir ürün olmasından sebepti. Ama onu bile bir daha eve sokmak istemiyorum şu an itibariyle... Normal yeme düzenine yeterki geçelim.
Bütün bu istediği sevdiği şeylerden, onca janjana rağmen çok az yiyebildi 4 gün boyunca. Yedikleriyle ancak bir kuşun karnı doyabilirdi. Her su içişinden sonra ağladı. 1. ve 3 gece ağrılarla geçti. 2. ve 4. gece ise iyiydi, bu sabah ise kulak ağrısı ile uyandı. Hemen şurubuna sarıldık. İlk 4 gün boyunca su içmedikçe iyice kuruyan boğazı sonraki denemelerinde daha ağrılı cevap verdi. Ağrı kesici şurubu içmedi, o kadar çok ağladı ki şurubu içmeden önce ya da sonrasında bir daha cesaret edemiyorduk biz de, çünkü ağlaması da iyi değildi boğazı için. Şurup biraz asitli bir yapıya sahipti ve yutarken ağrıyı beraberinde getiriyordu ve tadı da çok kötüydü. Şurubu 4. gün değiştirmeye karar verdim. Evdeki diğer parasametol ve ibufen içeren şurupların tadına baktım ve en beğendiğim tada sahip olanı vermeye başladık. Sonuç olumluydu. Doktorun verdiği şurup ile hemen hemen aynı mg parasetomol değerini içeriyordu. Artık Can çok az bir sızlanma ile içiyordu şurubunu ve böyle olduğu için de şuruptan yarım saat sonraki süreçte beslenebiliyordu.
Ağrıların yoğun olduğu dönemlerde şurup yerine iğne şeklinde ağrı kesiciler tercih edilebilir diye düşünüyorum şimdi. Çünkü çocuğun daha çabuk toparlaması için yemesi içmesi gerekiyor. Özellikle yazın susuz kalmaması çok önemli. Şurupların ise içerdikleri ağrı kesici miktarları çok çok sınırlı. Ve en temel öğeyi suyu dahi içemeyen bir çocuk için acı bir şurubu içmek işkence gibi. Sonrasında o acı tadı gidermek için suyu dahi içemiyorken peşinden.
Her çocuk bu kadar ağrı çekmiyor olabilir. Ama ağrıdan su dahi içemiyor durumdaysa doktoru ile de görüşerek iğne düşünülebilir diyorum şimdiki deneyimimle. Biz bu süreci pes edip ağrı kesici kullanmayarak geçirmiş olduk.

Bugünden sonra herşey daha iyiye gidecek diye umuyorum. Öğlen ağrı kesici şurup sonrası bir kase çorba içebildi. Şimdiye kadar ki denemelerim ya tamamen olumsuzlukla sonuçlanmıştı ya da 4 tatlı kaşığı ile sınırlı kalmıştı.

Şu an itibariyle tek isteğim bebek doğmadan oğlumun eski sağlığına kavuştuğunu görmek. Kaybettiği kiloyu almasını, sesinin yine eskisi gibi güçlü çıktığını duymak istiyorum. Şu anki halsiz sessiz konuşmalarını her duyuşumda gözlerim doluyor, bazen kendimi tutamıyorum da. Ameliyat sonrası ilk iki gün ise daha yoğundu bu durum. O yiyemediği için ben de yiyemedim, su dahi içmek istemedim. O ağlarken ağrı duyarken sakinleşsin kendini iyi hissetsin diye kucağımda gezdirdim durdum. İpek kız bütün bunlara katlandı:( Böylesi İpek bebeğe haksızlık idi ama anne yüreğimle buna da engel olamıyordum. Şimdi yavaş yavaş eski düzenimize kavuştuk neyse ki.

İpek Bebeğe gelince;
2 gün önceki kontrolümüzde, suyumuz normal, nst sonuçlarımız normal idi. Henüz 3 kgyu ancak yakalamış olan İpek Kız bir süre daha rahat yerinde kalacak sanırım. Acelemiz yok bizim de, 1 hafta var 40 haftayı tamamlamamıza daha.

Gelmek için abisinin iyileşmesini ve kendisini mutlulukla huzurla sağlıkla karşılayacağımız günleri bekliyor olsun...

16 Haziran 2011

GERİYE SAYIM 2 HAFTA -İPEK'E HOŞGELESİN PARTİSİ

IMG_5037

4 yıl kadar önceydi, Can doğmadan bir parti yapalım demiştik blog dostları ile, öncüsü Hünerli Müge'm idi...
O vakit ne böyle partilerden haberim vardı öncesinde, ne de hayal edebilirdim verdiği olağanüstü mutluluğu... Bir anneye verilebilecek en güzel moraldi doğum öncesi...

Bu kadar güzel ve özel olacağını düşünmemiştim partinin o vakit. Selen'im davetiyesini hazırlamıştı. Ayşem pastasını kurabiyelerini getirmişti en güzelinden.... Münevver Ablamız o nefis kurabiyeleri yapmıştı, tadını unutamadığım... Ve baton saleleri vardı... YaseminSencer'ini de karnında taşıyıp getirmişti. Berceste Türkiye'de iken ne güzel denk düşmüştü de gelebilmişti buluşmaya.

Ve 4 yıl aradan sonra yine aynı ekip bu kez büyümüş de abi olmaya hazırlanan Can'ın kızkardeşine hoşgelesin demek için toplanacaktık.

Bu mutluluğu bu enerjiyi İpek doğmadan getirip bıraktılar kucağıma bu kezde...
İpek kim peki?
Hani şu geriye sayım 2 haftanın baş aktristi, Can'ın kardeş adayı kızımız var ya o işte...

Can'da iken ev süslemece filan yoktu o vakitler, neyse evdeki masa örtüsü, peçete tabak çanak onlarla bir masa kurmuştum o vakit. Ama şimdi gelin görün ki bizden önce iki bebek partisi daha olmuş, durum şartlar değişmiş, güzelinden bir masa kurmak, süs püs olayına biraz da kız bebeğin etkisinden girmek şart olmuştu.
Böyle olunca aylar öncesinden bende bir düşünce hali başlamış, elimizden geldiğince, vakit elverdiğince birşeyler yapılmış dostlarla başına oturabilecek bir soframız dostların da yardımıyla oluverdi nihayetinde.
5828554110_949f6fb413_z


IMGP2338

Peçete halkamız ailecek ortaya çıkardığımız bir ürün.
Fikir Yasemin'in Sencer'in doğumgününde o güne özel olarak yapmış olduğu peçete halkalarından çıktı... Ben de neden o güne özel peçete halkası yapmıyorum dedim, çok kolay çok pratik oldu. Yeter ki slikon tabancasını kullanmayı bilin ya da kullanmayı bilen bir kocanız ya da yakınınız olsun:)

Davetiyemiz ve günün hatırası olacak zarf içinde not defterlerimiz TEGV den... Biz sadece kurdelemizi bağladık sonrasında... Eğitime ufak bir destek sağlamış olduk.

IMGP2347

Masamız sade pembeden olmasın, yaz bebeği İpek'in sofrasında sarılar da olsun istedim. Çiçeğimiz, peçetemiz, çay tabaklarımız bu isteğin havasına uydu.
IMGP2327IMG_4949

Sıra dostların katkılarına geldi...
Önce Münevver Ablamın o şahane şerbetiyle başlamak istiyorum. Şu an bu yazıyı yazarken ara verip mutfağa gidip kendime bir limonata yapışıma sebeptir... Mürver şerbetinin yerini tutamaz ama nefis körlensin hesabı... Mürver çiçeği ve limonun nefis uyumu, serinletici, ferahlatıcı.
Bir karaf şerbeti tek başıma içebilirim rahatlıkla :)
IMGP2339IMG_5048

Ben buzlu limonatayı bitirmişken sırayı tuzlularımıza verelim.

Münevver Ablamızın tek yaptığı lezzet şerbet değildi, kabaklı muffinler lezzetin devamını getirdi...
IMG_4950IMG_4951

Fadime yine güzelim sarmalarından getirmişti. Öyle ki bu tabaktan geriye kalan son iki sarma dahi babamıza bırakılmayıp bendenize yem oldu.
IMG_5016

Selen Otlu Havuçlu Kek yapmıştı. Yıllar önce yine onun elinden yediğim otlu çörekler benim dereotuyla aramın yıllar yıllar sonra biranda düzelmesine sebep olmuş idi. O vakte kadar dereotlu bir ürünü yemeyen ben artık buzlukta kek çörek yapmak için dereotu bulundurur olmuştum.

IMGP2310

Sofra da tatlılar yoğunlukta olunca ben de tuzlular köşesinde yeralmak istedim.
Yıllar önce bir kez yapıp memnun kalmama rağmen bir daha yapmadığımı o yazıma gelen yorum sayesinde farkettiğim, Sıcak patates pizzası sofrada yer aldı. Tarif burada
IMG_4952

Tatlılar köşesinde birbirinden leziz iki kurabiye vardı.
Tahinli Kurabiye özel istek üzerine Fadime'nin ellerinden çıktı.
IMG_4965

Neslihan Şeftalili Kurabiye yapmıştı. Tereyağı mis kokusu üzerindeydi... Kurabiyeler çocukların da favorisi oldu.
IMG_4988

Elmalı Keki çok sevdiğimi bilen Berceste bu güzelim kek ile katıldı. En büyük boy kek kalıbı ile yapmış olsa da kekten geriye bugün itibariyle lokma kalmamıştır. Üzerine dilimlenmiş bol elma ile bu keki ailecek çok sevdik biz. Benim şimdiye kadar yaptığım elmalı keklerin aksine görünüm olarak da çok güzel bir kek.
IMG_5018

Ve Pastamız...
Ne diyebilirim ki...
Diyecek sözüm yok...
Sarı ve pembeden bahsetmiştim Yasemin'e...
İnsanın kendini pastanın üzerinde modellenmiş olarak görmesinin ne kadar güzel bir duygu olduğundan kimbilir...
O bütün bunları hiç unutmamış olduğunu gösterdi pastayla...
Beni çok ama çok mutlu etti. Can yanıbaşımda idi. Sadece modellemesiyle değil kekin içeriği ile de bize özel bir pastaydı. Vanilyalı kek, limonlu krema ve çilekleriyle...

IMG_4958IMGP2360

Sadece yaptığı bu pasta ile kalmadı çektiği fotoğraflarla imdadıma yetişti. Evsahibi olmaktan mıdır herşeyin son dakika yetişmiş olmasından mı, fotoğraf işi bende en sona kalınca istediğim kareleri çekemedim ama bu eksiği kapatan dostlarım vardı ne güzel... Birbirinden güzel fotoğraflarla bu güzel gün karelere de taşındı.

İyi ki varsınız...
Nice sofralarımız bahanelerimiz olsun buluşmak görüşmek için...
Bir ömür boyu sürsün...
IMGP2341


IMG_4954


Not: Can'ın hoşgelesin partisinin yazısı burada